Anımsayalım 80 yıl boyunca: 'Bugün 23 Nisan/Neşe doluyor insan' dedik alanlarda. BU GÜN, DİYEMİYORUZ. Alanlarda değil, sınıflara hapsettik 23 Nisanı… Bu yetmiyormuş gibi TBMM'deki özel gündem bile yakışmadı çocuklarımızın bayramına…

***

Öğretmen yazar Muzaffer Dostla söyleştim. İşte sorularım ve yanıtları:

1-(M.K.) Benim gibi siz de ailesinde 'Köy Enstitülü Öğretmeni' bol birisiniz. Kuruluşunun 82. yılında neler söylemek istersiniz?

(M.G.) -17 Nisan 2022 Köy Enstitülerinin kuruluşunun (17 Nisan 1940) 82. yıl dönümüydü. Atatürkçü Düşünce Derneği Çorum Şubemizde hüzünlü bir kutlama-anma yaptık. Oysaki yüzyıllarca uyutulmuş, yoksul ve eğitimsiz bırakılmış Anadolu köylüsü; köy enstitüleri sayesinde bin yıllık uykusundan uyandırılmış, kendi ekonomik özgürlüğünü kendi kazanacak konuma getirilmişti. Ama ne yazık ki bu uyanış, aydınlanma ve coşkulu imece kimilerini rahatsız etti. Köylülerin bu gibi aydınlanma sürecinden rahatsız olan toprak ağalarının, Cumhuriyet karşıtlarının ve din bezirganlarının çıkarları bozuluyordu. Düzenleri bozulanlar, dış güçlerin de desteğiyle, yerli işbirlikçileri de yanlarına alarak Enstitüleri komünist çakaralmazıyla yoğun bir karalama kampanyasına giriştiler. Sonuçta Meclisteki toprak ağalarının, cumhuriyet karşıtlarının dinci kesimin desteğiyle köy enstitülerini Dönemin iktidarı olan Demokrat Partisine 27 Ocak 1954 tarihinde kapattırdılar. Köyümüzden Çıkrık'ta otuz üç Köy Enstitülü öğretmen yetişmiştir. İki ağabeyimden Mehmet ve rahmetli olan Süleyman ağabeyim; yine rahmetli olanlardan iki amcam Cemal Akbulut'la Hamdi Akbulut; Ekrem Dayımın oğlu İsmet Çetintürk; akrabalarımdan iki halamızın eşi Mustafa Aykaç'la Mustafa Yalçınkaya ve yine akrabalarımızdan Cahit Bellek, Ömer Poyraz, Mehmet Gürgen köyümüzden Köy Enstitüsünü bitirmiş öğretmenlerden bazılarıydı.

Köy Enstitüleri salt eğitim alanında kalkınmayı öngörmüyordu. Kalkınmanın temelinin eğitime oturtulmasıyla; topyekün kalkınma hedeflenmişti. Köy Enstitüleri; eğitim, öğretim ve üretim üçlüsünü at başı yürütüyordu. Bunun sonucunda da ülkemizde sosyal, ekonomik ve kültürel yapılaşma sağlıklı bir biçimde gerçekleşecek, ülkemiz kalkınma sorununu çözümlenmiş, kalkınmış ülkeler arasındaki saygın yerini almış alacaktı. Ne yazık ki, Köy Enstitülerinin açılışından kısa bir süre sonra kapatılmasıyla köy çocuklarının eğitim yolu kapanmıştır. Salt benim köyümde 14 yıllık Köy Enstitüleri döneminde 33 öğretmen yetişmesine karşın: sonraki 50 yıllık süreçte o kadar öğretmen yetişmemiştir. Bunu ülkemiz geneline orantıladığınızda yitimlerin boyutu daha iyi anlaşılacaktır. Köylerden başlatılan kalkınmanın hızı kesilmeseydi, köylü köyünde ürettiğini kooperatifleşme yoluyla değerlendirerek varsıllaşacak; sosyal, ekonomik ve kültürel kimliğine kavuşacaktı. Her yörenin, ya da bölgenin yeraltı ve yerüstü zenginlik kaynakları ekonomik olanakları doğrultusunda değerlendirilerek fabrikalaşmalar da kırsal alanlara kaydırılacak, köyden kente göç, bu boyutlara varmayacaktı. Oysa ki tüm bu olumsuzluklar kırsaldan kentlere göçü hızlandırmıştır. Köylü; evini ocağını, köyünü bucağını terk edip büyük kentlerde iş, yol, su, elektrik, eğitim, sağlık ve sosyal hizmet arayışına düşmüştür. Köy Enstitüleri kapatılmasaydı tüm bu hizmetler köye, köylünün ayağına getirilecek, köyler böylesine boşalmayacak, kentlerin yarısından fazlası da gecekondulaşmayacaktı. Bir zamanlar ülke nüfüsunun yüzde yirmisi kentlerde, yüzde sekseni köylerde yaşarken; bugün kentlerin nüfus oranı yüzde doksan ikiye yükselmiş; köyler ise yüzde sekize gerilemiştir.

***

2- (M.K.) Öğretmen Muzaffer Gündoğar'ın dostu olmaktan mutlanıyorum. Benim de 'Yedek Subay Öğretmenliğim' var biliyorsunuz. Bu kutsal ve onurlu meslekle yetinmeyip yazın edebiyat uğraşınızdan söz edelim mi ne dersiniz?

(M.G.) İlkokuldayken 1951 yılında Samsun Ladık Akpınar Köy Enstitüsünü bitirip öğretmen olan ağabeyim Mehmet Gündoğar'ın romanları bana bambaşka bir düş dünyasının kapılarını açtı. Ondan sonra elimden kitabı hiç düşürmedim. Şiir de yazan ağabeyime öykünerek daha ilkokuldayken şiir yazmaya özendim. Ortaokul yıllarında öykü denemelerim, şiir yazma çabam sürdü gitti. 1961 yılında ortaokul mezunu olarak 'Geçici Öğretmenlik' kursundaki bir derste, Victor Hugo'nun Sefiller romanından okutulan 20 sayfalık bir bölümü en iyi özetleyen kişi olarak, 32 lise mezunu arasında birinci gelmem öğretmenimiz Adnan Binyazar'ı etkilemiş; edebiyata yatkın bir dilim olduğunu söyleyerek beni öykü yazmaya özendirmişti. O özendirmeyi hiç unutmadım. Daha sonra, Çorum İlköğretmen Okulu'nun son üç yılının toplam 54 dersini okul dışından sınav verip bitirdim. Ardından Eskişehir Üniversitesinin önlisansını tamamladım. 33 yıllık öğretmenlik yaşamım süresince okumayı, yazmayı hiç bırakmadım. Şiirlerim, öykülerim, masallarım önce öğrencilerimle buluştu. Onlar da elbet bu ürettiklerimden etkilenmiş oldular ki, il çapında yapılan 'Özel Günler ve Haftalar'la ilgili şiir, kompozisyon ve resim yarışmalarına çok iyi dereceler aldılar. 33 yıllık öğretmenlik hizmetimin ardından 1994 yılında resmi hizmetimden emekli oldum, ama öğretmenlikten hiç emekli olmadım. Serbest yaşama geçer geçmez de ürettiklerimi kitaplaştırmaya başladım. Basılmış pek çok kitabım var. Yayımlamaya hazır dosyalarım var. Ülke genelinde de kitap Fuarları ve kimi kültür sanat şenliklerine katıldığımı ve sanat edebiyat dünyasında birçok yazar, şair ve bilim insanıyla da tanıştığımı ve bazı etkinliklerde birlikte olduğumu belirtmeliyim. Ülke genelinde de kitap Fuarları ve kimi kültür sanat şenliklerine katıldığımı ve sanat edebiyat dünyasında birçok yazar, şair ve bilim insanıyla da tanıştığımı ve bazı etkinliklerde birlikte olduğumu belirtmeliyim.

3-(M.K.) Yazarı ve yayıncısı olduğum 'Yeni Ankara Edebiyat- Dijital' dergisindeki 23 Nisan yazınıza dört yıl sonra neler eklersiniz?

(M.G.) O yazım dört yıl önceki yazım değil elbet. Sizin de o anlamda sormadığınızı biliyorum. O yazının üzerinden tam 60 yıl geçmiş. O yazıda köylüsü kentlisi, kadını erkeği, büyüğü küçüğü, sünnisi alevisi, Kürt'ü Türk'ü, Laz'ı Çerkez'i olmak üzere her yaştan insan o bayramların sevincini, coşkusunu, mutluluğunu Atatürk Türkiye'sinin bir bireyi olmanın da onuruyla birlikte yaşıyordu. Türkiye Millet Meclisinin kuruluşunun üzerinden 42 yıl, Cumhuriyetin kuruluşunun üzerinden ise 38 yıl, altı ay geçmişti. İnsanımızı yücelten ulusal duygular kişileri birbirine kopmaz bağlarla bağlıyordu. Yurt sevgisi, Atatürk sevgisi, Bayrak sevgisi ortak paydalarımızdı. İnsanlar, felsefi inançları, siyasi görüşleri, nedeniyle birbirlerine düşman edilmiyordu. Son yirmi yıl içinde toplum ayrıştırılmaya, ulusal değerlerinden uzaklaştırılmaya ve ulusal bayramlarımız yasaklanmaya çalışılmaktadır.

Daha ne diyeyim ki