Basın İlan Kurumu Ankara Bölge Müdürü Atakan Çelik, yazarlık serüvenini şekillendiren "anlatma ve paylaşma" tutkusunun, Anadolu Ajansı’nın asırlık hikayesiyle birleştiği süreci katılımcılarla paylaştı. Çelik, "Yüzyılın Tanığı" isimli çalışmasının, ajansın 2012 yılından itibaren yaşadığı kurumsal ve zihinsel dönüşümü akademik bir temelde incelediğini belirtti.
Eserini hazırlarken ajansın kendi hikayesini bugüne kadar tam anlamıyla yazamamış olmasından yola çıktığını ifade eden Çelik, Anadolu Ajansı'nın, emperyalist haber ajanslarının dünyayı tanımlama biçimine karşı, Türkiye’nin kendi sözünü kurma ve hakikati dünyaya duyurma iradesinin en güçlü tanığı olduğunu vurguladı. Çelik, kitabının sadece bir kurum tarihini değil, küresel dezenformasyonun arttığı ve gazetecilik için "karanlık çağın" yaşandığı bu dönemde, bir medeniyetin hakikat arayışını temsil ettiğinin altını çizdi.
ÖĞRETMENİN KEŞFİYLE BAŞLAYAN YAZARLIK TUTKUSU
Atakan Çelik, yazarlık serüveninin ticaret lisesindeki öğretmeninin kendisini keşfetmesiyle başladığını belirtti ve edebiyat öğretmeniyle olan diyaloğunu şöyle aktardı:
"Bir gün edebiyat öğretmenimiz dedi ki; 'Çanakkale ile ilgili bir kompozisyon yazmanızı istiyoruz.' Biz bir kompozisyon hazırladık, 'Destanlaşan Çanakkale' diye. Sonra edebiyat öğretmenim bana dedi ki; 'Yazacaksın oğlum, yazacaksın.' Tamam hocam dedim, yazmaya başladım. Öylesine etkili ve güzel şeylerle karşılaştım ki, ruh iklimimde, yeniden kendimi buldum. Bazen söylemek istediklerimi, anlatamadıklarımı yazmaya başladım.”

YEREL GAZETECİLİKTEN İLK ESERİNE: "YOKLUĞUN KABI"
Çelik, lise yıllarındaki edebiyat tutkusunu yerel bir gazetede yaptığı gazetecilikle birleştirdi. Yazdığı metinlerin çevresinde karşılık bulması üzerine, 18 yaşında ilk kitabını okurlarla buluşturdu. O süreci Çelik, şu ifadelerle özetledi: "Yerel bir gazetede gazetecilik yapıyorum. Arkadaşlarım yazdığım şiirleri okuyunca, 'Sana bir kitap çıkartalım' dediler. 18 yaşımda 'Yokluğun Kabı' diye bir kitap yazdım Sakarya’da. Kitap ses getirmeye başlayınca, gazeteciliğin alaylı olmakla sınırlı kalmaması gerektiğini anladım.”
BİR GAZETECİNİN GÖZLEMCİ KİMLİĞİ: "ANADOLU AJANSI YILLARI"
Çelik, kitabın yazım sürecini bir gazetecinin gözünden değerlendirirken, Anadolu Ajansı'nda geçirdiği yılların kendisine kazandırdığı derinliğe dikkat çekti: "Kitabın hikayesini kendi kendime düşünüyordum, çünkü kitap yazmak çok zor ve emek isteyen bir iş. Hele ki bir gazeteci için, bu süreç çok daha farklı bir boyuta evriliyor. İnsanlar gazeteciliğin sadece haber peşinde koşmak sanıyor; ama işin içine girince o araştırmanın, o metni ilmek ilmek işlemenin ne kadar zor olduğunu görüyorsun. Anadolu Ajansı'ndaki o yıllar, bana sadece bir gazeteci olmayı değil, aynı zamanda bir gözlemci olmayı da öğretti. O topraklardaki insanların hikayelerini yazarken, onların ne hissettiğini ne düşündüğünü, neye özlem duyduğunu anlamaya çalışmak, gerçekten çok önemli bir tecrübeydi. Yazarken bazen kendi hikayemi de yazıyorum, kendi çocukluğumu... Çünkü herkesin bir hikayesi var.”
"DÜNYANIN HİKAYESİNİ YAZDIK AMA KENDİ HİKAYEMİZİ YAZAMAMIŞTIK"
Çelik, Anadolu Ajansı üzerine daha önce akademik bir çalışma yapılmamış olmasının yarattığı boşluğa ve bu boşluğu kendi yüksek lisans teziyle nasıl doldurduğuna değindi: "Şimdiye kadar Anadolu Ajansı ile ilgili bir kitap yazılmamıştı. Birçok çalışma vardı ama dünden bugüne Anadolu Ajansı ile ilgili şimdiye kadar bilimsel, akademik bir çalışma yoktu. Yani kurum, dünyanın hikayesini yazmıştı ama kendi hikayesini yazamamıştı; yazılmış olsa da yarım yamalak, herkesin kendi penceresinden baktığı bir çalışma vardı. Sakarya Üniversitesi'nde iletişim bilimlerinde yüksek lisansa başlayınca, Anadolu Ajansı'nın 2012'deki o zihin devrimini yazmaya karar verdim.”
"YÖK’TEN GELEN TEŞVİKLE KİTABA GİDEN YOL"
Çelik, yüksek lisans tezi olarak hazırladığı çalışmanın akademik düzeyini ve bu çalışmayı kitaba dönüştürme kararını şu sözlerle ifade etti: "Tezi YÖK'e gönderdim. YÖK'te bir hocam beni aradı. 'Atakan Bey' dedi, 'senin bunu kitaba dönüştürmen lazım. Çok üst düzey bir çalışma olmuş' dedi. O zamana kadar Reuters, AP, Bosna'daki haber ajansı ve daha birçok haber ajansından üst düzey yöneticilerden görüş almıştım. Onlara, 'Bu hikâye nasıl olsun? Anadolu Ajansı dünyada nasıl görünüyor? Siz bunları bana bir anlatın' dedim. Onlar da bana cevaplarını ilettikten sonra, 'Bu kitabı yazmam gerekiyor' dedim.”

"GAZETECİLER İÇİN KARANLIK BİR ÇAĞ: GAZZE"
Anadolu Ajansı’nın 2011 sonrası dönüşümünü ve özellikle Gazze sürecindeki kritik rolünü ise şu şekilde özetledi: "Devletlerin kendisini anlatabileceği bir mecrası olması lazım; çünkü dezenformasyonun ve manipülasyonun çok yüksek olduğu bir sürecin içindeyiz. Anadolu Ajansı, 2011'e kadar içine kapanmıştı. Senin hikayeni sen anlatmazsan, başkası gelir kendi anlayışına göre anlatır. Gazze'deki süreci 'gazeteciler için karanlık bir çağ' olarak nitelendiriyorum. İsrail'in saldırılarını bir kenara bırakın, Batı medyasının olayları nasıl yansıttığı ortada. Anadolu Ajansı ise Hz. Ali'nin 'Eğer bir zulmü engelleyemiyorsan onu dünyaya duyuracaksın' düsturuyla hareket etti. Oradaki ekiplerimiz, insanlık ihlallerini uluslararası ceza mahkemesinde dünyaya duyurmak adına olağanüstü işler yapıyor.”
"GAZZE'Yİ ENDÜLÜS'E BENZETİYORUM"
Tarihi olayların tekerrür ettiğine değinen Çelik, Gazze'deki durumu Granada'nın düşüşüyle kıyaslayarak uyarılarda bulundu: "Gazze'deki meseleyi Granada'ya, Endülüs'e çok benzetiyorum. Granada sıkışmıştı ve 90 yıl dayanabildi; teslim olduklarında ise hepsi kılıçtan geçirildi. Şimdi 90 yıldır Gazze'yi sıkıştırıyorlar. Korkarım ki, insanların olaylara tepki veriş şekilleri değişti. Artık İspanyolların, Japonların veya Avustralyalıların gösterdiği tepkiyi biz gösteremiyoruz; çünkü kafamızı telefonlardan ve bilgisayarlardan kaldıramıyoruz. Tarihçiler Granada'ya yardıma gidilememesini Osmanlı'nın durumu ve İslam devletlerinin kendi iç kavgalarıyla açıklar. Şimdi bakıyorum, ne kadar da bugüne benziyor..."
"15 TEMMUZ'DA MECLİS'TE İLK HABERİ GEÇEN GAZETECİ"
Çelik, 15 Temmuz gecesi Meclis binasındaki atmosferi ve haberi dünyaya duyurma sürecini şu ifadelerle anlattı: "O gece meclise gittiğimde orada insanların inanmış bir ruhları vardı. İnsanlar ölüme meydan okuyorlardı. Ölüme göze alan insanlar, öldürmeye gelenlerden daha cesurlar. Sabah namaz vaktiydi, arkadaşlar dediler ki; 'Helikopterlerle buraya FETÖ'cüleri indiriyorlar.' Bizim arkadaşlarla biz orada namaz kıldık. 'Nasıl olsa gidiyoruz' dedik. Yani en azından Allah'a teslimiyetimiz tam olsun dedik.' Ama dakika dakika Anadolu'da ne olduğunu ben orada arkadaşlara duyuruyordum. Bizim WhatsApp grubumuz vardı, 15 Temmuz'da haberi ilk geçen gazeteci bendim.





