Bu yüzyılın illeti diyeceğim (De yüzyılın henüz ikinci çeyreğindeyiz. Dilerim yeni çeyreklerde bir başkası yaşanmaz) koronavirüs salgını, tüm toplumsal yaşamı olduğu gibi sanat yaşamını, kültür sanat insanlarını ve kuruluşlarını da etkiledi. Aldığı canlar acı yarattı yüreklerde de… Etkisi her sanat alanında farklı oldu…

Yazmakla ilgili sanat dallarında bir verim fışkırması ortaya çıkacak diye düşünüyorum. Çünkü daha çok kendileriyle başbaşa kaldı yazarlar, şairler… Evlere kapanmak, toplumsal yaşamın kısıtlanması, yalnızlaşma… Bu durumda yazılarına, şiirlerine daha çok eğildiler ister istemez. Önümüzeki yıllarda göreceğiz bunun sonuçlarını…

Şiir, öykü, roman… Bu ürünler evde, özellikle de yalnız kalarak üretilen sanat üünleri…

Bir de sanatsal becerisini sürdürmek, geliştirmek için ille de toplumsal yaşama gereksinim duyan sanatlar var. Onlardan birisi de tiyatro…

Eve kapanmış bir tiyatro sanatçısı ne yapar? Sahneler kapalı. Oyunlar oynanmıyor. Yeni oyunlara çalışılmıyor… Ne yapar bir tiyatro sanatçısı?

O da çalışır bir yandan da… Tiyatro üzerine okur, belki yazar (Anılarını yazar örneğin, bir edebiyatçı titizliğiyle olmasa da…) ama… Oyun?

Tiyatro sanatçısı demek oyun oynayan demektir. Sahnede seyircisiyle buluşan demektir. Oysa Sahneler kapalı…

***

Ya kurumların durumu?

Ödenekli tiyatrolar (Devlet Tiyatroları) ayrı da, kıt kanaat sanat tutkusuyla, kendi yağında kavrulup giden özel tiyatroların durumu?

Oyun sahnelenemiyor. Beş kuruş gelir yok! Bir de sahneniz kiralıksa… Nasıl yaşarsınız?

Boşuna mı yarım yüzyıldan fazla bir süre nice zorluğa direnen Ankara Sanat Tiyatrosu'nun (AST) sonunda sahnesinden ayrılmak durumunda kalması?

***

AST'ın sahnesinden ayrılma durumunda kalmasını hüzünle yazmıştım (*). Çünkü bir tarihti o sahne…

Sosyal medyada yazıma çok sayıda yorum yazıldı.

Türkiye Yaarlar Sendikası'nın (TYS) Ankara Temsilcisi şair Zerrin Taşpınar'ın yorumu içime su serpmişti:

'Ankara Büyükşehir Belediyesi bir çözüm bulmak üzere görüşmelere başladı… Bina yıkılıp sanırım daha büyük bir bina yapılacakmış… ancak belki bir çözüm bulunur. umutluyum ben.'

Bu 'umutluyum ben' sözü, doğrusu beni de umutlandırdı.

Asuman İpçi ise, oranın tarihsel değerini vurgulamak için yazıma ek yapıyordu:

'Gençliğimiz anılarımız ruhumuz saklı AST'ta. Sadece oyunlara değil nelere tanık olmadık orada; oyunun 1. sahnesinde grev ilanını alkışladık, oyun sırasında sıkıyönetimce oyunun yasaklanıp sanatçıların götürülmesiyle yüreğimiz acıdı… Tarifsiz üzgünüm…'

Bir kaç gün sonra Çankaya Belediye Başkanı Alper Taşdelen'in açıklamasını okuduk belediyenin internet sitesinden:

'Ankara Sanat Tiyatrosu'nun, 58 yıl boyunca oyunlarıyla, verdiği kültürle, sanat etkinlikleri ile hepimizin yetişmesinde emeği vardır. Ankara Sanat Tiyatrosu Ankara'nın markasıdır, bir tarihtir. O nedenle kapatılması veya sanat hayatına son vermesi bizim kabul edebileceğimiz bir konu değil. Ankara Sanat Tiyatrosu'nun oyunlarını alarak Çankaya Belediyesi YouTube kanalımızdan yayınlayacağız. Belediyemizin salonlarını ücretsiz olarak kullanıma açacağız. Kızılay'daki tarihi AST binası için mal sahibi ile görüşmeler yürütülecek.'

***

Sevindirici bir haber oldu bu!

Çünkü AST yaşamalı! Hem de o binada yaşamalı!

____________________

(*) M. Mahzun Doğan, 'Ihlamur Sokak'ta hüzün…', Başkent Gazetesi, 9 Aralık 2020.