Önceki yazımızda, Cumhurbaşkanlığı sistemine geçilirken yüzde 50+1 koşullu sistemin tercih edilmesinin ardında CHP'nin son turda yalnız kalacağı, dolayısıyla karşısındaki adayın 'muhafazakar/milliyetçi' oyları toplayarak seçimi kazanacağı düşüncesinin yattığını söylemiş...

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun da bu gerçeği gördüğü ve içine itildiği 'çıkmaz'a bir çare aradığını belirtmiştik.

***

Kılıçdaroğlu içine itildiği bu çıkmazdan kurtulabilmek için başlangıçta yanlış bir yol izledi...

'Sağ cepheyi bölebilmek' adına Abdullah Gül ve Devlet Bahçeli ile işbirliği yaparak Ekmeleddin İhsanoğlu adında 'apolitik' bir ismi AKP eğilimli olduğunu bildiği halde Cumhurbaşkanlığına aday gösterdi...

Ne var ki, İhsanoğlu, Kılıçdaroğlu'nun zorlamasıyla 'tıpış tıpış' sandığa giderek kendisine oy veren CHP'li seçmenler dışında kimseden oy alamayınca bu 'kurnazca' (!) taktik fiyaskoyla sona erdi.

***

Kılıçdaroğlu, daha sonra 90'lı yıllarda Süleyman Demirel ile Erdal İnönü'nün ortak koalisyon hükümetinin oluşturduğu örneği izlemeye karar vererek MHP'den kopan ve merkez sağ oyları kendine çekmeye çalışan İYİ Parti ile ittifak kurmayı denedi...

Bunun için on beş CHP milletvekilinin İYİ Parti'ye katılımını sağladı. İYİ Parti bu sayede TBMM'de grubu olan partilere tanınan seçime girme hakkından yararlanarak barajı aştı...

Bu girişimin başarılı olmasının ardından iki parti arasında kurulan dostane ilişkiler, CHP'nin yalnız bırakılması üzerine kurulan tüm planların çökmesine yol açtı.

***

Bu açılan yol sayesinde önce 'Millet İttifakı', daha sonra geçtiğimiz günlerde ilk resmi toplantısını yapan 'Altılı İttifak' doğdu...

Böylece Cumhur İttifakının karşısında AKP'den kopanlar tarafından kurulan iki parti de dahil, çeşitli siyasal eğilimleri parlamenter sisteme dönüş temeli üzerinde uzlaştıran siyasal bir güç oluştu...

Bu güç, geldiğimiz noktada aşağı yukarı iktidar blokuna eşit bir oy gücünü temsil ediyor ve en önemlisi yıllardır başarıyla işletilimiş olan 'CHP ve karşısındakiler' formülüne dayalı kutuplaştırmayı 'ıskartaya' çıkarmış bulunuyor.

***

Araştırma şirketlerinin açıkladığı sonuçlar da bu tabloyu doğruluyor...

Hiç kuşkusuz, araştırma şirketlerinin açıkladığı sonuçlar şirket yöneticilerinin yakınlık duyduğu siyasal eğilimlerden etkileniyor. Biz de o nedenle yazılarımıza başlarken yaptığımız analizlerin çeşitli eğilimlerdeki şirketlerin kamuoyu araştırmalarının açıkladığı sonuçların ortalamasına dayandığını belirtmiştik...

Ancak geçtiğimiz günlerde AKP Genel Başkan Yardımcısı Mustafa Şen'in 'Oy oranımız yüzde 34-36 aralığında bir yerde seyrediyor' demesi ve Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Özhaseki'nin partisinin oy oranını yüzde 37 civarında açıklaması da anket sonuçlarını doğruluyor.

***

Bu kısa açıklamadan sonra CHP'ye yakın olduğu söylenemeyecek Özer Sencar'ın yönettiği, MetroPOLL Araştırma'nın ocak ayına ilişkin son seçim anketine gelebiliriz...

MetroPOLL Araştırma'nın 8-12 Ocak arasında, 28 ilden bin 508 kişiyle görüşerek yaptığı anketin sonuçlarına göre Millet İttifakı'na yakın hissettiğini söyleyen katılımcıların oranı yüzde 43,7, Cumhur İttifakı'na yakın hissedenlerin oranıysa yüzde 40 civarında...

Bu tablo, tüm kamuoyu yoklamalarında barajı geçeceği görülen ve bugüne kadar her şart altında oy potansiyelini muhafaza eden HDP'nin 'kilit parti' konumuna geldiğini gösteriyor...

Bu partinin halen bazı sol partilerle 'üçüncü bir ittifak' kurma çabası içinde olması Cumhur İttifakı partilerini rahatlatmıyor. Çünkü oluşturulmaya çalışılan ittifak Cumhur İttifakına karşı olduğunu ve yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Millet İttifakı'nın adayı kendisine ters gelmediği takdirde onu destekleyeceğini peşinen açıklamış bulunuyor.

***

Bu durumda AKP;

-Karşısındaki cepheden bazı güçleri kopararak muhalefeti bölmek...

- 'Altılı İttifak' içindeki partilerin temsil ettiği siyasi akımların tabanından oy alacak yeni alternatifler yaratarak onlarla ittifak kurmak...

- HDP'nin şu dönemde sergilediği tavrı 'İmralı faktörünü' kullanarak değiştirmeye çalışmak...

- Ve (en önemlisi), ekonomideki kötüye gidişin yol açtığı oy oranındaki erimeyi durdurmak gibi amaçlar izleyen bir strateji izlemek zorundadır.

(Devam edecek)