Önceki yazımızda kamuoyu araştırma şirketlerinin 1998'den bu yana açıkladığı sonuçların ortalamalarına dayanarak bir olguya dikkat çekmiştik...
İktidar blokunu oluşturan AKP ve MHP 2021 yılı başından itibaren oy kaybetmeye başlamış, ancak AKP açısından yüzde 30, MHP açısından yüzde 7 oranları bir 'direnç noktası' oluşturmuş görünüyordu...
Bugün bu durumun nedenleri üzerinde duracağız.
***
Aslında bugünkü tablonun bir hayli 'uzak' geçmişe, Osmanlı döneminden günümüze kadar ulaşan 'kökleri' var...
Ancak bizim köşemiz bu kadar geniş boyutlu bir sorunu ele almak için fazla dar...
O nedenle biz analizimize 'yakın' geçmişten, AKP'nin içinden çıktığı Milli Görüş geleneğinin temsilcisi olan Refah Partisi'nin yükselişinden başlayacağız.
***
Ülkemizde 'Milli Görüş' adı altında bilinen 'muhafazakar/İslamcı' kesimi bünyesinde barındıran Refah Partisi, 24 Aralık 1995 genel seçimlerinde yüzde 21.38 oy oranıyla 158 milletvekilliği kazanarak birinci parti konumuna yükselmiş, ancak bu parti 16 Ocak 1998'de Anayasa Mahkemesi kararıyla laikliğe aykırı faaliyetlerinden dolayı kapatılmıştı...
Onun yerini almak üzere kurulan Fazilet Partisi de 22 Haziran 2001'de aynı akibete uğramıştı...
Ne var ki, Fazilet Partisi'nin son genel kurulunda parti içinde bir ayrılık çıkmış kendilerini 'Milli Görüş'ün devamı olarak görenler bu partinin devamı niteliğindeki Saadet Partisi'ni kurarken, Recep Tayyip Erdoğan ve Abdullah Gül'ün etrafında toplanan 'Yenilikçiler' Milli Görüş gömleğini çıkardıklarını söyleyerek Adalet ve Kalkınma Partisi'ni oluşturmuşlardı.
***
AKP'nin kurulduğu dönem, siyaset sahnesinde büyük değişimlerin yaşandığı bir dönemdi ve ülke bir kavşak noktasındaydı...
O kavşakta, 12 Eylül sonrasında kurulan ve uzun süre siyaset sahnesine egemen olan ANAP, kurucusu Turgut Özal'ın Cumhurbaşkanı iken yaşamını yitirmesi üzerine bir krize girmiş, yıllarca 'merkez sağ'ın liderliğini yapmış Süleyman Demirel'in liderliğini yaptığı DYP ise onun cumhurbaşkanı olması sonrasında Tansu Çiller yönetiminde hızlı bir 'kan kaybı' yaşamıştı...
O dönemde Mesut Yılmaz liderliğindeki ANAP ile Tansu Çiller liderliğindeki DYP arasında patlak veren siyasal kavga, ülkeyi siyasal ve ekonomik bir kargaşaya sürüklemiş, skandalların birbiri ardına patladığı bu mücadelede her iki taraf da büyük ölçüde yıpranmıştı. Bu yıpranma sürecinde '28 Şubat ayar verme operasyonları', Susurluk skandalı ve benzeri olaylar yaşanmış ve sonunda DSP lideri Bülent Ecevit başkanlığında bir koalisyon hükümeti kurulmuştu... Ne var ki bu hükümet de ABD'nin Irak'a müdahale hazırlıklarının yarattığı gerilimin etkisi altında kalmış ve hemen ardından ülke '2001 krizi' olarak bilinen çok ağır bir ekonomik krizin içine yuvarlanmıştı.
***
AKP'nin yükselişine katkıda bulunan bir başka etken, DSP başkanlığındaki koalisyon hükümetinin 2000 yılında IMF ve Dünya Bankası tarafından hazırlanmış olan 'Tarım Reformu Uygulama Projesi'ni yürürlüğe koymuş olmasıydı. Proje uyarınca tarımsal ürünlere verilen tüm destekleme primleri kaldırılırken, tarımsal kredi faizleri olağanüstü yükseltilmişti. Buna karşılık AKP seçim kampanyası sırasında ürün destek primlerini, kısıtlı bir biçimde de olsa, tekrar yürürlüğe koyacağını açıklamış, bu da daha önce DSP'ye verilen 'demokratik sol' oyların önemli bir bölümünün AKP'ye yönelmesine yol açmıştı...
Bu gelişmeler sonucunda yarışa 'yeni' bir parti olmanın getirdiği büyük bir avantajla başlayan AKP katıldığı ilk seçimde aldığı yüzde 34,28 oyla 550 sandalyenin 363'ünü elde etti ve tek başına iktidar oldu. Buna karşılık 2002 seçimlerinde 1999-2002 yılları arasında ülkeyi yöneten koalisyon hükûmetinin ortakları olan DSP, MHP ve ANAP barajın altında kaldı. AKP, 'Milli Görüş' geleneğinden gelenlerin tamamına yakın bir bölümünün yanı sıra DYP, ANAP, hatta DSP seçmenlerinden de oy almış, Refah ve Fazilet Partili seçmenlerin oylarına talip olan Saadet Partisi ise barajın altında kalmıştı...
AKP'nin iktidardaki yükselişi daha sonra da devam edecek, partinin oy oranı 2007 seçimlerinde yüzde 46.58'e, 2015 Kasım seçimlerinde ise yüzde 49.50'ye kadar çıkacaktı.
(Devam edecek)