Son yazımızda “Yapay Zeka ve İşsiz bir Gelecek Tehlikesi” alt başlığını taşıyan “Robotların Yükselişi” adlı kitabın yazarı Martin Ford’un şu uyarısını aktarmıştık:

“Milli gelirin emeğe giden payı (sermayeye giden paya oranla) serbest düşüşüne devam ediyor. (...) Bu yeni çağın en tanımlayıcı özelliği işçilerin yerlerini makinelere bırakması olacak. Teknolojiye dair en temel varsayımlarımızdan biri olan ‘Makine, işçinin üretkenliğini artıran bir araçtır’ varsayımını da sorgulamamız gerekecek. Çünkü günümüzde artık bizzat makineler işçi haline geliyor.”

Ardından şu yargıya varmıştık: Değişim bu hızla devam ederse kapitalizmin temel çelişkisini oluşturan işçi-işveren çelişkisi çok da uzun olmayan bir süre sonra yerini işsiz kalan (yalnız mavi yakalıları değil beyaz yakalıları da kapsayan) kitlelerle küresel ölçekte şirketlere ‘uzaktan’ kumanda eden bir avuç “oligark” arasındaki çelişkinin gölgesinde kalabilir.

***

Yazdığı “Kapital” adlı eseriyle kapitalist sistemin işleyişinin kapsamlı bir analizini yapan Marx, bu sistemin odak noktasına ücretli (canlı) emek ile doğanın ve daha önceki teknolojik gelişmelerin ürünü olan makinelerin (cansız emek) kapitalist tarafından örgütlenen üretim sürecinde birleşmeleri sonucunda ortaya çıkan “artı emek” olgusunu koymuştu. Bu süreçte üretilen ürünler piyasada “değişim değerini” buluyor, bunun sonucunda kapitalist “kâr” elde ediyordu...

Ford’un dikkat çektiği yapay zeka ve robotik teknolojinin gelişimi sonucunda “günümüzde artık bizzat makinelerin işçi haline gelmesi” olgusu, kapitalist sisteme özelliğini veren “ücretli emeğin sömürüsü” gibi temel kategorileri zaman içinde tartışılır hale getirecektir...

Hiç kuşkusuz ücretli emek ortadan kalkmayacaktır; ancak sistemin geneline damgasını vurma özelliğini kaybedecektir. Nitekim günümüzde gelişmiş kapitalist ülkelerde genel nüfusa oranla sayıları en fazla azalan kesim sanayi işçileridir...

Buna karşılık, kapitalist sistemin “sömürü” özelliği “birikmiş cansız emek” üzerinden de olsa devam edecektir. Ücret ve iş gücünün satın alınması gibi olgular ortadan kalksa bile üretilen malların piyasada satış değerini belirleyen yine bir tür “değer kanunu” olacaktır.

***

Bu gelişmeleri gören ve kapitalizmin bu aşamadan sonra adeta bir “doğa kanunu” gibi işlemeye devam edeceğini savunan bazı ekonomi kuramcıları şimdiden işçinin yok sayıldığı bir üretim sürecinde “değer kanunu”nu ortadan kaldırma ya da “enerji değer kanunu” olarak “reforme etme” çabasına girişmişlerdir...

 Bu kuramcıların en büyük hayali, hayatın her alanının “piyasalaşması” ve fiyatların enerji girdi-çıktıları üzerinden belirlenmesine dayalı yeni yöntemler ve kuramlar geliştirebilmektir...

Yapay zekanın her geçen gün daha da gelişen veri işleme gücü ve robotik teknolojinin üretimin “insani ve sosyal” yanını ortadan kaldırması üzerine kurulu bu kuramlar, yalnızca işçileri değil bir toplumsal varlık olarak insanı, hatta tüm doğayı bir avuç küresel şirketin yapay zekalı bilgisayarlarının nesnesine dönüştürme çabası içindedir.

***

Gelişmeler bu şekilde devam ederse, dünyadaki toplumlar bir yanda bir avuç oligark ve onların kumanda ettiği yapay zekalı/robotik üretim mekanizması, diğer yanda üretimle bağı kopmuş, gelişmiş yapay zekalı bilgisayarların kurmaca dünyasına dalarak önlerine atılan kırıntılarla beslenen kitleler şeklinde kutuplaşacaktır...

Hiç kuşkusuz, oligarklar bu kitleleri sürgit beslemeyecek, onların sayılarını en aza indirmek için savaşlardan salgın hastalıklara kadar her aracı kullanacaklardır...

Günümüzde bu oligarkların bazı temsilcilerinin sekiz milyar insanın bir milyara indirilmesi projelerinden söz etmesi bundandır.

***

Bu gelişmeler günümüze kadar toplumsal gelişmenin motorunu oluşturan sosyal mücadeleleri nasıl etkileyecektir?..

Bu sorunun cevabı, insan topluluklarının ve bireylerin beyninin bu gelişmelere nasıl reaksiyon göstereceği sorusunun cevabına bağlıdır...

(Devam edecek)