Şiirle başlayalım söze:

'…Düşüyorum / Karıncanın peşine minik depremler oluyor / Yabanıl ot kokuları, sonra düşler, düşüyorum… / Puslu bir görüntü tarih dediğimiz ve kirli / Sular buharlaşıyor buluşalım dediğin denizde // Buradayım, sözümde; yanlışsa da bu istasyon // Bir ben yitirmedim galiba belleğimi bir de / Şiir yazanlar, ne kadardılar ve nerdeydiler / Hatıralar üretiyorum telgraf tellerinden / Akşamüstleri yine fesleğenler suluyorum / Bekle demiyoum kimseye, unutma demiyorum'.

***

Şiirler karıncaların peşindedir. Ot kokularının… Düşlerin…

'Puslu bir görüntü olan' 'kirli tarih'i anımsatırlar.

Buluşacağımız denizde sular buharlaşırken hem de…

İnadına…

İstasyon yanlış olsa da, inadına beklemeyi…

Ve yitirmemeyi belleği…

Çünkü anımsamamak, karanlıktır…

Anımsamayan insanların ülkeleri de karanlık…

Ve karanlıkta, koyu karanlıkta fesleğenleri sulamaktır şiir…

***

Koyu karanlıkta fesleğenleri sulayan bir insanı Hacettepe Üniversitesi Kitap Topluluğu çağırıyor.

'Bizimle söyleşir misin?'

Bir de konu belirliyorlar:

'Cumhuriyet Döneminde Edebiyat'.

Neden olmasın?

Şiir budur zaten.

Gidiyor şair.

Edebiyat Fakültesi'ne.

Konuşacak, şiirlerini okuyacak…

Ki, şiiri çok iyi okuyanlardan birisi o!

Konuşuyor…

Bir grup öğrenci, toplanıp ona tepki gösteriyor…

Bölüm sekreteri söyleşinin yapıldığı odaya girip diyor ki:

'Salonu boşaltın. Tutamıyoruz kapıdakileri!'

Kapıyı zorlayan 'yönlendirilmişler'in attıkları slogan şu:

'Hacettepe sana mezar olacak!'

Bu bile bir yana…

Daha ürpertici olan sözleri ise şu:

'Devlet biziz!'

***

Şairin söylediği mi?

'Toplumların vicdanı yoktur linç kültürleri vardır, vicdan bireyseldir'.

Biliyor musunuz?

Toplumun vicdanı gerçekten yoktur.

Edebiyat bunun için vardır…

Olmayan vicdanın yerine vicdan olmak için.

Ve bütün şairler zencidir…

Bunun için karşıdır bütün 'kirli tarih'in diktatörleri şiire…

Ve taraftarları elbette…