Bir zamanlar Kültür Bakanlığı'mızın yayımladığı kitapların sunuşunda şu tümcelerle karşılaşıyorduk:
'…bildikleriyle yetinmeyen, hızla değişen koşullarda kendini yenileyebilen, özgür, barışçı, insancıl, hoşgörülü, toplumuyla bütünleşmiş, kendi kişiliğini geliştirirken başkalarının gelişmesine de çalışan toplumsal bir varlık…'
Kitapların sunuşunda insan böyle tanımlanıyordu.
Kültür Bakanı'nın özlemi buydu en azından…
Çünkü o Kültür Bakanı, Ahmet Taner Kışlalı'ydı…
***
Ahmet Taner Kışlalı, aydınlanma tarihimizin en değerli adlarından birisidir. Akademisyenliğiyle, yazılarıyla, politikacılığıyla, Kültür Bakanı iken (1978) yaptıklarıyla… Onun bakan olduğu dönemde yayımlanan Ulusal Kültür Dergisi'nden hala yararlanırım. 1980'li yıllarda Ankara Üniversitesi Basın Yayın Yüksek Okulu'nda (BYYO) hocalarımız arasında olmasını ise hala yaşamımın en büyük zenginliklerinden sayarım.
Diyeceğim, boşuna hedef olmamıştır kör kurşunlara…
Karanlık bir Türkiye özlemcileri, varlığına, yaşamasına tahammül edemedi… Akit Gazetesi, fotoğrafını manşetten yayımlamıştı. Üzerine çarpı koyarak... Sonrası… Bir sonbahar sabahındaki o bombalı suikast.
***
Ahmet Taner Kışlalı'nın politikaya adım atmasının nedenlerinden birisi o yılların (1970'ler) gözde haftalık haber dergisi Yankı'da yayımlanan yazılarıdır. O yazılar, o yıllarda büyük bir yükseliş yaşayan Cumhuriyet Halk Partisi'nin (CHP) lideri Bülent Ecevit'in dikkatini çekmiş ve onu politikaya çağırmıştır.
Böyledir de, Yankı Dergisi, kardeşinin gölgesinde kalan Mehmet Ali Kışlalı'yla anılır asıl olarak.
O da aynı zamanda BYYO'nun hocalarındandır. Gazetecilik konusunda dersler vermiştir. Bu bir yana, Yankı Dergisi'ni de bir okula çevirip, BYYO'da öğrencisi olan nice genci o derginin bürosunda mesleğe hazırlamış, yetiştirmiştir.
***
Basın taruhimizde hep anılacak birisidir Mehmet Ali Kışlalı. Yalnızca Yankı serüveni nedeniyle değil… Zafer, Yenigün, Milliyet, Tercüman ve Türkiye gazetelerinde çalıştı. The New York Times, Daily Telegraph ve Time gibi dünyaca bilinen gazete ve dergilerin Türkiye muhabirliğini yaptı.
Yandaş, yalaka, besleme olmayan her gazeteci gibi yaşadığı dönemin, tarihin tanığıydı. Bütün çabalarına karşın bir türlü düzeltemediği bir yaygın yanlışı anımsatayım burada…
Kıbrıs'ta Türklere karşı zulüm uygulanmaktadır. 1964 yılının Nisan ayı… Mehmet Ali Kışlalı, Time Dergisi'nin muhabirleriyle İnönü'yü ziyaret eder. Dergi adına… İnönü üzgündür. Kıbrıs politikaları nedeniyle ABD'yi eleştirir.
'Peki beklediği destek NATO üyelerinden bile gelmez, Kıbrıs'ta Birleşmiş Milletler Kuvvetleri'nin Türklere karşı Makarios'u desteklemesi sürer, Rum eziyeti devam ederse ne olacaktır?'
Bu soruyu ısrarla yineler Kışlalı. İnönü görüşmeye resmen tercümanlık yapan Büyükelçi İldeniz Divanlıoğlu'na 'Yaz bakalım' der:
'Müttefiklerimiz NATO'nun dağılması için çalışmakta olan uzak devletlerle yarış etmektedirler. Biz bozulmasın diye sabrediyoruz. Müttefiklerimiz bu tutumlarında devam ederlerse bu dünya yıkılır. Yeni şartlarda yeni bir dünya kurulur. Türkiye'de bu dünyada yerini bulur…'
Haber yazılır. Ne mi olur? Time yayımlamaz. O da diplomasi muhabirliğini yaptığı Milliyet'e gönderir. Orada çıkar haber. 16 Nisan 1964'te (*)…
Bu söz üzerine Meclis'te muhalefet ayaklanır. İnönü'nün düşürülmesine kadar gider süreç.
Yanlış bilinen mi?
Bu sözün İnönü'nün ABD Başkanı Lyndon Johnson'a yazdığı mektupta geçtiği söylenir hep. Bir 'şehir efsanesi' gibi böyle yerleşmiştir belleklere…
Hala da öyle anılıyor…
***
Ahmet Taner Kışlalı'yı bir bombayla söküp almışlardı yaşamdan. Yıllar geçti üzerinden. Onun gölgesinde kalan ağabeyi Mehmet Ali Kışlalı da bu yılın Temmuz'unda yumuverdi gözlerini. Dalıverdi sonsuz uykusuna…
İkisi de hep anımsanacak…
________________________________
(*) Kaynak: Mehmet Ali Kışlalı, 'Sadece İnönü düşündü', Radikal, 12 Ocak 2007.