Bizim insanımızın algısı müthiştir…
''Leb'' demeden anlar ''leblebiyi''
Örneğin bir soru atın ortaya,
Mesela deyin ki;
''Bu işin sonu ne olacak?''
Kime, kaç kişiye sorarsanız sorun aynı sonuçla karşılaşırsınız.
Ortak algı bilir neyi kastettiğinizi, derin bir iç çekişin ardından hemen söze girişir:
''Ah bir bilsem.''
Çözümü olmayan bilmece gibidir.
Kimi ağlamaklı bir tonla sıfırı tükettiğini söyler,
Kimileri tüketmekte olduğunu…
Kimileri ''sonu hayırlı olur inşallah'' temennisinde arar teselliyi.
Olumsuz bir gidiş vardır…
Ama nereye?
Ülke yönetimindekilerin sözlerine kulak kabartırsanız, sorunun yanıtı ''iyiye''
Hiçbir belirti olmasa da o yönü işaret eden…
Yeter ki biraz daha sabır…
Biraz daha hoşgörü…
Öyle çok da değil…
Kış gelmeden tamamdır…
Karşı taraftakiler ise farklı düşüncede:
''Bu vücut bu yükü kaldırmaz. Çözüm erken seçimde.''
Erken seçim mi, zamanında seçim mi?
Görmek için sonucu ayakta kalmak gerek.
Ha gayret…
Erken ya da geç…
Seçim havası iyi geliyor daralan yüreklere…
O vaatleri duydukça ''bir daha söyle'' diyesi geliyor insanın…
Gerçekleşmeyeceğini bilse bile….
İşte mazi, işte vaatler;.
Mazot bir tele olacaktı, fındık sekiz lira…
Herkesin bir evi olacaktı, her evin önünde gıcır gıcır bir de araba…
Beş bin tank üretip dosta-düşmana hava atacaktık.
Olmadı ama umutları da tüketmedik.
Bir deri, bir kemik kalsak da
Pes etmedik…