Prof. Dr. Hüsamettin Koçan’ın sanat serüvenini ele alan "BENBU" kitabının lansmanı CerModern’de gerçekleştirildi. Sanatçının eşi Oya Koçan, kitabın hazırlık sürecinde yer alan Şebnem Kırmacı, Sunay Demircan, Selcan Karatay ve Ankara Bayburtlular Federasyonu Başkanı Adnan Bayram’ın katıldığı etkinlik; akademisyenler, öğrenciler ve sanatseverlerden yoğun ilgi gördü.

Programda sanatın adanmışlık ve vicdanla olan bağına dikkat çeken Prof. Dr. Hüsamettin Koçan, üretimin ancak özgün bir öyküye dayanması gerektiğini belirtti. Sanatın yerel hafızaya sahip çıkarak gelişebileceğini vurgulayan Koçan, başkalarının öykülerini taklit etmenin bir sonuç vermeyeceğinin altını çizdi.

"EN BÜYÜK BAŞYAPITIM BAKSI, ARTIK BİR KADIN KURULUŞUDUR"

Usta sanatçı Hüsamettin Koçan, sanat yolculuğunun temelinde gurbetçi bir babanın hayalleri ve ailesinin kendisine çizdiği yolun yattığını vurguladı.

Hüsamettin Koçan, Baksı Müzesi’ni bir gurbetçinin köklerine dönüş ve kendisiyle yüzleşme projesi olarak tanımladı. Müzenin yönetimini tamamen kadınlara devrettiğini esprili bir dille anlatan Koçan, eşi Oya Koçan’ın başkanlığı devraldığı yeni dönemi ve sanata bakışını şu sözlerle aktardı: “Benim en büyük başyapıtım Baksı'dır. Eskiden bir Hüsamettin Koçan vardı, sonra 'Baksı'yı yapan adam' diye bir ad çıktı; bunu bir türlü alt edemedim. Bizim Baksı artık bir kadın kuruluşuna dönüştü. Temsil alanında eşitlik istiyoruz ve bunu Bayburt'tan başlattık. Yönetim kurulunda herkes kadın, beni de attılar. Şimdi eşim Oya başkan oldu, bana da 'sen kurucusun otur orada' diyorlar. Eğitimi de beğenmiyorum; kendilerini otomatiğe bağladılar, alternatif düşünce eğitimden çıktı. Bütün mesele kişinin kendi öyküsüne sahip olmasıdır. Hiç kimseye 'deneyimlerini unut' deme hakkı yoktur. Bu sergi, 'BENBU', işte o unutmaya karşı ne kadar direnmiş olduğumun bir göstergesidir.”

"BAKSI, DAĞ BAŞINDAKİ BİR KİMLİK VE UMUT PROJESİDİR"

Usta sanatçı Hüsamettin Koçan, başarının ve toplumsal dönüşümün anahtarının "saf bir adanmışlık" olduğunu vurguladı. "Cin gibi" sanatçı ve bilim insanı modeline eleştiriler getiren Koçan, modern dünyanın unuttuğu "masal ideolojisini" ve kendi sarsılmaz kararlılığını anlattı.

Hüsamettin Koçan, Baksı Müzesi'ni babasından kalan gurbet ve yalnızlık duygusunu üretkenliğe dönüştüren bir "umut projesi" olarak tanımladı. Sanatın ancak hayatın içine sızarak var olabileceğini belirten Koçan, hem Baksı’nın toplumsal rolünü hem de eğitim anlayışını şu sözlerle özetledi: “Baksı’da gelenekle geleceği, sanatçıyla zanaatkarı buluşturuyoruz. Bayburtlu kadınların emeği olan ehram ve kilimler bugün tasarımla birleştiğinde ortaya çıkan sadece bir ürün değil, bir kimliktir. Baksı, imkânsız denilen yerde bir hayalin gerçekleşebileceğinin kanıtıdır. Eğitimde ise statüko bizi bir yere taşımaz. Gençlerin itiraz etme gücünü köreltmemeli; onlara 'sus' değil 'anlat' demeliyiz. Tekrarın konforuna kaçmadan, yanılmayı göze alarak o özgün sesi çıkarmak asıl meseledir.”

"YÜZDE DOKSAN ENERJİSİ MÜCADELEYE GİDİYOR"

Kitabın hazırlanmasında emeği olan Şebnem Kırmacı ise Hüsamettin Koçan’ın "hiçliğin ortasında" verdiği mücadelenin uluslararası bir değer taşıdığını vurguladı:

“Hüsamettin Koçan’ın çağdaş ve özgün işler üreten uluslararası bir değer olduğunu düşünüyorum. Kendi değerlerimizi konumlandırma konusunda bazen eksik kalıyoruz. Asıl merak edilen; bir hiçliğin ortasında bu müzeyi kurarken devam etmesini sağlayan o ana güç kaynağıdır. Çünkü biliyoruz ki enerjisinin yüzde doksanı, aykırı bakış açısı nedeniyle verdiği bu büyük mücadeleyle geçiyor.”

"BU ESERLER İNANILMAZ BİR BELLEĞİ TAŞIYOR"

Kitabın fotoğraflarını çeken Selcan Karatay, Hüsamettin Koçan’ın eserlerinin sadece renk ve dokudan ibaret olmadığını, her birinin derin bir hikayesi olduğunu vurguladı:

“Hocamın çalışmalarını ilk gördüğümde yüzeysel bir beğeni içindeydim ama o hikayeleri tek tek anlatmaya başladığında çok etkilendim. Her bir eserin arkasında inanılmaz dolu bir kolektif hafıza ve bellek var. Herkese bu eserlerin hikayelerini bir şekilde okumalarını tavsiye ediyorum çünkü hocamdan öğreneceğimiz çok şey var.”

SUNAY DEMİRCAN: "HÜSAMETTİN KOÇAN BİR ZİHİN MİMARIDIR"

Kitapta değerlendirmelerine yer verilen Sunay Demircan, Hüsamettin Koçan’ın sanatını Anadolu’nun kadim değerlerini bugüne nakleden bir "zihin mimarlığı" olarak tanımladı. Demircan, Koçan’ın eserlerindeki derin sembolizmi şu sözlerle ifade etti:

“Hüsamettin Hoca'nın ruhunda hep bir öze dönüş arzusu var; bu arzunun en somut çıktısı Baksı’dır. O, Anadolu’nun binlerce yıllık birikimini bugüne taşıyan bir köprüdür. Örneğin ‘Yeryüzü Gökyüzü Sofrası’ eseri... Anadolu’da sofra sadece yemek yenilen yer değil, ruhun beslendiği ve herkesin eşit olduğu kozmolojik bir alandır. Hoca her figürde bize 'bakıp geçme, kazıldıkça kendi köklerine ulaşıyorsun' diyor. O, bu toprakların belleğini geleceğe taşıyan bir taşıyıcıdır.”

"ÜRETMEDEN ÜRETİYORMUŞ GİBİ YAPAN BİR TOPLUM OLDUK"

Hüsamettin Koçan, sanatın bir vicdan ve adanmışlık meselesi olduğunu vurgulayarak, toplumdaki üretim anlayışını eleştirdi. Sadece gösteriş yapmanın üretim olmadığını belirten Koçan, gerçek sanatın ancak kişinin kendi özünden çıkabileceğini söyledi:

"Biz üretmeden üretiyormuş gibi yapan bir topluma dönüştük. Başkalarının ürününden nasıl sonuç çıkarırım sorusunun peşinden gidiyoruz. Oysa durum ne olursa olsun her alanda daha çok üretmek zorundayız. Sanat bir sorgulama ve adanmışlık işidir; yeniyi aramak sanatın tek amacıdır. Bu da ancak kendi özünden çıkar. Erzurumluysan ne yaparsan yap oradan çıkacaksın; Erzurumlu olup Parisli gibi davranırsan ortaya bir şey çıkmaz. Özgürlük içeridedir."

"GURBETTEN MEMLEKETE BİR DÖNÜŞ HİKAYESİ"

Hayallerinin peşinden memleketine döndüğünü belirten Koçan, bu gidiş-dönüş sürecini bir hareketlilik meselesi olarak tanımladı:"Aslında bütün bu gitmeler ve dönmeler bir dinamizm meselesidir. Biz gurbete doğru dönmüşüz, gurbetten de buraya gelmişiz. Batı ile olan o 'gitme ve geri gelme' sorununu aşmak lazım. Önemli olan her zaman hareketli kalmak ve aramaya devam etmektir. Aramadan hiçbir yere gidemezsiniz."

Muhabir: Melahat TAŞ