Kurtuluş Savaşı'na dair binlerce yaşanmış öykü vardır. Ayrıntılarda, bilinmeyen ne serüvenlerin, ne acıların, ne kahramanlıkların gizli olduğunu gösteren…

Onlardan birisidir Albay Hulusi'nin (Atak) yaşadığı ve tanıklığı…

Albay Hulusi, Sakarya Savaşı'nın daha ilk gününde (23 Ağustos 1921) yaralanmıştır. Hastaneye götürülecek. Keskin'e… Bir an önce hastaneye yetişmesini sağlayacak ulaşım aracı nerede?

Yahşihan'a kadar dekovil yoluyla getiriliyor.

Sakarya'dan Yahşihan'a dek böyle bir yol varmış demek! (Yani küçük demir yolu. Ray aralığı 60 santimetre, hatta daha da az olan demir yolu. Bu hatlarda çalışan araçlar buharla çalışırlar. Çoğu da hayvan ve insan gücüyle...)

Bundandır ki yolun bir kısmı daha kolay alınabilmiş.

Sonrası mı?

Kağnıya aktarılmış yaralı Albay…

Kağnıyla götürülmüş Keskin'e…

Kağnı dediğin öyle hızla varmıyor varacağı yere… (Bazıları eleştirebilir, hem de yüksek perdeden konuşarak, 'Yaralı albayı bile kağnıyla taşımışlar, helikopter bile yollamamışlar, bu nasıl savaş yönetmektir!', diye!)

Gün akşam olunca ağaçlıklı bir su başında mola veriliyor. Görüyorlar ki her yandan katırlar geçiyor. Cephane taşıyan kafileler…

Albay Hulusi'nin anlattığına göre, katırların başında daha çok kadınlar var.

'Kafilelerin birinden hafif bir çığlık duyuldu. Bunu müteakip bir duraklama ve telaş eseri görüldü. Bir müddet sonra güzel bir müjde ile karşılaştık. Cephane kollarında bulunan hamile bir kadın bir erkek çocuk doğurmuştu.' diyor Albay Hulusi. (Bakar mısınız, hem de erkek çocuğu doğan! Ne büyük sevinç! Yıllarca süren savaşlar nedeniyle erkek kalmamış köylerde, kasabalarda… 'Kaman'da uşak kalmadı / Redif gitti sürüyünen' denmez mi Kaman Ağıdı'nda!)

***

Köylerimizde tarlaya, bağa, bahçeye, harman yerine giderken ya da oralarda çalışırken sancıları artıp çocuk dünyaya getiren nice kadın vardır. Burada ise katırla cephane taşırken çocuk dünyaya getiren bir kadın var. Üstelik yol arkadaşlarının, hastaneye yatması için geri gönderilme isteklerini reddediyor. 'Yorgunluk ve çektiği ıstıraplarla benzi solmuş olan' o kadın diyor ki:

'Cephedeki silah cephane bekliyor, oraya cephane yetiştirmeliyim.'

İsteyen inanmaz, 'uydurma' bir öykü der, anımsamaya, anmaya, saygı duymaya gerek duymaz. Yetmez, 'Yunan kazansa daha iyiydi!' diyebilir. Ama bir anı, bir tanıklıktır bu!

***

Kağnı Anadolu köylüsünün temel taşıma aracıydı yüz yıllarca. Yakın zamana kadar… Tarlada biçtiği ekini harman yerine kağnıyla taşırlardı, harman savrulduktan sonra buğday tanelerini de, samanı da… O buğdaylar değirmene kağnıyla taşınırdı, değirmenden un çuvalları evlere kağnıyla… Tıpkı yaralanan albay Hulusi gibi hastalar da kağnıyla… Ondandır, kurtarılabilecek nice hasta yollarda can vermiştir kağnı üzerinde…

Cumhuriyetin de simgesidir kağnılar. Cumhuriyet, bağımsızlık, özgürlükse; aşa, ekmeğe kavuşmaksa, onun simgesinin kağnı olmasından doğal ne var değil mi? Cumhuriyetin anlamı, kağnının o yüzyıllardır gördüğü işleve ne yakışıyor değil mi?

Ama… Böyle bir simgesel çağrışım değil sözünü ettiğim.

O yoklukta, o yoksullukta cephelere cephaneler de kağnılarla taşınmıştı… Kağnıların başında ise kadınlar vardı daha çok…

***

Büyük Zafer öncesinde Journal d'Orient'dan aktarılarak 16 Haziran 1921 tarihli Akşam Gazetesi'nde yayımlanan 'Kadınlarımız Nasıl Çalışıyor?' başlıklı habere göre, 'Anadolu'da nakliye kollarının faaliyetini tanzim için her noktada kaymakamların başkanlığı altında komisyonlar teşkil edilmiştir. Bu komisyonlar gönüllü kadınlardan ve askerlik yaşına gelmemiş gençlerden mürekkep nakliye kolları vücuda getirmektedir.'

Bu kollarda 35 bin kişi çalışmaktadır. 20 bini kadın. Kalanları da askerlik yaşına gelmemiş gençler.

Ne mi yapıyorlar?

'İhraç olunan' mühimmatı taşıyorlar.

Aynı habere göre bir kadının 15 kilometre mesafe için taşıdığı mühimmat 40 ile 69 kilo arasında.

***

Boşuna değil, Ulusal Kurtuluş Savaşı'mızla ilgili en sahici destanın (*) en yürek titreten bölümünün 'Ayın altında kağnılar gidiyordu.' diye başlaması… Ve 'Gece aydınlık ve sıcak / ve kağnılarda tahta yataklarında / koyu mavi humbaralar çırılçıplaktı. / Ve kadınlar / birbirlerinden gizliyerek / bakıyorlardı ayın altında / geçmiş kafilelerden kalan öküz ve tekerlek ölülerine.' denmesi.

***

Dün 30 Ağusutos'tu. Büyük Zafer'in yıldönümü.

Kağnıların ve kadınların zaferinin…

Yarın 1 Eylül… Dünya Barış Günü. Kimileri kabul etmese de…

En çok da kağnıların ve kadınların özlemi olan barışın günü…

__________________________

Kaynak: Zeki Sarıhan, 'Kurtuluş Savaşı Kadınları', Cumhuriyet Kadınları Derneği Yayını, Birinci Basım: Şubat 2006, Ankara.

(*) Söylemeye gerek var mı bilmem? Nazım Hikmet'in 'Kuvayi Milliye'si…