Döviz kurlarındaki anlık gelişmeleri gösteren elektronik pano misali…
Rakamlar kıpır…
Tek fark, göstergedeki rakamlar sürekli artışı işaret ediyor.
Dar gelirlinin yükselen tansiyonu gibi…
Düşmek bilmiyor…
Markete gönderdiğiniz apartman görevlisi, eli boş dönüyor.
Belli ki verdiğiniz para, zammın gerisinde kalmış.
''Yahu daha dün akşam…'' diye söylenecekken, tepkinin adresinin yanlış olduğunu hatırlayıp, eksik kısmı da veriyorsunuz.
Tabii varsa…
Öyle, surat bir karış söylene söylene televizyon karşısına geçmek de sinirlerin yatışması için çare değil…
Aksine, daha da can sıkıcı…
Vaatler faslına yakalanmaktan kaçsanız, öbür kanalda ardı arkası gelmeyen cinayet haberleri…
Soygunlar, dolandırıcılık olayları…
Taşlı sopalı kavga, dövüş..
Bir diğerinde moda programı…
Millet kıçına giyecek don bulamıyor,
Birileri kırmızı mı yakıştı, mavi mi derdinde…
Eskiden sıkıntıdan bunaldığında yapacak bir şeyler, sığınacak limanlar bulurdu insanlar.
Giderdi bir kafeye dostlarla sohbete dalıp, uzaklaşırdı gamdan kasvetten…
Ya da bir restoranda, gece kulübünde efkar dağıtırdı…
Hele bir de dokunaklı bir parçayı seslendiriyorsa solist, kısık sesle eşlik eder, tüm dertlere ''boş ver gitsin'' derdi içinden…
Şimdilerde öyle bir çıkış kapısı da yok
Her babayiğidin harcı değil öyle sazlı-sözlü efkar savuşturmak…
Eskidendi o…
Hemen her keseye uygundu…
Mazide kalan hoş anılar arasına katıldı epey zamandır…
''Etin ne budun ne?'' diye sorarlar adama…
Gözünü karartıp, sorunun yanıtını düşünmeden mi yedin o haltı…
İşte o zaman işin zor…
Maruz kalacağın işkence, zamlı etiketi bile aratır.
Vatandaş çaresiz…
Yürekler yangın yeri…