Bugün kaybolmaya yüz tutmuş, endüstri ile rekabet etmeye çalışan zanaatların hala ayakta durabilmesinin nedeni usta zanaatkarların mesleklerine duyduğu aşk... Başkent Ankara'da asırların mesleği gümüş ve telkari işçiliği özel bir yere sahip. İnanışa göre Beypazarı'na yüzyıllar önce Mardin'den Süryani bir telkari ustası gelmiş. Ankaralılar bu usta sayesinde telkari ile tanışmış.
Gümüş tel işleme sanatı anlamına gelen 'telkari', ince tel haline dökülen gümüşün bükülmesiyle oluşturulan küçük motiflerin bir araya getirilmesi olarak tanınıyor. Telkari her el sanatı gibi ayakta kalmaya çalışıyor. Kuyumculuk sektöründeki endüstrileşmeyle yaşam alanı daralan sanatın ustaları, telkari işlemeciliğini bugüne kadar taşımayı başardı. 57 yaşındaki Nazlı Aydın da bu sanatın duayenlerinden.. Aydın ile telkari ve gümüş işçiliği üzerine konuştuk.
2 yıldır Pilavoğlu Han'da gümüş işçiliği ve telkari yapan Aydın, daha önce Keçiören Halk Eğitim Merkezi'nde eğitici olarak görev yapmış. 6 yıl boyunca gümüş ve telkari eğitimi alan Aydın, Gençlik Platformu'nun Avrupa destekli bir projesinde bu mesleği edinmiş. Uzun yıllar boyunca eğitmenlik yapan Aydın, 51 yaşında üniversitede tarih okumaya karar vermiş ve 4 yılda da üniversiteyi bitirmiş.

GÜMÜŞE İLGİ AZALDI
'Yaptığımız ürünlerin getirisi çok düşük' diyen Aydın, 'Buradan kazandığımız para ile evimizi geçindiremiyoruz. Gümüşe ilgi son yıllarda kayboldu. Yaşam şartları ve gelir durumu değişince halkın gümüşe ilgisi de azaldı. Alt gelir grubundakiler pahalı buldukları için gümüşe eskisi kadar ilgi duymuyor. Üst gelir grubundakiler de gümüşü tercih etmiyor.' dedi.Aydın, telkari ile tanışma yolculuğunu şöyle anlattı: 'Boncuktan yapılan takıları beğenmiyordum. Farklı bir şeyler yapmak istiyordum. 13 senedir gümüş takı işciliği yapıyorum. Bir gün bir baktım halk eğitim merkezinin kapısında telkari kursu var. Aradığımı bulmuştum. Hemen içeri girdim. Giriş o giriş bir daha da kopamadım gümüşten. Oradaki kurs kapandı başka yerde açıldı. Bu sefer oraya gittim. Orası da kapandı bu sefer 2-3 arkadaş Etlik'teki telkari kursuna gittik. Arkadaşlarımın arasında en istikrarlısı ben çıktım. Benim gibi atölye açıp gümüş işçiliğini iş haline getirmediler. Telkari ile daha çok hobi olarak ilgilendiler.'
HOBİ DİYE BAŞLADI MESLEĞİ OLDU
Mesleğinin gümüş işlemeciliği ve telkari olduğunu belirten Aydın, 'Her türlü metali işleyebilirim. Burada ufak bir atölyem var. Daha çok (biz yarı mamül deriz) hazır telleri birleştiriyorum. Çünkü tel yapmak, tel çekmek ve düz plakaları oluşturmak için büyük alet edavat gerekiyor. Makinalar çok pahalı. Bu nedenle plakaları hazır alıyorum. Şalamo ile telleri birleştiriyorum. Takının yapım süreci aşama aşamadır.' dedi. 'Gümüş, madenlerin içinde en parlağıdır' diyen Aydın, şöyle konuştu: Yumuşak olması nedeniyle kolay işlenebiliyor ve gerek takı olarak, gerek ev eşyası olarak kullanılıyor. Gümüş halk arasında 'Ay Taşı' olarak da anılıyor. Gümüş mikrop barındırmaz. Onun bu özelliği çok eskiden beri bilindiği için zehirlenme korkusu olanlar suları gümüş kaplardan içiyorlarmış. Gümüş kapta bekletilen su mikrop ve zehirden arınıp öyle içilirmiş.

BENİM YAPTIĞIM EL İŞÇİLİĞİ
Gümüşün takıya dönüşme yolculuğunu anlatan Aydın, konuşmasını şöyle sürdürdü: 'İlk önce gümüş eritilir. 1000 ayar gümüş çok yumuşaktır. Yumuşak gümüş ile sadece telkari yapılabilir. Taşın kenarına yapılan çerçevede genellikle 1000 ayar gümüş kullanıyoruz. Ama altındaki plakanın içerisine bir miktar bakır koyarak 1000 ayardan 925'e düşürüyoruz. Böylece, plakayı sertleştiriyoruz. Ama çerçevede kullanılan gümüşün yumuşak olması gerekiyor, çünkü taşı sarması gerekiyor. Sonrasında ise düz penseler yardımıyla düzeltiyoruz. İçerisindeki taşlar çıkmasın diye. Gümüşü erittikten sonra hangi metalleri yapacağımıza göre ayırıyoruz. Bazılarına plaka bazılarına taş kenarı bazılarına ise tel yapıyoruz. Telleri de hadde denilen bir mekanizmadan geçiriyoruz. Bu mekanizma inceltiyor metali. Onun üzerinde rakamlar var. 100'lük 90'lık, 80'lik. Önce 100'lüğü çekersin işte teli ne kadar kalınsa. Bizim yaptıklarımız el işçiliği oluyor.'
Gümüşte kullanılan taşları Beypazarı'ndan, Hintlilerden ve çeşitlti fuarlardan temin ettiklerini belirten Aydın, 'Gerçek taş bulmak oldukça zordur. Bazıları yapay taş. Gözle görülür ama herkes anlayamaz yapay olduğunu. Elimde o kadar taşım var ki ömrüm bile yetmeyebilir onları yapmaya.' dedi.
BORAKS YAPIŞTIRICI İŞLEVİ GÖRÜYOR
Aydın konuşmasını şöyle sürdürdü: 'Telkari bin ayarlı bir gümüştür. Bunun bir çatı teli vardır bir de içerisinde teli vardır biz buna dolgu teli diyoruz. Çatı teline çok az bir miktarda bakır konulabilir. Çünkü biraz sert olması gerekiyor. Çatı telini hazırladıktan sonra motif ve şekillerini veriyoruz. Onun içerisine dolgu teli ile değişik helezonlarla içini doldurabiliriz. Bunun kaynağı toz kaynağı. Toz kaynak da normal kaynağı eyleyerek küçük küçük toz haline getiriliyor. Ve bir miktarda içerisine boraks koyuyoruz. Boraks kaynağın dağılmasına neden oluyor. Boraks, tek bir noktayı kaynatmıyor. Kaynak tek başına kaynak olmuyor. İllaki boraksın olması lazım. Lehimde de öyledir lehim pastası vardır lehim pastasını sürersen kaynak olur. Sadece kaynak, kaynak yapmaz.
İki tarafada boraks sürüyorum sonra üzerine kaynak koyuyorum. Ateşi koyduğum zaman kaynak eriyor ve sıkıca tutuyor. Boraksın yapıştırıcı özelliği var. Boraks bir oluşturucu güç gibi. Kaynak dediğimiz şeyde gümüşten yapılıyor. 500 gram gümüş koyduksak 500 gramda pirinç koyuyoruz. Onu eritip birlikte çekiyoruz. Ondan sonra küçük küçük kesip kaynak yapmak istediğimiz yere o kaynağı koyuyoruz. Kaynağın olmazsa olmazıdır boraks. Yani çamaşırı sabunsuz ya da deterjansız yıkayabilir misiniz? Yıkayamazsınız. Bu da öyle bir şey. Birbirine yapıştırır.'

ESKİDEN TOPRAĞA GÖMÜLÜYORDU
Eskiden insanların gümüş ve altının temizlenmesi için toprağın temizleyici özelliğini kullanıp altın ve gümüşleri toprağa gömdüğünü belirten Aydın, 'Gümüşü, toprakta açılan kuyularda ateş yakarak eritiyorlardı. Makinelerle iş yapmak, el işçiliği kadar keyif vermiyor. El yapımının değeri tabii ki bambaşka. Eğer mesleğini sevmezsen hiçbir şey yapamazsın.' dedi. Aydın, Kaleiçi Mahallesi'ni ziyaret eden turistlerin el emeği tasarımları daha çok tercih ettiğini belirterek şöyle konuştu:
'Gelen yerli-yabancı turistler daha çok emek verilen el işçiliği olan ürünleri istiyorlar. Telkari sanatı; tamamen el işçiliğinden, emekten, zarafetten, tel tel işlenen el emeği göz nuru işlemelerden meydana geliyor. Günümüzde mağazalarda hazır takılar, imalatlar var ama biz bu hazır sektöre karşı telkariyi yaşatmaya çalışıyoruz. Telkari demek sabır demektir. Bir parçanın yapılışı,ne kadar zaman aldığı ve bir ürün yapılırken başlangıçtan sona doğru gidildiği zaman o parçada herhangi bir dağılma olduğunda tamamen bozulabiliyor. Böyle olunca, o ürünün yeni baştan tek tek dizilmesi lazım, bu iş gerçekten sabır isteyen bir iş. Telkari sanatı insanı farklı bir dünyaya götürüyor, lakin bu iş hem merak, hem el becerisi, hem de sabır istiyor.' Son olarak Aydın, piyasada teknoloji ürünü olan döküm, markazit, zirkon gibi ürünlerin telkari diye satıldığını, bu durumun telkarinin yanlış tanıtılmasına neden olduğunu söyledi.




