Önceki yazımızda İslam inancında faiz karşıtlığı olmasına karşın uygulamada değişik isim ve 'kamuflaj'larla faizin hep uygulandığını, emperyalizm çağında mali sermayenin sanayi sermayesi üzerinde hegemonya kurması nedeniyle faizin uluslararası sermaye hareketlerinin temel belirleyici unsuru haline geldiğini söylemiştik...

O yazıda belirttiğimiz bir başka husus, petro-dolarların etkisiyle hızla çoğalan İslami bankaların bu sistemin en önemli ayaklarından birini oluşturduğuydu...

Bu gerçek, bazı 'İslamcı iktisatçılar' tarafından da görülmüş, o iktisatçılar, faizin olumsuz etkilerinin 'faizsiz bankacılık' gibi aldatmacalar ya da resmi faiz oranlarını indirmek gibi 'kozmetik' uygulamalarla değil ancak ulusal devletin ekonomiye tam egemen olması ilkesini savunan 'ulusal sosyalizm' ilkesine dayanılarak sınırlanabileceğini dile getirmişlerdir.

***

Ülkemizde yaşanan tecrübe de 'faizci ekonomi'ye karşı mücadelenin yalnızca MB'nin belirlediği faiz oranlarını düşürerek yürütülemeyeceğini göstermiştir...

Günümüzde ekonomik sistem 'küresel' bir nitelik taşımakta ve son derece karmaşık mekanizmalar kullanmaktadır...

Dolayısıyla faiz, yalnızca 'klasik' biçimiyle değil çok değişik biçimlerle karşımıza çıkmaktadır.

***

Örneğin, toplam dış borç miktarına bakıldığında Türkiye dünyada 29. sırada yer alıyor...

Bizden daha borçlu ülkelere baktığımızda ilk beş sırada yer alan ülkelerin ABD, İngiltere, Fransa, Almanya ve Hollanda gibi 'gelişmiş' ülkeler olduğunu görüyoruz. Japonya, Kanada, İsviçre, Çin, Rusya, İsveç, Norveç gibi gelişmiş kabul edilen ülkelerin borçları da bizimkinden çok daha fazla...

Ne var ki, ABD Merkez Bankası (FED) faiz oranını yüzde 1'in altında tutarken, bizde yapılan faiz indirimlerine karşın MB'nin belirlediği faiz oranı hala yüzde 15.

***

Yani, 'faiz karşıtı' Türkiye, yüzde 15 faiz vermeye razı olduğu halde borç bulamazken, 'faizci' ABD yüzde 1 civarında, AB ise yüzde 0 civarında faizle rahatça borçlanabiliyor. İşin ilginci, ABD ve AB'nin bize yüzde 15 gibi dünyanın en yüksek oranında faiz ödediğimiz halde vermekte nazlandığı para, büyük ölçüde bizimki gibi ülkelerden yüzde 1 civarında faizle topladığı para...

Dahası, Türkiye faiz oranları yükseltilmediği için Türk Lirası bu ülkelerin parası karşısında eriyor...

Bunun sonucunda Türkiye o ülkelerin paraları cinsinden borçlanmış olduğu için ödeyeceğimiz borç miktarı , başka bir deyişle 'kılık değiştirmiş faiz' de hızla artıyor.

***

Demek ki MB'nin faiz oranlarını düşürmekle 'faiz karşıtı' olunamıyor...

Tam aksine mevcut sistem içinde bir ülke, 'faiz karşıtlığı' adına faiz oranlarını düşürdüğünde daha fazla 'faiz' ödemek zorunda kalabiliyor...

O ülkeye yüksek faiz dayatmasında bulunan ülkelerin kendileri ise, devasa dış borçlarına karşın neredeyse hiç faiz ödemeden tüm dünyadan kendi ülkelerine para transfer edebiliyor.

***

İşin ilginç tarafı, para bulmanın çaresi olarak yüksek faiz ödemeyi kabul ettiğinizde de durum pek fazla değişmiyor...

O takdirde, yalnızca faizi dolaylı değil doğrudan ödemiş oluyorsunuz...

Değişen yalnızca şekil oluyor.

***

Peki, bu işin bir çaresi yok mu?..

Bu noktada, önceki yazımızda görüşlerinden bir pasaj aktardığımız 'İslamcı iktisatçı' ve Bangladeş Planlama Bakanı Muhammad Abdul Mannan'ın şu sözlerini hatırlamakta yarar var: 'Sosyalist ekonomide faiz sorunu yoktur. Çünkü bütün tasarruflar, gelirler, işçilere dağıtılmadan önce, devletin yaptığı kollektif tasarruflardan oluşur'...

İslamcı bir iktisatçının söylediği bu sözleri, sosyalist bir iktisatçının ağzından da duyabilirdiniz; çünkü akıl için yol birdir.

***

Özetlersek, faizi tüm sisteminin temeli haline getirmiş bir sistem içinde faiz karşıtlığı da yapsanız, faiz yandaşlığı da yapsanız sonuç fazla değişmez...

O nedenle ne yukarıda sözlerini aktardığmız Bangladeş'te bakanlık yapan 'İslamcı iktisatçı' ne de geçmişte 'sosyalist blok üyesi ülkeler'de görev yapan sosyalist bakanlar, küresel mali sisteme bağımlılıktan kurtulamadıkları için sorunu kalıcı olarak çözememişlerdir...

Bu sistemde yapılabilecek en akıllıca iş, iç piyasada ulusal nitelikte bir devlet kapitalizmi uygulayarak, üretimi esas alan bir ekonomik yapı kurarak, sınır kapılarını ithal mallara açmak yerine korumacı bir politika uygulayarak bu 'faizci' sistemin kötülüklerini en aza indirmektir.

(Bitti)