Türkiye'de, erken seçim ihtimali uzaklaşırken seçim ekonomisi tüm hızıyla devreye girdi...

Asgari ücrete yapılan yıl ortası zammını...

3600 ek gösterge ve Emeklilikte Yaşa Takılanlar ile ilgili çalışmaları...

Enflasyonun ve pahalılığın suçlusu olarak zincir marketlerin gösterilmesini...

Ve son olarak etten başlayıp diğer ürünlere yayılan fiyat indirimleri yoluyla 'piyasayı terbiye etme' girişimlerini bu çerçevede görmek lazım.

***

Peki, ekonomi bu yolla düzeltilebilir mi?...

Başka bir deyişle ekonomik dengelerin bozulmasının sonucu olan bir takım rahatsızlıklar, bu tür 'palyatif' önlemlerle giderilebilir mi?..

Bu sorunun cevabını 'hastalığın' sebebinden başlayarak vermeye çalışalım.

***

Türkiye'de ekonomideki tüm rahatsızlıklar bir şekilde 'cari açık' meselesiyle ilişkilidir...

Kabaca söylersek, cari açık, bir ülkenin 'dış dünya' ile kurduğu ekonomik ilişkiler sonucunda elde ettiği gelirlerin aynı süreçte harcadığı giderlerin altında kalması, başka bir deyişle ihracattan elde edilen gelirlerin mal ve hizmet ithalatı dolayısıyla yapılan giderlerin altında kalması anlamına gelir...
Bu açıdan bakıldığında cari açık', dış ticaret açığı'nın da nedenidir.

***

Eğer bu açık 'kronik' hale gelmişse, bunu gidermenin tek sağlam yolu, mal, hizmet, bilgi üretimini artırmak ve bunlardan elde edilen gelirleri ithalat giderlerinin üzerine çıkarmaktır...

Aksi takdirde MB rezervlerini kullanılarak ya da dış borçlanma yoluna gidilerek bir süre bu açık 'finanse' edilebilir, ancak 'yara' içten içe işler ve sonunda bir şekilde kendini açığa vurur...

Bu açığa vurma bazen döviz krizi, bazen borç krizi, bazen de üretim yetersizliğinin sebep olduğu fiyat artışları şeklinde olur.

***

Aslında bu gerçekler Türkiye'yi yönetenler tarafından da bilinmektedir...

O nedenledir ki, AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 30 Kasım 2021'de 'yeni ekonomi modeli' adı verilen bir program açıklamıştı...

Bu programa göre, ihracata dayalı büyümenin sağlanabilmesi için TL'nin değer kaybetmesi pahasına faiz indirimlerine gidilecek, TL'nin değer kaybı nedeniyle 'yerli' malların fiyatları dış piyasalarda düşecek, bundan dolayı ihracat artacak, böylece cari açık kapatılacaktı.

***

Bunları kısaca hatırlattıktan sonra Türkiye'nin son altı aylık cari açık ve dış ticaret açığı bilançolarına bir göz atalım:

Eski Hazine Müsteşar Yardımcısı Hakan Özyıldız, 2021 ve 2022 yılının ilk beş ayına dair ''Döviz Finansman İhtiyacı'' ve ''Döviz Finansman Kaynakları''nı karşılaştırdı. Karşılaştırma sonucunda 2021 yılının ilk beş ayında 12 milyar 376 milyon dolar olan cari işlemler açığının, bu yılın aynı döneminde 28 milyar 122 milyon dolara çıkarak yüzde yüzün üzerinde arttığı ortaya çıktı...

Haziran ayı cari açığı da 3,4 milyar dolar olarak açıklandı. yılın ilk altı ayının cari açığı 32 milyar dolar civarında gerçekleşti.

***

Ekonomist Mustafa Sönmez, Ortadoğu'nun önemli yayın organlarından Al Monitor'da bu 'cari açık patlaması'nı yorumlarken şu tespitleri yaptı:

'Cari açığın ilk altı ayda bu büyüklüğe ulaşmasında en önemli etkeni yüksek seyreden ithalat oluşturdu. Özellikle net enerji ithalatı, artan dünya fiyatları nedeniyle de aylık 7-8 milyar dolarlık bir fatura getirdi. Haziran itibariyle son 12 aylık net enerji ithalatı 70,6 milyar dolara yaklaştı. Tırmanan ithalatın finansmanına ihracat ve turizm gelirleri yetmeyince açık büyüdü (...) İktidarın cari açık ve diğer döviz yükümlülüklerini yönetemeyeceğinden endişe eden sanayicilerin ve ithalatçıların hammadde, yarı mamul, makine-teçhizat ithalatını öne çektikleri ve stok yaptıkları biliniyor. Bu da ithalatı tırmandırıcı bir etki yarattı. Endişe ve güvensizlikten de kaynaklanan bu ithalat artışı haziran ayında bir önceki yılın haziran ithalatını yüzde 40 aştı ve 30 milyar dolara yaklaştı. Turist girişindeki tırmanışa karşılık turist başına gelirin 750 doların altında seyri, turizm dövizinin ithalatı finanse etmesine yeterince katkıda bulunamıyor.'

Ekonominin hastalığı, işte bu tablodan kaynaklanıyor.

(Devam edecek)