Ev hanımıyken komşularıyla başladığı boyama çalışmaları, Ayşen Özmen’i zamanla ahşap sanatına yönlendirdi. İlk olarak Pilavoğlu Han'da üretim yapan Özmen, hanın satılmasının ardından yaklaşık dört ay önce Bala Han'daki atölyesine taşındı. Ahşabı seramikle birleştirerek kendine özgü bir üretim tarzı oluşturan Özmen, denizden çıkan ahşapları dekoratif objelere dönüştürürken sıcak mine, taş tozu ve farklı el işi tekniklerini de çalışmalarına taşıyor.
KALE’DE ON YILLIK BİR EMEK
Ayşen Özmen, yaklaşık on yıldır Ankara Kalesi’nde ahşap işleri ve aksesuar tasarımı üzerine üretim yapıyor. Ev hanımıyken komşularıyla hobi olarak başladığı boyama ve tasarım çalışmalarını, sanat kafe hayaliyle profesyonel bir boyuta taşıyan Ayşen Özmen, dokuz yıl süren Pilavoğlu Han serüveninin ardından çalışmalarını Bala Han’a taşıdığını belirterek şunları ekledi: "Yaklaşık on yıldır Kale'deyim. Daha önce Pilavoğlu Han’daydım; ahşap işlerinin kesiminden tasarımına kadar her aşamasını kendim yapıyorum. Farklı kurslarla kendimi geliştirip bu ortamı sahiplendim. Aslında ev hanımıydım, bu yola komşularımla birlikte çıktık. Bir sanat kafe açma hayaliyle yer ararken yollarımız Kale’ye çıktı. Pilavoğlu Han satılınca, arkadaşlarla birlikte Bala Han’ı tercih ettik. Şimdi burada hem üretim yapıyoruz hem de atölye çalışmaları düzenleyerek çalışmalarımızı sürdürüyoruz.”

"TASARIMLARIM KENDİ GELİŞTİRDİĞİM TEKNİKLERİN BİR SONUCU"
Özmen, Özellikle Karadeniz'den topladığı deniz ağaçlarını ve özgün figürleri kullanarak, geleneksel tasarımlardan ayrışan kendine has bir stil oluşturduğunu vurguladı. Özmen, "Hazır objeleri boyayarak başladığım bu yolda zamanla ahşap kesimlerini ve formlarını bizzat kendim oluşturmaya başladım; ev figürlerinden balık tasarımlarına kadar her şey uzun yıllara dayanan bir gelişimin ürünü. Özellikle Karadeniz sahilinden topladığımız deniz ağaçlarını seramik ve diğer materyallerle birleştirerek, tamamen kendi yorumumu kattığım özgün parçalar üretiyorum.” dedi.
"BU ÜRÜNLER TAMAMEN BİZİM HAYAL DÜNYAMIZIN BİRER ÜRÜNÜ"
Özmen, lodos dalları ve ahşabı seramik gibi farklı disiplinlerle harmanlayarak, hiçbir eğitim almadığı bu alanda tamamen kendi tekniklerini geliştirdi. Malzeme doğasının değişkenliği sayesinde her bir tasarımını özgün kılan sanatçı Özmen, tasarımlarıyla ilgili şunları kaydetti: "Lodos dallarını ev formuna dönüştürerek başladığım bu yolculukta, ahşap ve seramiği birleştirerek tamamen kendi yorumumu katıyorum. Herhangi bir eğitim almadan, deneme yanılma yoluyla kendimi geliştirdim; her parça malzemelerin yapısı gereği birbirinden farklı çıkıyor. Küçük kesimleri bizzat yaparken, büyük makineler gerektiren parçalarda ise eşimin desteğiyle üretim sürecimi sürdürüyorum.”

"FARKLI TEKNİKLERİ KEŞFEDİP AHŞAPLA BİRLEŞTİRMEYİ SEVİYORUM"
Ayşen Özmen, ahşap odaklı üretimini deniz kumu, dokuma takılar ve sıcak mine gibi farklı el sanatlarıyla zenginleştiriyor. Her yıl yeni bir teknik öğrenerek üretim yelpazesini genişleten sanatçı, geleneksel yöntemleri ahşabın doğal dokusuyla harmanlayarak özgün eserler ortaya koyuyor. Özmen, "Ev tasarımlarımda deniz kumu gibi detaylar kullanarak ürünlerimi zenginleştirmeyi seviyorum. Ayrıca etnik dokuma bileklikler ve bakır üzerine cam tozuyla uygulanan sıcak mine tekniğini internetten videolar izleyerek, deneme yanılma yoluyla kendi kendime öğrendim. Asıl işim ahşaptan vazgeçmesem de; boya gibi görünen ancak aslında camın yüksek ısıyla yüzeye kaynaşmasıyla oluşan bu teknikleri ahşap çalışmalarıma dahil etmeyi tercih ediyorum.” ifadelerini kullandı.
"BİZ BURADA SADECE ÜRÜN ÜRETMİYORUZ, BİR EMEĞİ VE HAYALİMİZİ YAŞATIYORUZ"
Özmen, el emeği ürünlerinin seri üretim karşısında değer görmemesi konusundaki üzüntüsünü dile getirerek, özellikle üreten kadınlara destek olunması gerektiğinin altını çiziyor. Bala Han’ın tanıtımına ve tarihi mekânların yaşatılmasına büyük önem veren sanatçı, ziyaretçilerin ilgisinin ve toplumsal desteğin, üretim yapan kadınlar için en kıymetli motivasyon kaynağı olduğunu vurgulayarak, "Bu işi büyük kazançlar için değil, severek yapıyoruz ancak sabahtan akşama kadar süren emeğimizin bazen pazarlıklarla değersizleştirilmesi bizi derinden üzüyor. İçime sinmeyen hiçbir ürünü kimseye vermiyorum; her ayrıntıyı, her çiçeği, rengi mükemmelleştirene kadar çalışıyorum. Özellikle burada üretim yapan kadınların desteklenmesi, devletimizin vergi yükü yerine bizi daha fazla teşvik etmesi en büyük dileğim. İnsanların gelip bizi ziyaret etmesi, küçük de olsa bir alışveriş yapması, Bala Han gibi tarihi bir mekânda verdiğimiz mücadelenin ayakta kalmasını sağlıyor. Pilavoğlu Han’ın ardından Bala Han’a geçişimizle beraber, buranın da zamanla daha çok tanınacağına ve hak ettiği değeri bulacağına yürekten inanıyorum.” diye konuştu.





