Son yazımızda Türkiye'nin kuruluş sürecinde Mustafa Kemal Paşa'nın izlediği denge politikasından söz etmiştik...
Paşa, daha Anadolu'ya ayak basar basmaz, Birinci Dünya savaşından galip çıkan büyük devletlerin Osmanlı İmparatorluğunu parçalalama siyasetlerini uygulamaya koyduklarını görmüş ve direniş hareketinin başarısının bu devletlere karşı mücadele eden bir başka komşu büyük devletin, Sovyet Rusya'nın desteğinin sağlanmasından geçtiği sonucuna varmıştı ...
Paşa, bu düşünceyle Ankara'da Meclis'in toplanmasının hemen ardından Sovyet Rusya lideri Lenin'e dün bir pasajını aktardığımız mektubu yazmış ve yardım istemişti.
***
Bu istek, akılcı ve gerçekçi bir istekti, çünkü aynı dönemde Sovyetler Birliği de yabancı güçlerin desteklediği iç düşmanlarla boğuşuyordu. Anadolu'da İngiltere ve Fransa'nın planladığı gibi kendilerine bağlı bir yönetim oluşturulursa, hiç kuşkusuz Rusya'da ayağa kalkmış olan gerici akımlara Anadolu üzerinden yardım akacak ve Lenin başkanlığındaki Bolşevik Hükümet ayakta kalmakta zorlanacaktı...
O dönemde hem Anadolu'da Mustafa Kemal Paşa'nın başında bulunduğu Meclis Hükümeti, hem de Rusya'daki Sovyet Hükümeti, gerçekçi ve akılcı liderler tarafından yönetildiği için anlaşmaya varmakta zorluk çekmediler...
26 Nisan 1920 tarihli mektubun Rusya'da olumlu karşılanması üzerine 11 Mayıs 1920 tarihinde Dışişleri Bakanı Bekir Sami Bey başkanlığında bir heyet Moskova'ya gönderildi.
Ardından 4 Ekim 1920 tarihinde Müsteşar Y.Y. Umpal-Angarskiy'in başkanlığındaki Rus diplomatik misyonu Ankara'ya geldi...
19 Şubat 1921 günü Ali Fuat Paşa, Moskova'ya elçi olarak gönderildi...
Ve 16 Mart 1921 günü Dostluk Anlaşması imzalandı...
Bu anlaşma sonucunda Sovyet Rusya Anadolu hükümetine 300 bin tonluk mühimmat yardımında bulundu.
***
Bu olay, gerçekçi bir 'denge politikasının' uygulanmasının en güzel örneklerinden biridir...
İki lider, farklı ideolojiler, farklı dünya görüşleri taşıyor, ama aynı düşmana karşı mücadele ediyordu...
Mustafa Kemal Paşa, Lenin'e yardım mesajı niteliğindeki mektubu gönderirken karşısındakinin iki ülkenin ortak çıkarlarını kavrayabilecek çapta bir lider olduğunu biliyordu...
Aynı şekilde Lenin de, Türkiye'ye ilk büyükelçisi olan Aralov'u gönderirken ona şu öğütleri veriyordu:
'Mustafa Kemal Paşa tabii ki sosyalist değildir. Ama görülüyor ki iyi bir teşkilatçı. Kabiliyetli bir lider, milli burjuva ihtilalini idare ediyor. İlerici, akıllı bir devlet adamı. Bizim sosyalist inkılabımızın önemini anlamış olup, Sovyet Rusya'ya karşı olumlu davranıyor. O, istilacılara karşı bir kurtuluş savaşı yapıyor. Emperyalistlerin gururunu kıracağına, padişahı da yardakçılarıyla birlikte silip süpüreceğine inanıyorum. Halkın ona inandığını söylüyorlar. Ona, yani Türk halkına yardım etmemiz gerekiyor. İşte sizin işiniz budur. Türk hükümetine, Türk halkına saygı gösteriniz. Büyüklük taslamayınız. Onların işlerine karışmayınız.'
***
Mustafa Kemal Paşa, gelişen işbirliğinin ardından 4 Ocak 1922 tarihinde Lenin'e ikinci bir mektup gönderdi...
O mektupta, aradaki işbirliğinin sağlam bir temele, yani emperyalist devletlerin müdahalelerine karşı ortak mücadele temeline dayandığına dikkat çekiliyor ve bu politikanın gelip geçici bir taktik değil, 'stratejik bir işbirliği' olacağı teminatı veriliyordu...
Mektubun en önemli pasajı şöyleydi: 'Türkiye Rusya'ya, bilhassa son birkaç ayın Rusyasına Batı Avrupa'ya olduğundan çok daha yakındır. Memleketlerimiz arasında bir diğer ve daha mühim benzerlik, bizim kapitalizm ve emperyalizme karşı mücadelemizde yatmaktadır. Sizi temin ederim ki, Sovyet Rusya'ya karşı doğrudan veya dolaylı olarak asla hiçbir anlaşmaya ve ittifaka dahil olmayacağız.'
***
Ankara Hükümeti, emperyalist devletlerin Anadolu'daki 'vekalet savaşı'nı yürüten Yunan ordusunu durdurduğunda önce İtalya, ardından Fransa, Anadolu'yu işgal planlarından vazgeçti...
Yunan ordusunun Büyük Taarruzda dağıtılmasının ardından İngiltere de Anadolu Hükümeti'ni yeni Türkiye'nin meşru yöneticisi olarak tanımak zorunda kaldı... Bu devletlerle ilişkiler zamanla normalleşti; hatta mağlup Yunan Hükümeti ile bile iyi ilişkiler kuruldu... Ama Atatürk, hayatı boyunca Sovyet Rusya'ya verdiği sözden caymadı.
Yani...
Bir 'denge politikası', düşmanları birbirine karşı kullanan ve uzun vadede dengesizlikleri artıran basit bir 'tahterevalli oyunu' olabileceği gibi doğru bir stratejinin ürünü de olabilir.
(Devam edecek)