CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu'nun, Çubuk'taki şehit cenazesinde uğradığı saldırı, sağduyu ve vicdan sahibi herkesi üzüntüye boğdu.
O uğursuz yumruk, yalnızca Kılıçdaroğlu'nu değil, Türk demokrasisini de yaraladı.
Televizyonların haber kanalları tarafından yansıtılan olay anına ilişkin üzücü, bir o kadar da düşündürücü görüntüleri izlerken, kalabalık arasında bulunan, ancak görüntüsü ekrana gelmeyen bir kadının Kılıçdaroğlu'nun sığındığı evi hedef göstererek ''yakın'' diye çığlıklar atması bana 35 kişinin yaşamını yitirdiği Madımak Oteli katliamını anımsattı.
Kılıçdaroğlu'na yönelik saldırı, hafife alınacak bir olay değildir.
Devlet ve hükümet yetkilileri tarafından olayın hemen ardından gelen kınama mesajları, demokrasiye gönül vermiş insanların yüreklerindeki acıyı dindirecek, tansiyonu düşürecektir belki ama geleceğe ilişkin endişeleri sonlandırmaya yetmeyecektir.
Olayın faillerinin ve perde arkasındaki tertipçilerin bir an önce yakalanarak adalete teslim edilmesi, gelişmeleri tedirginlik içinde izleyen tüm vatandaşların yüreğine su serpecektir.
Saldırının, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı'nın hemen öncesine denk gelmesi de düşündürücüdür.
Bu çağdışı zihniyet sahiplerinin, ülkeyi karıştırma, demokrasiye gölge düşürme çabaları, asla sonuç vermeyecektir.
Hangi görüşte olursa olsun, sağduyu sahibi herkes, ülkenin geleceğine kasteden bu tür saldırılar karşısında kenetlenmelidir.
Bu ve benzeri saldırıların tekrarlanmaması için insanların akıl çizgisinde buluşmaları kaçınılmaz bir zorunluluktur.
Sonuçta sinsi planlar bozulacak.
Sağduyu kazanacaktır.