Bir vapur…

Bandırma vapuru.

Bir vapur değil yalnızca…

Simgesi bağımsızlığın.

Bağımsızlık türküsü…

***

Yıl 1919.

Mayıs ayı.

'Mayıs her zaman güzeldir Anadolu'da / Gonca gül ayları başladığından kuzeyde ve güneyde'.

O yıl da güzeldir.

'Ne ki bir hain bıçak kesmiştir / Ananın gözlerinden esirgediği gül dalını'.

Dağların, gümbür gümbür söylediği şarkıların denizin mavisiyle buluştuğu kent, İzmir de işgal edilmiştir.

İşgalin ürpertisi yayılır caddelere, sokaklara… Ürperti korkuyu, korku ihaneti besler… Ama her işgal, korku ve ihanet anında olduğu gibi, o gün de yeni bir kahramanlık öyküsünün başlangıcıdır aynı zamanda. Hasan Tahsin'dir kahramanın adı. İnsan hakları savunucusu bir gazeteci. İşgali yazmak yerine, işgale karşı sıkılmış kurşunla tarih yazmayı seçen bir gazeteci. Konak Meydanı'ndaki ünlü saat kulesi 11.00'i gösterirken, tetiği çeker. Bu ilk kurşundur işgalciye karşı…

***

İstanbul mu?

'Biz ki İstanbul şehriyiz, / Seferberliği görmüşüz: / Kafkas, Galiçya, Çanakkale, Filistin, / vagon ticareti, tifüs, ve İspanyol nezlesi / bir de İttihatçılar, / bir de uzun konçlu Alman çizmesi / 914'ten 18'e kadar / yedi bitirdi bizi. / Mücevher gibi uzak ve erişilmezdi şeker / erimiş altın pahasında gazyağı / ve namuslu, çalışkan, fakir İstanbullular / sidiklerini yaktılar 5 numara lambalarında. / Yedikleri mısır koçanıydı ve arpa / ve süpürge tohumu / ve çöp gibi kaldı çocukların boynu.'

İstanbul, böyle bir İstanbul'du işte…

Ve İzmir'in işgalinden bir gün sonra, Galata Rıhtımı'ndan bir vapur açıldı denize. Bandırma Vapuru. Karadeniz'e...

Yorgundu vapur. İki kez batmıştı. Birisi Çanakkale Savaşı'ndaydı. Batırılmıştı. Neredeyse hurdaya çıkarılacaktı artık.

Ama kendini bir simgeye dönüştürecek son görevine çıktı yine de…

19 Mayıs'ta yanaştı bir kente. Yine dağların gümbür gümbür şarkısıyla dalgaların şarkısının bir birine karıştığı bir kentti burası: Samsun. Ve genç bir subay indi vapurdan. O 'sarı saçlı', 'mavi gözlü' insan. Türkiye'nin bağımsızlığının türküsü vardı o insanın yüzünde. Yalnız işgalciye direnen bir türkü değil, kurtuluştan sonra verilecek uygarlaşma mücadelesinin de türküsü…

'Bir gemi yanaştı Samsun'a sabaha karşı, / Selam durdu kayığı, çaparası, takası, / Selam durdu tayfası. // Bir duman tüterdi bu geminin / bacasından, bir duman / Bir duman değil bu! / Memleketin uçup giden kaygılarıydı. // Samsun limanına bu gemiden atılan / Demir değil / Sarılan ana yurda / Kemal Paşa'nın kollarıydı. // Selam vererek Anadolu çocuklarına, / Çıkarken yüce komutan, / Karadeniz'in halini bir görmeliydi. // Kalkıp ayağa ardı sıra baktı dalgalar, / Kalktı takalar. / İzin verseydi Kemal Paşa, / Ardından gürleyip giderlerdi, / Erzurum'a kadar.'

***

'Bağımsızlık benim karakterimdir' diyen Mustafa Kemal'in, tam yüzyıl önce, kurtuluş mücadelesini başlattığı gündür 19 Mayıs… Türkiye toprağında yaşayanların, Türkiye toprağının suyunu içenlerin hep beraber söyleyeceği bir türkünün adı... Mustafa Kemal'in kişiliğinde Türk insanının geçmişe ve geleceğe verdiği yanıttır:

'Bağımsızlık bizim karakterimizdir.'

Ve 31 Ağustos emri verildikten sonra, işgalciler İzmir'e doğru geri kovalanırken yaralanan, yüzü gözü kan içindeki Ali Onbaşı'nın yanından geçen süvari alayının ardından bakarken duyduğu türküdür Bandırma Vapuru.

'Dörtnala gelip Uzak Asya'dan / Akdeniz'e bir kısrak başı gibi uzanan / bu memleket bizim.'

'Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür / ve bir orman gibi kardeşçesine, / bu hasret bizim…'

________________________

Yazıda alıntılanan dizeler Ceyhun Atuf Kansu, Nazım Hikmet ve Cahit Külebi'nin şiirlerindendir.