Yemeklerden sonra içilen bir fincan kahvenin tadına doyum olur mu?

Olmaz elbette…

Şöyle köpüğü de üzerindeyse.

İçme de yanında yat…

Hele bir de şu zamlı ortamda moral dopingi yapacak birkaç sözcüğe ihtiyaç duyuyorsan…

İster inan ister inanma…

İçmesi keyiflidir.

Falına baktırması da…

Fal bakanın 'Gözün aydın, sana büyük bir kısmet var'' diye söze başlaması bile yeter, iyimserliğe dönüş yapmaya…

Fincandaki telvenin yalnızca fala bakan kişiye görünen ve ''bolluk bereket''vaat ettiği belirtilen şekilleri, 'inanmıyorsan gel bak'' davetiyle nasıl da mutluluk iksirine dönüşür.

Fincanın içine girecek gibi pür dikkat bakar fal baktıran ama, telve yığınından başka bir şey göremez.

İnansa da inanmasa da fala,bir yandan fincana bakarken bir yandan da şaşırmış bir ifadeyle hep bilindik söz dökülür dudaklardan:

'Aaa… Ne kadar da net görünüyor.''

Şimdilerde fincanı ters çevirip, 'Neyse halim, o çıksın falım'' diyenlerin sayısı azaldı…

Fala inancın yitirilmesinden ya da içilen kahvenin damakta bıraktığı hazzı pekiştirme isteminin yok olmasından değil…

Uçuşa geçen fiyatından…

Gelen astronomik zamlar yüzünden tadımlık değil, seyirlik hale gelince kahve falı da nostalji rüzgarına kapıldı.

Karşı dairedeki komşunun, sabah keyfi için bir fincan ödünç kahve istemesi de…

'Bir fincan kahvenin 40 yıl hatırı olur'' sözü şimdilerde daha da anlam kazandı…

Fiyatı gibi hatırı da katlandı…

Ne ağızlarda tat kaldı…

Ne fal ne de falcı…

Kır yıllık 'hatır ömrü de'' üçe beşe katlandı…

İnansan da inanmasan da dar günlerde moral oluyordu en azından…

'Yüklü bir kısmet görüyorum'',

'Mal mı desem''

'Para mı desem''

'Senin kıza da kısmet var bilesin.''

Fal da artık tarih oldu…

Telvede gizli beyaz at değil ama kahvenin kendisi şahlandı…

.