Cumhuriyet'in kuruluş ve yerleşme dönemi olarak adlandırılabilecek dönemde uygulanan politikalar, tüm dünyanın ekonomik krizlerle boğuştuğu, Batı'nın demokratik rejimlerinin faşist rejimlere dönüştüğü ve sonunda yeni bir dünya savaşının patlak verdiği koşullarda ülkenin iç istikrarını koruması ve savaşın dışında kalması açısından çok önemli bir rol oynamışlardır...
Ne var ki, sağlanan olumlu gelişmeler, İkinci Dünya Savaşı sonrasında dünyanın iki bloka ayrılması ve Türkiye'nin 'Batı bloku'na dahil olarak bağımsızlık dönemi politikalarından taviz vermesi sonucu tersine dönmüş, Batılı emperyalist ülkelerin desteğini arkasına alan 'Tanzimat kafalı politikacılar', halk içindeki 'gelenekçi' eğilimleri karşı-devrimci amaçları için körüklemiş ve kullanmışlardır...
Bu durum sonucunda 'Batıcılık', hem aydınların ve bürokratların hem de halkın büyük çoğunluğu tarafından emperyalist ülkelerle birlikte hareket etmek olarak anlaşılmıştır.
***
Bu durum, yalnızca sosyo-ekonomik ve siyasal alanda değil kültür ve edebiyat dünyasında da şizofrenik bir parçalanma yaratmıştır...
Bunun sonucunda bir yanda varlık nedenlerini Batı'da moda olmuş bir takım eğilimleri ülkeye taşımak olarak gören, diğer yanda ise her türlü yeniliğe karşı çıktığı için Batı medeniyet ve kültürünü toptan reddeden akımlar, birbirleriyle temas etmeksizin varlıklarını yan yana sürdürmüşlerdir...
'Yerli' kültürü, çağdaş düşün akımlarının yeni ve devrimci fikirleri ışığında yorumlayan ve onlara yeni bir içerik kazandırmayı amaçlayan girişimler ise baskı altına alınmış ve adeta 'söndürülmüşlerdir'!
***
Oysa...
Cumhuriyetin kuruluş dönemi diyebileceğimiz 1923-1938 yılları arasında ekonomide millileştirme ve devletçilik, siyasette devrimcilik ve halkçılık eğilimleri güç kazanırken, kültür, edebiyat ve sanat alanında da yukarıda sözünü ettiğimiz olumlu gelişmelerin kıvılcımları ortalığa saçılmış ve bunların ışığında yeni akımların yolları açılmıştı...
Bu kıvılcımlara bir kaç örnek vermek gerekirse, Nazım Hikmet'in 'Memleketimden İnsan Manzaraları', 'Kuvayı Milliye Destanı', Şeyh Bedreddin Destanı gibi anıtsal 'epope'lerini...
Romanda Orhan Kemal'in, daha sonra Yaşar Kemal'in Anadolu insanını, efsanelerini, geleneklerini yeni düşünceler ışığında yorumlayan romanlarını...
Müzikte, öğretmenlik yaparken tüm Türkiye'yi adım adım gezerek halk türkülerini ve geleneksel müzik aletlerini derleyen, daha sonra bunları radyo programlarıyla ulusal kültürün ögelerine dönüştüren ve konservatuvarda yeniden yorumlanmalarını sağlayan Muzaffer Sarısözen'in çabalarını...
'Batı'nın Yunan-Roma medeniyetinin bir uzantısı olarak gördüğü Anadolu'nun binlerce yıl öteye uzanan yerli kültürünü 'keşfeden' ve bunu Anadolu'nun unutulmuş bir kasabasından tüm dünyaya haykıran 'Halikarnas Balıkçısı' Cevat Şakir Kabaağaçlı'nın düşün yazılarını hemen aklımıza gelen bir kaç örnek olarak sıralayabiliriz.
***
Bu durumu Attila İlhan, 'Hangi Batı' başlığı altında topladığı 'denemeler'inin önsözünde şu cümlelerle anlatıyor:
'Cumhuriyet kuşaklarının dramı Atatürk sonrasında başlar. Çağdaşlaşmayı batılılaşma yapan sonrakilerdir. Müdafa-i hukuk doktrinini ulusalcı içleminden soyanlar, Dersaadet tipi kozmopolit bir batılılaşmayı Ankara'ya göçürüp Cumhuriyetin 'resmi' tutumu yapanlar onlardır. (Doğan ) Avcıoğlu, yeni devletin ilk yıllarından itibaren, Babıali'nin köhne kadrolarıyla Ankara bürokrasisini ele geçirdiğini yazıyor. Yalnız bürokrasiyi mi? Kuvayı Milliye ruhunu da ele geçirip dağıtmışlar, devrimin ideolojisini şaşılacak bir çabuklukla yozlaştırmışlardır. (...)
Atatürk'ün kurtuluş programı, (O 'milli siyaset' diyor) en azından bir Bandung programıdır, bir Bandung programı da hele (19)20 yıllarında ilan edilmiş olursa, müthiş bir ileri atılım sayılmak gerekir.'
Bir hatırlatma:
Attila İlhan'ın sözünü ettiği 'Bandung programı', 1955 yılında Endonezya'nın Bandung kentinde Nehru'nun yönettiği Hindistan, Tito'nun yönettiği Yugoslavya ve Nasır'ın yönettiği Mısır öncülüğünde toplanan ve bağımsızlıklarını yeni kazanmış olan Asya-Afrika devletlerini bir araya getiren konferansta kabul edilmiştir. O dönemde Türkiye'yi yöneten hükümetin ABD'nin teşvikiyle sabote etmeye çalıştığı bu konferanstan daha sonra Bağlantısızlar Hareketi doğmuştur.
(Devam edecek)