Yıldırım Beyazıt Üniversitesi öğretim görevlisi ve Türk Ocakları Genel Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Filiz Yavuz editörlüğünde hazırlanan Türk Yurdu Ankara kitapları, başkentin sadece tarihini değil; diplomasi hafızasını, insan hikâyelerini ve kültürel katmanlarını da bir araya getiriyor.

Yaklaşık 80 konunun yer aldığı ve 60 yazarın katkı sunduğu kitapta; Ankara’nın efsaneleri, ticaret hayatı ve anılarının yanı sıra diplomasi geçmişi, şehirde iz bırakan isimler ve toplumsal yapı da geniş bir çerçevede ele alınıyor. Cumhuriyet’in ilk köylü kadın milletvekillerinden Satı Kadın gibi figürlerin yanı sıra Ankara’nın aşiret yapısı, kışları, sisi, sığınakları ve hatta plajları gibi dikkat çekici başlıklar da eserde yer buluyor.

Bu kapsamlı çalışmanın önemli bölümlerinden biri ise, İbrahim Himmetoğlu tarafından kaleme alınan “Yer Adları (Toponomi) Açısından Ankara” başlığı. Bu bölümde Ankara’nın ilçelerinin isim kökenleri; tarihsel belgeler, dilsel değişimler ve halk anlatılarıyla birlikte detaylı şekilde inceleniyor.
İşte Ankara’nın ve ilçe isimlerinin nasıl oluştuğuna dair bilinmeyenler:
Başkent Ankara'nın adının kaynağı kesin olarak bilinmemekle tarihte bahsedilen ilk ad Galatlar tarafından verilen ve Yunanca "Çapa' anlamına gelen Ankyra.
Sadece Galatlar değil Frigler ve Romalılar da Ankara'yı, "Gemi Çapası" anlamına gelen Ankürü (Klasik Yunanca) ya da Ankyra "Ancyra" olarak adlandırmış.
Ankyra, Araplar tarafından 8. yüzyılda iki kere ele geçirilmiş, her ikisinde de Bizanslılar tarafından geri alınmış. 7-11. yüzyıl arasındaki Bizans-Arap mücadelesi ile ilgili epik Bizans şiiri Digenis Akritis (9 ve 10. yüzyıldan kalma), Ankyra kalesinden bahseder. Bu műcadele Araplar tarafından da Battal Gazi Destanı'nda anlatılmış. Battal Gazi destanında şehrin adı "Mâmûriye" olarak geçer.
Türklerin Anadolu'ya yerleşmesinden hemen sonra kentin ismi Ankara ve Engürü olarak değişmiş. Ayrıca kentin ismi Batı dillerine de Angora olarak girmiş.
Osmanlı Devleti'nde Sultan II. Beyazıt döneminden (1481-1512) itibaren șehrin resmi adı Ankara olmasına rağmen halk Engürü batılılar ise Angora adını kullanmayı sürdürmüş.
17. Yüzyılda Ankara'yı ziyaret eden Evliya Çelebi, ünlü Seyahatnamesinde şehrin adını Unguriye olarak yazmış ve "'Mamur yer olup, üzümü çok olduğundan adına Engürü demişler" diye bahsetmiş. Farsça' da Engü, Engür, Üngür üzüm anlamına geliyor).13 Ekim 1923 tarihinde bașkent ilan edilen Ankara'nın adı, Cumhuriyet'le (29 Ekim 1923) birlikte evrenselleşmiş ve günümüzdeki adını almış.
Akyurt
Ankara’nın kuzeyinde yer alan Akyurt’un tarihi M.Ö. 3000’li yıllara kadar uzanıyor. İlçenin bilinen en eski adı “Ravlı”dır. Osmanlı döneminde Çubukabad kazasına bağlı bir yerleşim olan Ravlı, Kaşgarlı Mahmud’un eserlerinde “Alka-Bölük”, Reşidüddin’in kayıtlarında ise “Alka Ravlı” olarak geçer. Zamanla Ravlı ismi Oğuz Türkçesinde “Avlu, Evli, İvli” gibi biçimlere dönüşür. Bu kelimenin “yurt” anlamı taşıdığı da ifade edilir. Cumhuriyet döneminde “Alka”nın “Ak”, “Ravlı”nın da “yurt” anlamıyla birleşmesi sonucu Akyurt adı ortaya çıkmıştır.
Altındağ
Ankara’nın tarihsel çekirdeği olan Altındağ, kentin ilk yerleşim alanı olarak kabul edilir. Bölgenin asıl adı “Hıdırlıktepe”dir ve halk arasında “Hıdırlık” olarak da anılır. Altındağ isminin ortaya çıkışıyla ilgili rivayetlerden biri, tehcir döneminde gömüldüğü düşünülen altınların bulunması amacıyla yapılan kazılarla ilişkilidir. Bir başka görüş ise Roma ve Osmanlı dönemlerinde önemli kişilerin buraya defnedildiği ve bu nedenle bölgenin değerli görülerek “Altındağ” adını aldığı yönündedir.
Ayaş
Ayaş ismi Türkçe kökenli olup “parlak, aydınlık gece” anlamına gelir. Aynı zamanda Oğuz Türklerinin Bozok koluna bağlı Bayat boyunun Barak obasına mensup bir Türkmen oymağının adıdır. Tarihsel kaynaklarda Ayaş’ın “Mnizos” ve “Prasmon” isimleriyle anıldığı, hatta ilk kuruluşunun “Mnizos” adıyla gerçekleştiği ifade edilir.
Bala
Bala’nın adı 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı sonrası Kafkasya’dan Anadolu’ya göç eden Türklerle şekillenmiştir. Bu göçmenler bölgeye yerleşerek ilk olarak “Kartaltepe” adını vermiştir. Daha sonra Osmanlı padişahı II. Abdülhamid’e ithafen “Hamidiye” adı kullanılmıştır. Çevreden gelen göçlerle büyüyen yerleşim zamanla Bala adını almıştır. İlçe halkının tamamına yakınının Bozulus Türkmenlerinden oluştuğu ve Bayındır boyuna mensup oldukları belirtilir. Bala isminin de Bozulus kelimesiyle bağlantılı olduğu ifade edilir.
Beypazarı
Beypazarı’nın ilk adı “Lagania”dır ve “kaya doruğu ülkesi” anlamına gelir. Germiyanoğulları döneminde vezir Zinar Hezar tarafından kurulan büyük pazar, ilçenin ekonomik kimliğini belirlemiştir. Bu pazar zamanla “beyin pazarı” anlamına gelen Beypazarı adını doğurmuştur. Osmanlı döneminde tımarlı sipahi sisteminin önemli merkezlerinden biri olan ilçe, ticari canlılığıyla öne çıkmıştır. Ayrıca Osman Bey’in dedesi Gazi Gündüzalp’in mezarının burada bulunduğu da ifade edilir.
Çamlıdere
Çamlıdere’nin kuruluşuna dair kesin belgeler bulunmamakla birlikte, eski adının “Kuzveren” ya da “Kuzucular” olduğu bilinmektedir. Şeyh Ali Semerkandi’nin bölgeye yerleşmesiyle bu isim “Şeyhler” olarak değişmiştir. Günümüzdeki adı ise çevredeki çam ormanları ve dere yapısından gelmektedir.
Çankaya
Çankaya ismiyle ilgili iki güçlü rivayet vardır. Birincisine göre, yosun tutmuş bir kayanın üzerinden akan ve şifa verdiğine inanılan sudan dolayı bölgeye “Can-Kaya” adı verilmiş, zamanla Çankaya’ya dönüşmüştür. İkinci rivayete göre ise bölgede bulunan eski bir kilisenin çan seslerinden türeyen “Çengikayası” adı zamanla değişime uğramıştır.
Çubuk
Çubuk’un adı, doğrudan coğrafi özelliklerinden geliyor. Yeşil ve verimli ovası ile içinden geçen akarsu, ilçeye bu ismin verilmesinde etkili oluyor. Karadeniz iklimine geçiş kuşağında yer alması da bu doğal yapıyı destekliyor.
Elmadağ
Osmanlı kayıtlarında “Yozgat köyü” ve daha sonra “Küçük Yozgat” olarak geçen Elmadağ, 20. yüzyılda bugünkü adını alıyor. Bölgedeki elma ağaçlarıyla kaplı dağların bu isimlendirmede etkili olduğu ifade ediliyor. Aynı zamanda idari bağlılıkların değişimi de ismin dönüşüm sürecinde rol oynuyor.
Etimesgut
İlk çağlarda “Amaksis” olarak bilinen bölge, Frig ve Hitit uygarlıklarının etkisi altında kalıyor. Osmanlı döneminde Ahi Mesud’un çiftliği olarak anılan yerleşim, 1928’de Atatürk’ün talimatıyla “Ahi Mesud Örnek Köyü” olarak yeniden düzenleniyor. Zamanla Etimesgut adını alan yerleşim, Cumhuriyet’in planlı kentleşme anlayışının önemli örneklerinden biri haline geliyor.
Evren
Evren ilçesinin eski adı “Çıkınağıl”. Bu isim, dağınık halde bulunan ağılların bir araya getirilmesini ifade ediyor. 1983 yılında ise dönemin Cumhurbaşkanı Kenan Evren’in soyadı verilerek bugünkü adını alıyor. Bu değişim, modern dönemde siyasi etkilerin yer adlarına yansımasına örnek oluşturuyor.
Gölbaşı
Gölbaşı, Mogan Gölü çevresinde kurulmuş bir yerleşim. Önceleri “Gölhanı” adıyla anılan bir mahalle, 1923’te idari düzenlemelerle “Gölbaşı” adını alıyor. İsim, doğrudan coğrafi konumu ifade ediyor.
Güdül
Güdül, Malazgirt Zaferi sonrası Anadolu Selçuklu egemenliğine giren bölgede kuruluyor. İlçenin adı, Ankara Emiri Güdül Bey’den geliyor. Yaklaşık 850 yıllık geçmişe sahip bu isim, doğrudan bir şahsiyete dayanması açısından dikkat çekiyor.
Haymana
Haymana ismi Kaşgarlı Mahmut’a göre “mera, otlak” anlamına geliyor. En güçlü rivayet ise Kayı boyunun önemli ismi Hayme Ana’ya dayanıyor. Onun ölümünden sonra bölgeye verilen “Hayme Ana” adı zamanla Haymana’ya dönüşüyor. Ayrıca Timur’un kızıyla ilgili anlatılan efsane de ismin farklı bir kökenine işaret ediyor.
Kahramankazan
Osmanlı kayıtlarında “Mürted Ovası” olarak geçen bölge, daha sonra “Kazan” adıyla anılıyor. Rivayete göre savaş sırasında asker yemeklerinin büyük kazanlarda pişirilmesi bu ismi doğuruyor. 15 Temmuz 2016’daki darbe girişiminde halkın gösterdiği direniş sonrası ilçe “Kahramankazan” adını alıyor.
Kalecik
Kalecik ilçesinin adı, farklı tarihsel kaynaklarda “Actorızıacum” ve “Eçelriga” gibi isimlerle anılan eski yerleşimlerin devamı niteliğinde değerlendiriliyor. İlçe sınırları içerisinde yer alan ve Roma dönemine kadar uzandığı bilinen kale, sonraki dönemlerde onarımlar görerek varlığını sürdürdü. Türkçede “-cik” eki küçültme ve pekiştirme anlamı taşıdığından, bir tepenin zirvesine kurulu bu yapı “küçük kale” anlamıyla Kalecik adını doğurdu. Böylece coğrafi ve mimari bir unsur, doğrudan yerleşimin kimliğine dönüştü.
Keçiören
Keçiören’in adı üzerine birden fazla rivayet bulunuyor. En yaygın görüşlerden biri, ismin “keçi” ve “ören” kelimelerinin birleşiminden türediği yönünde. Ankara keçisinin dünyaca bilinen bir değer olması, bu yorumu güçlendiriyor.
Bunun yanı sıra bölgeden geçen İpek Yolu ve Kral Yolu gibi tarihi güzergâhlar nedeniyle “geçiveren” sözcüğünün zamanla değişime uğrayarak Keçiören’e dönüştüğü de ileri sürülüyor. Bir başka rivayet ise bölgede keçe üretiminin yaygın olması nedeniyle ismin “keçe” kelimesinden türediğini öne sürüyor.
Ancak en güçlü dayanak, Osmanlı dönemine ait tahrir defterlerinde geçen “Karye-i Kiçiviran” ifadesi. “Küçük viran köy” anlamına gelen bu kayıt, zaman içinde ses değişimine uğrayarak Keçiören adını almış olabileceğini gösteriyor.
Kızılcahamam
Kızılcahamam’ın tarihi ilk çağlara kadar uzanıyor. İlçe, tarih boyunca “Yabanabat” ve “Çorba” gibi farklı isimlerle anılmış. 1285 tarihli salnamelerde “Yabanabat” olarak geçen yerleşim, daha sonra idari değişikliklerle farklı noktalara taşınmış. Cumhuriyet dönemine kadar “Çorba” adıyla anılan ilçe, 1926’da bugünkü yerine nakledilmiş.
Toprağının kırmızı rengi ve bölgedeki şifalı kaplıcalar, ilçeye “Kızılcahamam” adının verilmesinde belirleyici olmuş.
Mamak
Mamak ismi, “askeri ve sivil yerleşim alanı” anlamına gelen bir kelimeden türemiş olarak açıklanıyor. Ancak bu tek görüş değil. İlçenin adının, bölgede yaşamış önemli bir Ahi lideri olan Ahi Mamak’tan geldiği de güçlü bir rivayet olarak öne çıkıyor.
13. yüzyılda Anadolu’da sosyal ve ekonomik hayatın temel yapı taşlarından biri olan Ahilik teşkilatı, kurdukları yerleşimlere kendi isimlerini vermeleriyle biliniyor. Ahi Mesud, Ahi Tura gibi örneklerde olduğu gibi, Mamak’ın da bu geleneğin bir parçası olduğu değerlendiriliyor.
Nallıhan
Nallıhan’ın tarihi, bulunduğu yerleşimin birkaç kez yer değiştirmesiyle şekilleniyor. Eski yerleşimin Gordium, Juliopolis ve Basileon gibi isimlerle anıldığı, Roma ve Bizans dönemlerinde önemli bir merkez olduğu biliniyor.
Osmanlı döneminde ise “Karahisar-ı Naallu” olarak kayıtlara geçen ilçe, zaman içinde farklı idari bölünmeler yaşadı. “Nallıhan” adının kökenine dair iki rivayet bulunuyor. İlki, bölgeden geçen Nallı Suyu’na dayanıyor.
İkinci ve daha yaygın anlatı ise Köroğlu hikâyesine dayanıyor: Köroğlu’nun konakladığı handa atının nalının düşmesi ve bu nalın han kapısına asılmasıyla, halk arasında “nalı olan han” ifadesi kullanılmaya başlanıyor. Bu ifade zamanla Nallıhan’a dönüşüyor.
Polatlı
Polatlı isminin kökeni Frigya dönemine kadar uzandırılıyor. Bir görüşe göre, Frig kralı Pulat’ın bu bölgeye yerleşmesiyle isim ortaya çıktı. Farsça kökenli “Pulat” kelimesi “çelik, güçlü” anlamına geliyor ve zamanla “Polat” biçimine evriliyor.
Bir başka rivayet ise bölgede yaşayan ve atlarıyla ünlenen Yakup Ağa’ya dayanıyor. “Bol atlı Yakup Ağa” ifadesinin zamanla kısalarak Polatlı’ya dönüştüğü anlatılıyor.
Pursaklar
Pursaklar, Ankara’nın en eski yerleşimlerinden biri olarak Osmanlı tahrir defterlerinde yer alıyor. 1463 tarihli kayıtlarda “Busaklar” şeklinde geçen isim, zamanla fonetik değişimlere uğrayarak bugünkü halini almış.
Başındaki “B” harfinin “P”ye dönüşmesi ve kelimeye eklenen “r” sesi, yer adlarının zaman içinde nasıl evrildiğini gösteren önemli bir örnek olarak öne çıkıyor.
Sincan
Sincan’ın adı ve kökeni konusunda farklı görüşler bulunuyor. 17. yüzyıl arşiv kayıtlarında adına rastlanan ilçe, özellikle 1892’de İstanbul-Bağdat demiryolunun buradan geçmesiyle önem kazanmış.
“Şen, canlı insanların yurdu” anlamına geldiği belirtilen Sincan’ın, İpek Yolu üzerindeki konumuyla tarih boyunca önemli bir geçiş noktası olduğu ifade ediliyor. Bazı araştırmacılar ise ismin Saint Jean’a ithaf edilen bir çeşmeden geldiğini ileri sürüyor. Bu da bölgenin farklı kültürel etkiler altında kaldığını gösteriyor.
Şereflikoçhisar
M.Ö. 1400’lü yıllara kadar uzanan geçmişiyle Şereflikoçhisar, Selçuklu döneminde “Koçhisar” adıyla biliniyormuş. “Koç” kelimesinin “çift”, “hisar”ın ise “kale” anlamına gelmesiyle “çift kaleli şehir” ifadesi ortaya çıkmış.
Cumhuriyet döneminde ilçeye “Şerefli” unvanının eklenmesiyle ilgili iki rivayet bulunuyor. Bunlardan biri, Çanakkale Savaşı’nda gösterilen kahramanlıklar nedeniyle bu unvanın verilmesi. Diğeri ise bölgede yaşayan Şerefli aşiretine dayandırılıyor.
Yenimahalle
Yenimahalle, Cumhuriyet döneminin planlı kentleşme anlayışının en somut örneklerinden biri. 1925’te Mustafa Kemal Atatürk tarafından Atatürk Orman Çiftliği’nin kurulmasıyla bölge gelişim sürecine girmiş.
1946-1949 yılları arasında Ankara Belediye Başkanı Ragıp Tüzün’ün öncülüğünde, dar gelirli vatandaşlar için konut alanları oluşturuldu. Bu planlı yerleşim, “yeni kurulan mahalle” anlamında Yenimahalle adını almış.

Ankara’nın ilçe isimleri, yalnızca coğrafi işaretler değil; binlerce yıllık tarih, göçler, inançlar ve kültürel izlerin günümüze yansımasıdır. İbrahim Himmetoğlu’nun yazısı, bu isimlerin bilinmeyen hikâyelerini ortaya koyarken, Ayşe Filiz Yavuz’un editörlüğünde hazırlanan kapsamlı eser, Ankara’yı sadece bir başkent olarak değil; geçmişi, insanları ve kültürel hafızasıyla yaşayan bir şehir olarak keşfetmemizi sağlıyor.





