Batı dünyasının Rusya'ya karşı Ukrayna üzerinden yeni bir 'Haçlı seferi' başlattığı ve NATO bağlantısı dolayısıyla Türkiye'yi de bu sefere katmaya çalıştığı koşullarda Türkiye, Rusya ve İran devlet başkanlarının katılımıyla yapılan son Astana Zirvesi ve onu izleyen Erdoğan ve Putin arasındaki Soçi Zirvesi, şu gerçeği kanıtlamıştır:
Türkiye, Rusya ve İran birbirine mecbur üç ülkedir!
***
Bu 'mecburiyet', her üç ülkeyi de yöneten siyasetçilerin kişisel dünya görüşleri, siyasal tercihleri ya da dostluk veya düşmanlık duygularından kısmen de olsa bağımsızdır...
Çünkü Rusya ve Türkiye, topraklarının bir kısmı Asya'da bir kısmı Avrupa'da olan Avrasya ülkeleridir. İran ise bu iki ülkenin 'karın' bölgelerini temsil eden güney sınırlarında adeta bir 'kale' gibi yükselmektedir. Bu 'kale', o sınırların korunmasında olduğu gibi delinmesinde de belirleyici bir öneme sahiptir...
Haritaya bir göz atmak bile şu gerçeği görmek için yeterlidir: Bu ülkeler, çatıştıkları takdirde yıkıma uğramakla kalmaz, hem 'Doğu'dan hem 'Batı'dan gelecek dış tehditlere maruz kalırlar, birlikte hareket etmeleri durumunda ise üçü de bundan faydalanırlar.
***
Üç ülkenin tarihlerine baktığımızda da bu gerçeği açıkça görürüz...
Osmanlı devleti 16. yüzyılda İpek Yolu'nun denetimini ele geçirmek için İran'daki Safevi devletine savaş açmış, 1514 yılında gerçekleşen ilk muharebede Osmanlı devleti kesin bir zafer kazanmasına karşın bu savaş 1823 yılına kadar aralıklarla sürmüş...
Üç yüz yılı aşkın bir süre devam eden bu çatışma sonunda her iki devlet de uğradıkları yıkım ve zararlar nedeniyle çökmüştür.
***
Bu savaşlar ve onun neden olduğu iç isyan ve karışıklıklar Anadolu'yu bir harabeye döndürmekle kalmamış, Osmanlı devletini İpek Yolu gibi en büyük gelir kaynağından mahrum bırakmış ve toplumsal düzenini düzeltilemeyecek şekilde bozmuştur. O tarihten itibaren askeri güç sayesinde kazanılan topraklar, bu düzen bozukluğu nedeniyle yarar getirmek bir yana ekonomik kaynakların daha hızlı tükenmesi sonucunu doğurmuştur.
İran da Osmanlı ordularının seferleri sırasında harap olmuştur. Sonunda her iki ülke de en önemli gelir kaynaklarından mahrum kalırken İpek Yolu'nun kuzeydeki ikincil 'arteri' üzerinde yer alan ve o zamana kadar Altınordu devletine bağımlı küçük bir prenslik olan Rusya, iki devletin savaşmasından yararlanarak büyümüştür...
Ne var ki, İpek Yolu'nun bu bölümü üzerinde gelişen Rusya da kısa zamanda Osmanlı-İran savaşlarının bir bileşeni haline gelmekten kurtulamamış, 1568 yılından Birinci Dünya Savaşı'nın sonuna kadar devam eden çatışmalar, sonunda onun da ekonomik ve siyasi gücünü tüketmiştir.
***
Üç yüz yılı aşan Osmanlı-Rusya mücadelesinde 12 savaş yapılmış ve 1768 yılından sonra yapılan yedi savaşın bir tanesi dışında hepsini Rusya kazanmıştır. Öyleyken, o da bu savaşlar nedeniyle içine girdiği ekonomik ve siyasal kriz sonucu bir devrimle yıkılmaktan kurtulamamıştır...
Osmanlı İmparatorluğu'nun 'kazandığı' tek savaş olan Kırım Savaşı ise İngiltere ve Fransa'nın çıkarları doğrultusunda onların da katılımıyla yapılmış, Osmanlı devleti bu 'zaferin' de hayrını görmemiştir...
Çünkü mağlup olan Rusya, savaşın hemen ardından Kırım bölgesinde yaşayan Türkleri Osmanlı topraklarına 'sürerek' toprak kazanırken, zaten zayıf olan ekonomisi çöken Osmanlı devleti, İngiltere ve Fransa'dan aldığı borçların kaynaklarını tüketen bir girdaba dönüşmesi sonucunda ekonomisinin yönetimini Düyun-u Umumiye adı verilen bir İngiliz-Fransız konsorsiyumuna devretmek zorunda kalmıştır.
***
Birinci Dünya Savaşı sonunda Rusya'da ve Türkiye'de gerçekleşen devrimlerin yanı sıra İran'da da cumhuriyetçi bir dalga yükselmiştir. Bu akımın liderlerinden olan Rıza Şah, İran'da hüküm süren Kaçar Hanedanı yönetimine son vererek devlet başkanı olmuş, Türkiye, Rusya (Sovyetler Birliği) ve İran arasında ilk kez bölgesel bir barış ve dostluk dönemi yaşanmıştır...
Bu gelişme sayesinde üç ülke de bağımsızlıklarını güçlendirebilmiş, ekonomik açıdan önemli kazançlar sağlamışlardır...
Ne yazık ki, bu dönem, İkinci Dünya Savaşı ve onun ardından dünyanın içine girdiği 'soğuk savaş' nedeniyle kısa zamanda sona ermiştir.
(Devam edecek)