Dün yayınlanan yazımızın sonunda Türkiye'nin içine düştüğü maddi sıkıntılar nedeniyle ucuz olan ve ödeme kolaylığı sağlayan Çin aşısına yöneldiğini...
Ancak, Türkiye'nin 'stratejik müttefiki' olan ABD'yi ve onun önde gelen ilaç firması Pfizer'ı görmezden gelme lüksü olmadığını söylemiştik...
Pfizer'ın, aşı pazarına iki Türk araştırmacının kurduğu BioNTech firması ile ortaklaşa ürettiği aşı ile girmesinin Türk aşı pazarıda ABD firmasına avantaj sağlayacağını da sözlerimize eklemiştik.
***
Burada hemen bir noktayı belirtelim...
Muhakkak ki, iki genç Türk bilim insanının kurdukları bir şirket bünyesinde yaptıkları çalışmalarla genetik teknolojiye dayanan bir aşı üretmiş olmaları hepimiz için bir gurur vesilesidir. Bu olay, yeterli imkan verildiği takdirde insanlarımızın neler başarabileceğini göstermiştir. Ve büyük ihtimalle bu iki Türk bilim insanı, 2021 yılında Nobel Tıp Ödülünü de alacaktır.
Ancak...
Unutmayalım ki, bu imkanları onlara tanıyan ülke Türkiye değil Almanya'dır ve BiyoNTech'in firması, araştırmalarını dünyanın en zengin kişisi olan Bill Gates'in kurduğu vakıf aracılığıyla sağladığı 55 milyon dolarlık bir bütçe sayesinde yürütebilmiştir...
Bilindiği gibi Microsoft firmasının sahibi olan Gates, teknolojik konularda olduğu kadar finansal konularda da 'ileri görüşlülüğü' sayesinde 'dünyanın en zengin insanı' olarak tanınmaktadır. Ayrıca, genetik teknoloji alanına büyük ilgi duymaktadır ve daha 2002 yılında bu iki genç bilim insanının çalışmaları dikkatini çektiği için kurdukları şirkete ilk bağışı o yıl yapmıştır.
Gates, korona salgınının başladığı günlerde bu hastalığın yol açtığı felaketin büyük bir aşı pazarı yaratacağını da görmüş ve '2021 yılının ilk çeyreğinde üç veya dört aşının onaylanmasını bekliyorum. Aşı üretilecek ve kullanılmaya başlanacak. 7 milyar insana aşıyı ulaştırmak için 14 milyar doz aşıya ihtiyacımız var' ifadesini kullanmıştır...
Söz konusu 55 milyon dolarlık bağışı da o dönemde yapmıştır.
***
BioNtech firmasına gelince...
Firmanın değeri bugün 50 milyar dolara yükselmiştir...
Yani firma, 'bilimsel' bir faaliyetin odağı olmanın ötesine geçmiş, Pfizer öncülüğünde yürütülen küresel ilaç pazarının kurallarına tabi büyük bir girişim haline gelmiştir. Bundan sonra 'duygusal' ilişkiler ancak 'ticari' ilişkilerle uyum halinde olduğu ölçüde devreye girecektir!
***
Bu noktada bir öngörümüzü de paylaşalım...
Şu sıralar henüz ilaç firmaları aşılarını ülkelere kabul ettirme yarışına tam anlamıyla girmiş değillerdir, çünkü halen aşılar onaylanma aşamasındadır ve yapılan anlaşmalar esas olarak 'ön anlaşma' niteliğindedir...
Kaldı ki, aşılar henüz piyasaya sürülmediğinden firmalar ilk üretim kotalarını sıraya girmiş ülkelere peşin olarak satabilmektedir...
Ancak ilerleyen aşamalarda aşı stokları birikmeye başladığında -ki büyük ihtimalle böyle olacaktır- pazar kavgası büyüyecektir..
İşte o zaman, tartışmalar yalnızca aşıların etkinliği ve fiyatı meselesi olmaktan çıkıp daha büyük bir boyut kazanacak, siyasal ve ekonomik baskılar gündeme gelecektir.
***
Bu aşamada, ülkemizin kendi koşullarına uygun olarak tercihini Çin aşısından yana yapmasının doğru bir karar olduğu söylenebilir...
Çin aşısı, ucuzdur, geleneksel teknolojiye yani etkisizleştirilmiş virüs kullanımına dayalı olması nedeniyle risk unsuru daha azdır. Pfizer aşısı gibi -70 derecede korunma gibi güçlükler yaratmamaktadır. Ve en önemlisi geliştirme aşamasında III. faz denemeleri ülkemizde yapıldığından yan etkilerini denekler üzerinde gözleme imkanı diğer aşılardan daha fazladır.
Dileriz, ilerleyen günlerde bu konuda gerek siyasi, gerekse algı yönetimine dayalı farklı operasyonlar devreye girmez ve 'en geniş kitleyi en ucuz ve en etkili yoldan aşılama' ilkesi zarar görmez!