Son yazımızda 12 Eylül askeri darbesinin ardından kabul edilen 1981 Anayasası ile lgili olarak şu saptamayı yapmıştık:
'Burada 'siyasetin ironisi' olarak adlandırılabilecek 'traji-komik' bir olayla karşılaşıyoruz...
ABD tarafından organize edilen darbenin, 'ülkenin bağımsızlığını korumak' adına yapıldığı ve idamların, işkencenin, siyasi baskıların doruk noktasına vardığı, tüm siyasal partilerin ve sivil toplum örgütlerinin kapatıldığı, darbe liderinin ayetler okuyarak nutuklar attığı bir ortamda, 'Herkesin insan haklarından ve temel hürriyetlerinden eşitlik ilkesine göre yararlanmasını ve hukuken üstünlüğünü sağlayacak demokratik, laik hukuk devletinin kurulması için hukukî düzenlemeler yapacak bir anayasa' yapılacağı ilan ediliyor!'
***
Ancak 1981 Anayasası'nda 'ironi' olarak nitelediğimiz 'özgürlük ve laiklik' vaatlerinden başka şeyler de vardı...
Anayasa'nın esas amacı, 12 Mart askeri müdahalesinden sonra çıkarılan yasalarla kolu kanadı budanmış olan '27 Mayız Anayasası'nı tamamen ortadan kaldırmak ve ondan kalan bir takım hak ve özgürlükleri yok etmekti...
Öyle de oldu!
***
1981 Anayasası'nı hazırlama görevi askeri cunta tarafından atanan bir Danışma Meclisi'ne verilmişti...
Ancak, Danışma Meclisi'nin önereceği taslak, '5'li cunta'nın oluşturduğu Milli Güvenlik Konseyi tarafından kesinleştirilecekti...
Anlaşılacağı üzere yeni anayasa taslağı önceden hazırlanmış ama 'Dostlar alışverişte görsün denilerek araya bir de Danışma Meclisi sokuşturulmuştu... Nitekim, ilerleyen yıllarda cuntanın lideri Kenan Evren'in yayınlanmış anılarında bu gerçek şöyle ifade edilecekti: ' Danışma Meclisi, henüz Anayasayı ele almadan Genel Sekreterlikte (Konsey) anayasa taslağı aşağı yukarı hazır durumda idi.'
***
1981 Anayasası, 7 Kasım 1982'de halkoylamasına sunuldu. Taslak, 18.841.990 geçerli oyun 17.215.559'inin onayını alarak yüzde 91,37 gibi rekor sayılabilecek bir yüzde ile kabul edildi...
12 Eylül öncesinde seçmenlerin oylarını paylaştırdıkları tüm partilerin kapatılmasına ve liderlerine siyasi yasak getirilmesine karşın anayasanın nasıl olup da böylesine yüksek bir oy oranıyla kabul edildiği sorusu zihinleri hep meşgul etti...
Ama o dönemde bu soruya kimse açık bir cevap veremedi!
***
Günümüzde bu sorunun cevabını aradığımızda burada üç faktörün önemli rol oynadığını söyleyebiliyoruz...
Birinci olarak, 12 Eylül öncesinde çeşitli provokasyonlarla bilinçli olarak kan gölüne döndürülen, herkesin can güvenliği kaygısına düştüğü bir ortamda yapılan darbenin 'icracıları', siyasi eğilimler karşısında 'tarafsız' olduklarını ve darbeyi 'ülkede can ve mal güvenliğini sağlayacaklarını' savunmuşlar ve dönemin basın ve yayın organlarında bu yönde yapılan propaganda etkili olmuştu...
İkinci olarak, yeni siyasi partilerin kurulması ve yeniden seçimlere gidilmesi anayasanın onaylanması şartına bağlandığı için kapatılan siyasi partilerin gözlem altında tutulan liderleri ve mensupları en azından 'sivil siyasete dönüleceği' beklentisiyle anayasanın reddedilmesi yönünde bir çaba harcamamışlardı... Kaldı ki, o günün koşullarında bunu yapmaları da mümkün değildi. Çünkü oylamadan önce anayasa taslağı ile ilgili tartışmaların 'anayasanın geliştirilmesi' maksadı dışına taşamayacağı, halk oylaması sırasında halkın vereceği oyun nasıl olması gerektiği konusunda olumsuz yönde telkinlerde bulunulamayacağı, oy kullanmayanların 5 yıl süreyle seçme ve seçilme hakkından mahrum bırakılacağı ilan edilmişti. Bu durumda anayasa reddedilseydi bile, bu, askeri rejimin devam etmesine onay vermek anlamına gelecekti! O nedenledir ki, Anayasa Komisyonu Başkanı, oylama öncesinde 'Bizim anayasamız kabul edilecektir. Kesin [...] Çünkü kabul edilmesi demek, Siyasi Partiler Kanununun yapılması ve seçime gidilmesi demektir. [...] Seçmen bunu değerlendirecek ve bir an evvel normal düzene geçilmesi için Anayasaya oy verecektir' demişti...
Üçüncü olarak da oy verme işlemi sırasında 'kabul' ve ret' oyları farklı renkte kağıtlara basılmış ve bu oy pusulaları içi görülebilecek yarı şeffaf zarfların içine koyulmuştu... Dönemin en büyük korkusu olan 'fişlenme korkusu' hiç kuşkusuz oylamanın sonucu üzerinde etkili olmuştu.
(Devam edecek)