Önceki yazımızda Atatürk'ün, hem 'kontrollü demokratikleşme' yoluyla halkı çok partili hayata alıştırmak, hem de Fevzi Paşa ve İsmet İnönü'nün kendi etrafında oluşturduğu çemberi kırmak amacıyla giriştiği Serbest Fırka serüveninin, umulanın tam tersi bir sonuç doğurduğunu... O nedenle, 'üçlü yönetimin' 1930'lu yıllar boyunca devam etmesine karşın paşalar aradaki çelişkilerin şiddetlendiğini...
1937 yılında Atatürk'ün Başbakan İsmet İnönü'yü istifaya zorlaması sonucu 'İkinci Triumvira'nın yıkıldığını, ancak Genelkurmay Başkanı Fevzi Çakmak'ın İnönü'nün Cumhurbaşkanlığını sağlaması üzerine İnönü'nün bu kez 'ikili bir yönetim' oluştuğunu...
İkinci Dünya Savaşı sonlarına doğru bu kez Cumhurbaşkanı İsmet İnönü'nün, Fevzi Çakmak'ı emekliye ayırmasıyla bu 'ikili yönetim'in de son bulduğunu söylemiş, bu olayın 38 Kuşağı'nın kaderini etkileyen yeni çalkantılar ortaya çıkardığını sözlerimize eklemiştik.
***
Mareşal Fevzi Çakmak, İstanbul'un işgali sırasında Harbiye Nazırı ve Genelkurmay Başkanı idi...
Bu görevini Ankara Hükümeti'ne katıldıktan sonra da sürdürmüş ve toplam 23 yıl Genelkurmay Başkanlığı yapmıştı. Niyeti, bu görevi ölünceye kadar sürdürmekti ve bu niyetini vaktiyle Atatürk'e şu sözlerle ifade etmişti:
'Zatı devletleri hayatta oldukça sadakatimden her zaman emin olabilirsiniz. Bütün temennim bulunduğum mevkide bu şerefli Türk ordusunun Erkanı Harbiye-i Umumiye Reisi (Genelkurmay Başkanı) olarak ölmektir. Allah benden bunu esirgemesin!..'
***
Mareşal Fevzi Çakmak'ın, 1944 yılında Cumhurbaşkanı İnönü tarafından emekli edilmesinden sonra kendisinin Genelkurmay Başkanlığı döneminde bizzat kurduğu istihbarat örgütünün başkanı Hüsamettin Ertürk ile yaptıkları bir sohbette söyledikleri, bu düşüncesini sonuna kadar koruduğunu göstermektedir:
'Fakat Hüsam (Hüsamettin Ertürk) Cenabı Hak duamızı kabul etmedi, bizi bu sevdiğimiz ve kurduğumuz ordunun başından ayırdı. İsmet'in (İnönü) bu hareketini hiç affetmeyeceğim. Halbuki benim ona çok büyük yardımım dokunmuştu.' (H. Ertürk, İki Devrin Perde Arkası, Hilmi Kitabevi, s. 490)
Bu yazı dizisinde bu olay üzerinde durmamızın nedeni, bu gelişmelerin 38 Kuşağı'nı oluşturan siyasetçi-bürokratların kaderleri üzerinde büyük bir etki yapmış olmasıdır.
***
Yazımızın başında Mustafa Kemal Atatürk, Mareşal Fevzi Çakmak ve İsmet Paşa'dan oluşan Cumhuriyet dönemi 'triumvira' yönetiminde Atatürk'ün 'devrimci' görevleri üstlendiğini, Mareşal'in 'tutucu-muhafazakar' kişiliğiyle yönetimin karşı kutbunu oluşturduğunu, 'reformcu' İsmet İnönü'nün ise kimi zaman Atatürk'ün kimi zaman Fevzi Paşa'nın destekçisi olarak bir denge unsuru olduğunu söylemiştik...
Atatürk'ün ölümünün ardından oluşan 'ikili' yönetimde İsmet Paşa'nın 'reform' arayışlarıyla Fevzi Çakmak'ın 'muhafazakar' tutumu arasındaki çelişkiler özellikle İkinci Dünya Savaşı sırasında şiddetlendi... Savaş yıllarının zorlukları, İnönü'yü milletin içine düştüğü ekonomik zorlukların üstesinden gelmek üzere toprak reformu yoluyla tarımın modernleştirilmesi ve toprak ağalığının tarımsal gelişmenin önüne çıkardığı engellerin kaldırılması yönünde adımlar atmaya zorladı... Genelkurmay Başkanı Fevzi Çakmak ise bu tür girişimlerin milli birliği bozacağı ve komünizmin gelişmesine yol açacağı düşüncesindeydi...
Bu farklı düşünüş tarzları İkinci Dünya Savaşı Almanya ile Sovyetler Birliği arasında bir savaşa dönüşerek sınırlarımıza dayanınca dış politika konusunda da ayrılıklara yol açtı.
***
Virginia Üniversitesi Siyasal Bilgiler Bölümü Profesörü Edward Weisband, 'İkinci Dünya Savaşında İnönü'nün Dış Politikası' başlıklı kitabında İnönü'nün izlediği politikayı şöyle özetlemektedir:
'İnönü, savaşta Türk dış politikasını, Türkiye'nin toprak bütünlüğünü koruma açısından yönetti. (...) Bu görüşün çifte anlamı vardı. İnönü, Türkiye'nin sınırlarına saldırılamayacağını hesaplarken, bunun bedelini de kabul etmişti. Türk topraklarının bir karışını bile vermemeye kararlıydı; ama herhangi bir başka ülkenin topraklarına göz dikilmesine de şiddetle karşıydı. Bu ilke Rusya için de geçerliydi.' (a.g.e. s.32)
O sırada Almanya, 1942'de Doğu Cephesinde elde ettiği zaferlerden sonra Sovyet Rusya'dan alınan bazı bölgelerin savaşa Almanya'nın yanında katılması durumunda Türkiye'ye 'ganimet' olarak verilebileceği mesajları göndermekteydi.
(Devam edecek)