38 Kuşağı'nın öyküsünü anlatırken bu kuşağın en önemli özelliklerinden birinin 'devlete hizmet' etmek olduğunu ısrarla belirtmiş...

Bunun nedenini, bu kuşağın cumhuriyet ilkelerinin ulusa benimsetilmesi döneminde görev yapmış olmalarına bağlamıştık...

Yani, bu kuşağın 'devletçiliği', soyut bir devlet hayranlığından çok 'Cumhuriyete bağlılık ve ona hizmet etme tutkusu'ndan kaynaklanmıştır.

***

38 Kuşağı'nın bir de 'sol kolu' vardır...

Bu 'sol kol', genellikle dönemin 'yasadışı' Türkiye Komünist Partisi üyesi ya da onun sempatizanı olan aydınlardan oluşuyordu. Bu aydınlar, Cumhuriyet'e ve 'Kemalist devrimler'e sempati ile bakıyor ve o dönemde Türkiye ile Sovyet Rusya arasında dostça ilişkiler devam ettiği için hem Sovyetler Birliği'ni hem de Kemalist rejimi savunabiliyorlardı...

Ancak Kemalist yönetimin 'dış müdahale' hassasiyetinin ağır bastığı ya da Türk-Sovyet ilişkilerinde gerilim yaşandığı dönemlerde bu aydınlar -kimi zaman devlet hizmetinde girmiş olmalarına rağmen- yapılan 'komünist tevkifatları'na dahil edilebiliyorlardı.

***

1925 yılında Takrir-i Sükun Kanunu uyarınca TKP tevkifatı yapıldığında Parti'nin genel sekreteri Şefik Hüsnü Değmer, yurtdışına çıkarak Komünist Enternasyonal (Komintern) Yürütme Komitesinde görev almış, Türkiye'deki partinin genel sekreterliğine ise Vedat Nedim Tör getirilmişti... Parti'nin teorisyeni konumundaki Şevket Süreyya Aydemir de yönetimde 'ikinci adam' konumundaydı...

Önceki yazımızda Şevket Süreyya Aydemir'in 1927 yılında 'komünizmden Kemalizme geçiş' öyküsü üzerinde durmuştuk...

'Sol tarih'te bu olay çoğu zaman bir 'döneklik' öyküsü olarak anlatılmıştır. Gerçi Şevket Süreyya'nın TKP'den ayrıldığı dönemde, yani 1927 yılında yapılan TKP Tevkifatında partinin 'evrakını' isteyerek polise teslim eden Vedat Nedim Tör örneğinde bu tür bir 'vaka' yaşanmıştır, ama Şevket Süreyya Aydemir'in partiden ayrılma öyküsü farklıdır. Aydemir, yargılandığı iki ayrı davada siyasi görüşlerini cesurca savunmuş, bu davaların birinin beraat diğerinin mahkumiyetle sonuçlanmasının ardından arkadaşlarıyla 'dostça' yolunu ayırmıştır.

***

Arı İnan'ın 'Tarihe Tanıklık Edenler, Cumhuriyetin Kurucu Kuşağıyla Söyleşiler' başlığıyla yayınladığı anılar kitabında Şevket Süreyya, bu ayrılığı şöyle anlatmıştır:

'Soru: Sonra siz bu parti üyeliğinden çekildiniz mi?

Cevap: 1927'de. Öpüşerek, sevişerek. Yani orada 30-40 kişi mahkemedeydi. Şefik Hüsnü partinin başkanı idi, yani genel sekreter dediğimiz.(...) Biz tevkif edildiğimiz zaman ağır ceza mahkemesinde -ki benim idamımı istediler- hakikatte biz Komintern'le ihtilaf halindeydik. Fakat bir parti disiplini ile ben, mahkemede 'Biz zaten ihtilaf halindeyiz' demedim.

Soru: Neden ihtilaf halindeydiniz?

Cevap: İşte Komintern'in hataları. (...) Türkiye'nin şartlarını bilmiyorlar ve milli kurtuluş hareketinin şartlarını kavramamışlardı. Halbuki ben, yani biz, Türkiye'nin kurtuluş hareketinin orijinalliğine kani idik. Değer veriyorduk ve 'buna yardım etmek gerekir' diyorduk.

Soru: Sonra nasıl ayrıldınız?

Cevap: Mahkeme bitti o gün. (...) Mahkeme salonunda partide kalanlarla 'Şimdi artık yolumuz ayrılmıştır arkadaşlar' diye konuştuk. Hakimler çıktıktan sonra , hadi gelin öpüşelim, sevişelim, dostça ayrılalım, bizim yolumuz değişti, dedik. Kavgayla, gürültüyle ayrılmış değiliz.'

***

Şevket Süreyya Aydemir, daha önce de belirttiğimiz gibi mahkumiyetini tamamlayıp Ankara'ya gittikten sonra köy okulu öğretmenliği için Milli Eğitim Vekaleti'ne başvurmuş, ancak kendisinin de beklemediği şekilde Yüksek ve Teknik Öğretim Umum Müdür Muavini olarak görevlendirildiğini öğrenmiştir. Bu tayinde, Türk Dil Encümeni Azalığı, Türk Dili Tetkik Cemiyeti Kurucu Üyeliği, Milletvekilliği gibi önemli görevlerde bulunan Ahmet Cevat Emre'nin tavsiyesi önemli bir rol oynamıştır...

TKP kurucularından olan ve Moskova'daki KUTV'da (Doğu Emekçileri Komünist Üniversitesi) Şevket Süreyya ile birlikte eğitim gören Ahmet Cevat (Emre), Şevket Süreyya'dan önce 'Kemalizme hizmeti komünistliğe tercih eden' isimlerden biriydi...

Ahmet Cevat ve Şevket Süreyya'nın yanı sıra aynı dönemde o üniversite'de eğitim gören bir başka isim daha vardı: Nazım Hikmet...

Gelecek yazımızda Şevket Süreyya'nın Nazım Hikmet'i 'Kemalizm'e kazanma uğraşı üzerinde duracağız.

(Devam edecek)