Ankara'da yaşam bu mevsimde çekilmez oluyor…
Kızgın yaz güneşi tepenize dikildi mi işiniz zor.
Nefes almakta bile zorlanıyor insan.
Bir de ölümcül virüs illetinin zorlaması maskeli yaşam üstüne eklenince o cehennem sıcağında kan beynine sıçrıyor insanın.
''Ankara'da yaz akşamlarının keyfi bir başka olur'' tesellisi bile fayda etmiyor.
Dal kıpırdamıyor ki etsin.
Gündüz neyse o.
Hoş, malum virüs yüzünden kimsede keyif diye bir şey kalmadı zaten.
Şimdi, ''haline şükret'' diyenler olacaktır.
Öyle diyenlere de hak vermemek mümkün değil.
Urfa, Diyarbakır, Malatya…
Ve aynı iklim kuşağında yer alan nice iller.
Aklımıza gelince daha Temmuz'un başında termometrelerde 40'ı, 45'i görenler, halimize şükrediyoruz çaresiz.
Kızgın komutanın dediği gibi…
İdam mangası, hakkındaki ölüm cezasını infaz etmek üzere suçluyu çöl sıcağında kumlara bata çıka götürüyor.
Sıcaktan kan-ter içinde kalmış manga komutanı sürekli ağlayıp sızlayan mahkuma çıkışıyor:
''Kes ulan ağlamayı. Sen birazdan kurtulacaksın. Bu yolun bir de dönüşü var. Biz ne halt edelim''
Zor günlerden geçiyoruz.
Kavursa da sıcaklar,
Ter damlaları boşansa da alnımızdan katlanacağız.
Başka çare yok.
Şimdilik ıstırabı sonlandıracak alternatif bir formül de yok.
Çaresiz o maske takılacak…
En azından yetkili ağızlar ''tamam'' deyinceye kadar…
Peki bu ''boş vermişliğin'' tavan yaptığı kutlamalar, sahil kenarlarında park ve bahçelerde omuz omuza oturmalar ne olacak?
Ne anlam ifade edecek sorumlu yüzlerdeki maskeler?
Doğrusu yanıt bulmakta zorlanıyor insan…