Yeneroğlu yaptığı açıklamada, teklifin ifade özgürlüğü bakımından ciddi sorunlar içerdiğini belirterek, “Çocukları koruma gerekçesi teknik olarak imkansız, ifade özgürlüğü daha fazla daralacak. Teklif, doğru bir hedef için belirsiz bir sistem öneriyor. Çocuk güvenliği yasakla değil, güvenli tasarım ve eğitimle sağlanır” dedi.

Teklif ile; sosyal ağ sağlayıcılara 1 saat içinde içerik kaldırma zorunluluğu, 15 yaş altına sosyal medya yasağı, tüm kullanıcılar için kimlik doğrulama yükümlülüğü ve sosyal medya ve oyun platformları için ağır yaptırımlar getirilmektedir.

Teklifte düzenlenen yaş ve kimlik doğrulama mekanizmasının, yalnızca çocukların korunmasıyla sınırlı bir tedbir olmadığını ifade eden Yeneroğlu, bu sistemin pratikte tüm kullanıcıları kapsayacak bir kimlik doğrulama zorunluluğu doğuracağını vurguladı.

Yeneroğlu, “Çocukları ve gençleri dijital risklerden korumak zorundayız. Ancak bu teklif, meşru bir amacı, herkesin sosyal medya hesaplarının izlendiği bir gözetim altyapısının gerekçesi ve aracı haline getiriyor. Hukuk devleti ilkelerinden uzak otoriter ülkelerde yapılan bu tür düzenlemeler, insanları önce iki kez düşünmeye, ardından hiç konuşmamaya iter. Neyin suç, kimin suçlu sayılacağına siyasi konjonktüre göre karar verilen ülkemizde bu sistemi kurmak, otosansürün derinleşmesi, ifade özgürlüğünün daha fazla daralması demektir” ifadelerini kullandı.

‘KİMLİK EŞLEŞTİRME SİSTEMİ KANUNİLİK İLKESİNE AYKIRI’

“Komisyon görüşmelerinde ortaya çıkan tabloya göre teklifin öngördüğü yaş doğrulama mekanizması, e-Devlet üzerinden üretilen ve kullanıcının sosyal medya rumuzunu TC kimlik numarasıyla eşleştiren bir token sistemine dayanmaktadır” diyen Yeneroğlu, şöyle devam etti:

“Bu sistem, pratikte her sosyal medya hesabının gerçek bir kişiyle ilişkilendirildiği merkezi bir veri tabanı anlamına gelmektedir. Bu mekanizma hem kanunilik hem de kişisel verilerin korunması bakımından ciddi sorunlar içermektedir. Kimlik doğrulama yükümlülüğü kanun metninde açıkça düzenlenmemiştir. Yaş doğrulamanın kullanıcı kimlik bilgilerinin doğrudan sosyal ağ sağlayıcılarıyla paylaşılması yoluyla gerçekleştirilmesi ihtimali oldukça yüksektir. Bu durum, milyonlarca vatandaşın kişisel verisinin, yabancı şirketlerin veri tabanlarında toplanması sonucunu doğuracaktır. Gerekli hukuki güvencelerin kanunla düzenlenmemesi, kanunilik ilkesine ve kişisel verilerin korunması hakkına açık bir aykırılık teşkil ettiği gibi ciddi bir siber güvenlik riski de yaratmaktadır.

‘VATANDAŞLARIMIZ SÜREKLİ İZLENME VE FİŞLENME DUYGUSUYLA KARŞI KARŞIYA KALACAK’

Anonimliğin suç işlenmesini kolaylaştırdığı argümanı doğru olmakla birlikte tek başına yeterli bir gerekçe değildir. Böyle bir sistem, vatandaşlarımızı sürekli izlenme ve fişlenme duygusuyla karşı karşıya bırakır.

Hukuk devletinin işlediği ülkelerde kimlik doğrulama sistemlerinin hakaret, tehdit ve nefret suçu gibi suçlarla mücadelede belirli ölçüde katkısı olabilir. Ancak hukuk devletinin zayıf olduğu otoriter bir düzende anonimliğin kaldırılması, hukuksuz baskılara maruz kalınması korkusunu güçlendirir ve kamusal tartışmayı doğrudan daraltır. Çünkü insanlar, söyledikleri her sözün kimlikleriyle eşleştirileceğini bildiklerinde, özellikle eleştirel ve muhalif görüşlerini ifade etmekten kaçınır.

Siber suçlarla mücadele, tüm kullanıcıların kimlik bilgilerini bir havuzda toplayan bir sistemle değil; yalnızca somut suç şüphesi oluştuğunda yargı kararıyla işleyen şeffaf mekanizmalarla yürütülmelidir. Kaldı ki benzer sistemi uygulayan ülkelerdeki veriler, bu sistemin sosyal medyada hakaret ve nefret söylemini azaltmadığını göstermektedir.”

Muhabir: Cemil Cahit Saraçoğlu