Önceki yazımızda günümüzde yürütülen savaşlarda insansız (robot) savaş araçları ve SİHA gibi robotik silahların önemli bir rol oynadığını; bu silahların yanı sıra dünyayı saran iletişim ağlarının da yapay zeka ile hazırlanmış sahte “katliam belgeleri” ve benzeri programlar ile bu savaşta kendilerine verilen görevleri yaptıklarını söylemiş...
“Kuşkusuz, önümüzdeki yıllarda yapay zekanın da katkısıyla bu tür kirli yayıncılık “çağ atlayacak” (!) gerçekle yalanı ayırt etmek daha da zorlaşacaktır.” demiştik...
Bu saptama, kol emeğini dışlayan “robotik” ve “dijital” üretim süreçlerinin kapitalizmin temel özelliklerini ortadan kaldırmadığını gösteren bir olgu olarak kabul edilebilir.
***
Buna karşılık, robotların, özellikle yapay zekalı robotların işçinin canlı emeğinin yerini alması nasıl “klasik” kapitalizmin işçi işveren bölünmesine dayalı paradigmasının gözden geçirilmesini gerektiriyorsa; dijital medyanın yarattığı “iş kollarının” doğması da piyasada değişim değeri ile kullanım değerinin bölünmesine dayalı paradigmanın gözden geçirilmesini gerektirmektedir...
Arel Üniversitesi öğretim üyeleri Doç. Dr. Kenan Duman ve Doç. Dr. Güven Özdoyran’ın Erciyes Üniversitesi İletişim Dergisi Temmuz 2018 sayısında yayınlanan “Dijital Emek ve Kullanıcı İçeriğinin Metalaşması” başlıklı makale bu açıdan ilginç değerlendirmeler içeriyor...
Söz konusu makale şu saptama ile başlıyor. “Kol emeğini merkeze alan, son derece tanımlı, sınırlılıkları ‘görsel’ ve/veya dijital değil ama “maddi” ve “somut” olan araştırma nesneleri idi. Böylelikle, bu nesneye yönelik yapılan analiz veya tahliller belli bir çerçeveden veya paradigmadan yola çıkmayı mümkün kılıyordu.
Öte yandan, yaşadığımız çağda, araştırma nesnemiz olan sosyal medya platformları bu türden bir kesinliği, hatlılığı ve sınırlılığı fersah fersah aşan, kendi içinde griftlikler taşıyan, tam da bu yüzden çetrefil ve kozasını açtıkça yeni kozalarla karşılaşılan, bir başka ifadeyle, kodlarını çözdükçe yeni kodlar üreten çok katmanlı bir fenomen olarak karşımıza çıkar.”
***
Yazarlar, bu saptamadan doğan soruları şu iki başlık altında sıralıyor:
1) Söz konusu sosyal medya platformlarının içerik üretimi aynı zamanda bir “meta” üretimi midir?Ekonomi politik “meta” kavramı” ile “dijital meta” kavramı bir ve aynı şeyi mi işaret etmektedir?
2) “Kullanım değeri-değişim değeri” ayrımı bir “üretim aracı” olarak “sosyal medya” platformlarında hala varlığını devam ettirmekte midir? Yoksa artık geçerliliğini yitirmiş midir?
***
Yazarlar, “Marx’ın Hegel’den miras aldığı tarih merkezli teleolojisine” gönderme yaparak bu sorulara şu cevabı veriyor:
“Tarihin belli dönemlerinde toplumlar içinde bulundukları maddi koşulları hem üretirler hem de mevcut koşullara tabi olurlar, yani o koşullar tarafından belirlenirler. O halde, meta, sabit bir maddi yapı arz etmekten ziyade, mevcut üretim araçları ve koşullarına göre
farklı ‘biçimler’ ve ‘formlar’ olarak ortaya çıkar. Bu durumda, bizim de içinde var olduğumuz tarihsel ve maddi koşullar kendi üretim ilişkilerini ve metaları (biçim olarak) üretecek ve onları değiştirip dönüştürecektir.”
Bu saptamadan çıkarılacak sonuç şudur: “maddi metalar” nasıl kapitalist ilişkiler içinde üretiliyor ve piyasaya sürülerek girişimciye kâr getiriyorsa, “dijital metalar” da (farklı bir biçimde üretilse bile) sonuçta piyasaya sürülecek ve “sürücüsüne” kâr/yarar sağlayacaktır. Dijital meta üretim araçları emperyalist metropol ülkelerde üslenmiş merkezlerden yönetildiğine göre bu araçların ürettiği “ürünler” de “tarafsız” olmayacaktır.
***
Ancak burada sorunu daha da karmaşıklaştıran bir farklılık da ortaya çıkmaktadır:
O da bu yeni tür metaların içeriğinin yalnızca üretildikleri araçları üretenlerin planları ve programları tarafından değil, aynı zamanda “tüketiciler/kullanıcılar” tarafından da üretilmesidir. Üreticiler burada “beyin yıkar” ve elde ettikleri kullanıcı verilerini pazarlayarak kazanç sağlarken; “içerik üretimine” katılan tüketiciler/kullanıcılar da “aktif” bir konum kazanmakta, bu durum söz konusu araçları “iki tarafı da keskin” bir bıçağa dönüştürmektedir.
(Devam edecek)