Önceki yazımızda içinde yaşadığımız “Post-sanayi dönemi” olarak adlandırılabilecek dönemde işçinin canlı emeğinin yerini giderek robotların, beyin emeğinin yerini de “yapay zeka”nın aldığını söylemiş...
“Kapitalistlerin varlığını sürdürdüğü ama sanayi işçilerinin önemlerini kaybettiği, artı değeri yaratan canlı emeğin üretim sürecinden büyük ölçüde dışlandığı, buna karşın verimliliği artan üretimin gelişmeye devam ettiği ve kapitalistlere daha büyük kârlar sağladığı bir kapitalizm mümkün mü?” sorusunu sormuştuk...
“Yapay zeka ve işsiz bir gelecek tehlikesi” alt başlığını taşıyan “Robotların Yükselişi” adlı kitabın yazarı Martin Ford bu sorunun cevabını aramış...
Yapay zeka ve robotik teknolojinin iş piyasası ve toplum üzerindeki etkileri konusunda uzmanlaşmış olan yazar, söz konusu teknolojilerin yol açtığı artan üretkenlik ile yakın zamana kadar kapitalizmin itici gücünü oluşturan artı-değeri yaratan işçiler arasındaki çelişki konusunda şu bilgileri veriyor:
“Artan üretkenlik ile yükselen ücretlerin birbirini beslediği ilişki, 1970’lerde bozulmaya başladı. 2013 itibarıyla tipik bir üretim işçisi, 1973’tekine göre % 13 daha az kazanıyor (enflasyona göre ayarlandıktan sonra). Hem de üretkenlik % 107 artmış olmasına rağmen. Öte yandan barınma, eğitim ve sağlık gibi büyük gider kalemleri ise eskisine göre çok daha artmış durumda” (a.g.e. s. 11)
***
Burada “artı-değer”in işçinin tüm beslenme, barınma, eğitim, sağlık maliyetleri karşılandıktan sonra üretilen malın piyasada satışından arta kalan değer olduğunu, yani kapitalizmin itici gücünü oluşturduğunu ve kitabın yazıldığı 2013 yılından bu yana söz konusu dengenin “robotik teknoloji lehine” daha da bozulduğunu hatırlatalım...
1970’li yıllardan itibaren hızlanan bu süreç, küreselleşmenin yükseliş dönemi olan 1980’li ve 90’lı yıllarda ABD başta olmak üzere gelişmiş kapitalist ülkelerdeki şirketlerin iş gücünün daha bol ve ucuz olduğu Çin ve Hindistan başta olmak üzere “gelişmekte olan” ülkelere taşınmasına yol açmıştı...
Ancak söz konusu ülkelerin de “robotik teknoloji” ve yapay zeka alanında yaptıkları atılım sonucunda küresel şirketlerin kârları bir süre sonra düşüşe geçmişti.
***
Ters yöndeki bu gelişme üzerine, ABD’de, Çin başta olmak üzere gelişmekte olan ülkelere “ticaret savaşı” açılmasını ve yurt dışına giden şirketlerin ülkeye dönüşünün sağlanmasını amaçlayan bir program uygulanmasını savunan Trump başkanlığa seçilmişti...
Ne var ki, Trump’ın programı askeri ve siyasal alanda ABD’nin küresel hegemonyasının temellerini sarsacağı için savaş sanayicilerinin ve Pentagon generallerinin muhalefeti ile karşılaştı ve Trump tartışmalı bir seçim sonrasında yerini Biden’a bırakmak zorunda kaldı...
Günümüz dünyasında ABD hegemonyasındaki küresel yapının çatlamasının ve “çok kutuplu küreselleşme” bayrağının bu kez Çin’in elinde dalgalanmaya başlamasının altında bu gelişmeler yatmaktadır. Ukrayna savaşında ifadesini bulan ABD/Batı Avrupa bloku ile Çin/Rusya bloku arasındaki çelişkilerin artmasının ekonomik temelini de bu gelişmeler oluşturmaktadır.
***
Bu noktada yapay zeka ve robotik teknoloji ile kapitalizmin temel yasaları arasındaki ilişkiye dönersek, Martin Ford’un sözünü ettiğimiz kitabında vardığı şu yargının önemini daha iyi kavrayabiliriz:
“Milli gelirin emeğe giden payı (sermayeye giden paya oranla) serbest düşüşüne devam ediyor. (...) Bu yeni çağın en tanımlayıcı özelliği işçilerin yerlerini makinelere bırakması olacak. Teknolojiye dair en temel varsayımlarımızdan biri olan ‘Makine, işçinin üretkenliğini artıran bir araçtır’ varsayımını da sorgulamamız gerekecek. Çünkü günümüzde artık bizzat makineler işçi haline geliyor.”
Bu son cümle, üzerinde durduğumuz sorunun özünü oluşturuyor. Makineler sanayi devriminin başlangıcından bu yana işçinin verimliliğini artırmış ve bazı işleri devralarak işçi sayısını sınırlamıştı; ancak makinelerin (robotların ve yapay zekalı bilgisayarların) “bizzat işçi haline gelmesi” sonucu bu durum hızla değişiyor. Değişim bu hızla devam ederse kapitalizmin temel çelişkisini oluşturan işçi-işveren çelişkisi çok da uzun olmayan bir süre sonra yerini işsiz kalan (yalnız mavi yakalıları değil beyaz yakalıları da kapsayan) kitlelerle küresel ölçekte şirketlere “uzaktan” kumanda eden bir avuç “oligark” arasındaki çelişkinin gölgesinde kalabilir.
(Devam edecek)