Yılın son günü TÜİK’ten “Yoksulluk ve Yaşam Koşulları İstatistikleri, 2025” verileri geldi. Verilere bakınca TÜİK’in enflasyondan sonra yoksulluğu da ‘dize’ getirdiği görülüyor. TÜİK’e göre göreli yoksulluk oranı 0,6 puan düşerek yüzde 13 olmuş. TÜİK bu oranı nasıl hesapladığını “Gelir bilgileri, bir önceki takvim yılı olan 2024 yılını referans almaktadır. Gelir ve yoksulluk hesaplamalarında hanehalkı gelirleri, hanehalkı büyüklüğü ve kompozisyonu dikkate alınarak eşdeğer hanehalkı kullanılabilir fert gelirine dönüştürülmektedir” yaklaşımı ile yapıyor.
Gelin bir bakalım hanehalkı gelirleri bir yılda nasıl artmış. Nüfus gerilerken hanehalkı büyüklüğü nasıl değişmiş. Bir yıla göre hanehalkı kompozisyonunda nasıl bir değişim olmuş. En önemlisi de eşdeğer hanehalkı kullanılabilir fert gelirine nasıl dönüşmüş.
Ortalama maaşların asgari ücret seviyesinde olduğu bir sürecin içerisinde iken, mesela haftanın 6 günü günde 9 saat çalışıp 25 bin lira maaş alan bir genci düşünün. Bu genç gezmeyi, eğlenmeyi planlayabiliyor mu sizce? Yoksa, evini geçindirme derdinde midiri? Hele ki emekli maaşlarındaki sefalet nedeniyle hanelerin kredi borçları da artık bu gençlerin omuzlarında iken. Sizce bu durumdaki bu gencin Antalya’da bir otelde ebeveynleri ile birkaç gün birlikte olmayı denizi, kumu, güneşi görmeyi planlayabiliyor mudur?
Emin olun 2025’in son günü yoksulluğun düştüğünü anlatan TÜİK’in bu verileri 2026’ya kadar bir türlü tatil planı yapamamış birçok genç için yeni bir hayal yılı olmaktan öte değildir.
TÜİK’in 2025 yılı yoksulluk ve yaşam koşulları istatistiğine göre nüfusun yüzde 50.5’i (yani Türkiye’de nüfusun yarısından fazlası) bir haftalık tatile bütçe ayıramıyor. Neden? Geçinmek için aldıkları kredi borcu ya da kredi kartı nedeniyle ortaya çıkan borcu ödeme derdinde oldukları için…
Aynı TÜİK 2025 yılında yoksulluğun 0,6 oranında azalarak yüzde 13 olduğunu göğsünü gere gere açıklayabiliyor. Vatandaşlar ise her hafta yedikleri balığı artık ayda bir yediğini dile getiriyor.
Öte yandan bir başka veriyi de paylaşalım…
TÜRK-İŞ’in verilerinde aralık ayı açlık sınırı 30 bin 143 lira olarak belirlendi. 2026 yılı için açıklanan 28 bin 75 lira tutarındaki asgari ücretin 2 bin 68 lira üstünde bir açlık sınırı. TÜRK-İŞ’in yine aralık ayı yoksulluk sınırı ise 98 bin 188 lira. Yani 3.5 asgari ücretle ancak yoksulluk sınırı yakalanabiliyor.
Kırmızı eti tüketemeyen, tavuk etini bile çocuklarının tüketmesi için evine götürmeye çalışan asgari ücretlinin olduğu bir dönemde, TÜİK yoksulluk düştü diyebiliyor.
Çoluk çocuğunun ihtiyaçlarının bile bir kısmını karşılayabilen asgari ücretli en temel ihtiyaç olan giysileri bile 2 yılda bir alabilecek hale gelmişken, TÜİK yoksulluk düştü diyebiliyor.
TÜİK’in aynı verilerine göre nüfusun yüzde 19.1’i iki günde bir et, tavuk, balık tüketemiyor. Yine nüfusun yüzde 19.6’sı evinin ısınma sorununu, nüfusun yüzde 25.1’i ise beklenmedik harcamalarını karşılayamıyor. Yani buzdolabı bozulan hemen yaptıramıyor.
Yine nüfusun yüzde 28’i ise çatısı sızdıran, kırık pencereli, nemli duvarlarız olan evlerde yaşamak zorunda kalıyor. Yani insanımızın 3’te 1’i insani yaşam koşullarından oldukça uzakta.
Böyle durumdaki insanların evinde buzdolabı, çamaşır makinesi, bulaşık makinesi olmadığını tahmin edebiliyorsunuz değil mi?
TÜİK’in yoksulluk ve yaşam koşulları istatistiğine göre yaşam koşulları iyileşenlerin sayısında da bir artış olmuş.
Yani açlık sınırı altında maaş alan asgari ücretli de memur da yaşadığını biliyor.