Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Rusya Devlet Başkanı Putin ile yaptığı son görüşme, Türkiye'nin ABD ve Rusya arasında salınımlarla süren 'denge politikası'nın yalnızca bir raundu olarak görülebilir...
Yani, bu görüşme olumlu geçmiş olmasına karşın bir 'son raund' değildir...
Türkiye-ABD ilişkilerinin uzun ve köklü geçmişi yeni bir raundda, örneğin Ekim ayı sonunda Roma'da düzenlenecek G-20 Liderler Zirvesi sonrası Biden ile yapılacak muhtemel bir 'baş başa' görüşme sonrasında yeni bir salınım yaratırsa, bu sürpriz olarak görülmemelidir.
***
Ancak hiç kuşkusuz, son yapılan 'ikili zirve' sonrasında Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Putin konusundaki dostane sözleri, İdlib'de bir yumuşama havasına girilmesi, savunma silahları ve ekonomik yatırım alanlarında işbirliğinin geliştirilmesi Rusya açısından önemlidir...
Çünkü içinde bulunduğu tüm sıkıntılara karşın Türkiye hala bölgede en güçlü ve dengeleri etkileyebilecek ülkelerden biridir...
Ve usta bir stratejist olan Putin, ABD'nin bölgedeki en güçlü müttefikinin izlediği 'denge' politikasının açık bir düşmanlıktan 'evla' olduğunu çok iyi bilmektedir.
***
Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Rusya Devlet Başkanı Putin arasındaki dostluğun esas itibarıyla 'siyasal' bir dostluk olduğu açıktır...
Eğer ABD özellikle Suriye'de bir aşamadan sonra Türkiye'yi yalnız bırakmasaydı, 15 Temmuz darbe girişimini destekleyerek ona karşı hasmane bir tutum almasaydı ve özellikle de Trump'ın seçimlerde yenilgiye uğramasının ardından Başkanlık koltuğuna oturan Biden, Erdoğan'ın iktidardan uzaklaştırılması için muhalefeti destekleyeceğini açıkça ilan etmeyip 'ikili' ilişkileri devam ettirip güçlendirseydi, denge politikasının sarkacı büyük ihtimalle bugünlerde olduğu gibi Rusya'dan yana salınmazdı...
Biden'ın başkan olmasının ardından ABD ile ilişkileri yumuşatmak için harcanan çabalar ve 'Astana süreci'nin adeta uykuya yatırılmış olması bunu göstermektedir.
***
Bu nedenle, Rusya açısından Erdoğan yönetiminin izlediği denge politikası bir olumsuzluk değil bir 'olumluluk' olarak görülmektedir...
Bu durum en açık bir biçimde 15 Temmuz darbe girişimi sırasında Rusya'nın mevcut yönetime verdiği destekle açığa çıkmıştı...
İçinde bulunduğumuz dönemde de Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın ve AKP'nin yıpranarak oy kaybetmekte olması da hiç kuşkusuz ABD tarafından memnuniyetle, Rusya tarafından ise endişeyle izlenmektedir.
***
Bu tablonun oluşmasında Türkiye'de Millet İttifakı çatısı altında toparlanmakta ve güçlenmekte olan muhalefetin küresel politika açısından ABD'ye yakın Rusya ve Çin'in oluşturduğu alternatif kutba ise uzak bir görüntü sergilemesi de önemli bir rol oynamıştır...
Örneğin, CHP'nin özellikle dış politika, savunma silahları alımı ve ekonomi alanında izlediği politikalar açıkça 'Batıya endeksli' bir görünüm arzetmektedir...
İyi Parti ise içinden geldiği çevrenin de etkisiyle, Kırım meselesindeki tutumu ile doğrudan, Sincan meselesindeki tutumu ile de dolaylı bir şekilde Rusya'yı tedirgin eden bir dış politika izlemektedir...
Suriye savaşı sırasında Rus uçağının düşürülmesinde oynadığı rol ile tanınan ve ülkemizdeki en açık ABD yandaşlarından biri olan Ahmet Davutoğlu'nun kurduğu partinin muhalefetin bileşenlerinden birini oluşturması da bu izlenimi güçlendirmektedir.
***
Putin'in danışmanlığını da yapmış olan Uluslararası Avrasya Hareketi Lideri Aleksandr Dugin'in son ikili zirvenin hemen öncesinde yapmış olduğu şu yorum, bu tablo ile doğrudan bağlantılıdır:
'ABD'nin Afganistan'dan rezil bir şekilde çekilmesinden sonra çok kutuplu bir dünya oluştu. Bu artık başka bir dünya. Burada artık doğu ile batı birbiriyle çatışmıyor. Burada artık kapitalist kampı, sosyalist kampı diye bir şey yok. Artık bağımsız devletler var. Putin ve Erdoğan bu bağımsız devletleri temsil etmektedir ve Batı Asya'nın kaderi şu anda bu iki lidere bağlıdır...Bu durumda Türkiye sadece NATO'yu temsil etmiyor. Sadece bir NATO devleti değil. Erdoğan aslında büyük bir Türkiye'yi temsil ediyor. Türkiye artık kendi başına bir kutup (...) ABD, Suriye'den de çekiliyor. Rusya ve Türkiye; Suriye'de hangi bölgeleri birlikte kontrol edeceklerini, hangi bölgelerin daha çok Türkiye tarafından kontrol edileceğini, Suriye'nin doğusunun nasıl şekilleneceğini, Suriye Kürdistanı'nın kaderini görüşecek ve bunların hepsi Batı olmadan, ABD olmadan, NATO olmadan ele alınacak. Burada artık bölge ülkelerinin sözü geçiyor. Bu görüşme bu yüzden çok önemli. '
(Devam edecek)