Seyyar fotoğrafçıyı bilirdik ama, sanatını icra eden seyyar dişçiye hiç tanık olmamıştık…
Çocukluğumuzun geçtiği Cebeci'de onu da gördük.
Mahallemize gelen iri kıyım adamın, etrafında toplananlara önce bir tanıtım konuşması yapıp, ardından da yanında taşıdığı sırt çantasından çıkardığı kırmızı renkli ''sihirli mai'' yardımı ile diş ağrısından muzdarip gönüllülerin çürük dişlerini ağrısız-sancısız çekişini şaşkın bakışlarla izlemiştik.
Operasyon bir-iki dakika sürüyordu…
Ne bir çığlık,
Ne bir damla gözyaşı…
Çeken memnun, çektiren ondan da memnun.
Ücreti ise bedava denecek kadar düşük…
35-40 yaşlardaki seyyar satıcının azı dişleri bir çırpıda çekip çıkaracak kadar güçlü olan yalnız parmakları değildi.
Bu, beş-on kişinin dişini acısız-sızısız çektikten sonra çantasını toplarken, kendisine sürekli ''benim altın dişimi de çeker misin'' diye laf atan mahallenin Ersin adlı jönünü bir kafa darbesiyle yere serişinden anlaşılıyordu.
Yüzü gözü kan deryasına dönen Ersin, çevredekilerin yardımıyla düştüğü yerden kalkmaya çalışırken, seyyar dişçi çoktan gözden kaybolmuştu.
Günümüzde teknoloji aklın alamayacağı noktalara erişti.
Çekim işi, çocuk oyuncağından farksız hale geldi.
Hele bir de estetik amaçlı ise operasyon...
Korku filan vız geliyor…
Öyle olmasa güzelleşme uğruna o sıkıntıya katlanır mı insan?
Ama diş hekimlerinin uzay mekiğini andıran koltukları yok mu?
Onlar hala ürkütüyor ilk bakışta…
Ne zaman bir dişçi muayenehanesinin tabelasını görsem yıllar öncesinin seyyar dişçisi ve güle-oynaya diş çektirmek için sıralarını bekleyenler gelir aklıma.
Aradan o kadar zaman geçti.
İşin sırrını çözemedim.
Aklıma geldikçe sorarım kendi kendime…
Acı sonradan mı gösteriyordu etkisini.
Küçük şişelere doldurulmuş o kırmızı mainin sırrı neydi?
O iri kıyım adamın parmaklarının ucuyla çekip çıkardığı azı dişi, nasıl olup da direnmeksizin anında teslim oluyordu?
Bir de Ersin'i merak ederim.
Aldığı o darbeyi takip eden yıllarda kırılan dişlerinin yerine nasıl bir diş taktırdı…
Porselen mi?
Altın mı?