Odyoloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Gökçe Gültekin, günlük yaşamda çoğu zaman fark edilmeyen “sessiz gürültü”lerin hem işitme hem de genel sağlık üzerinde önemli etkiler oluşturduğunu söyledi.
Beynin arka plan seslerini ayıklamak için sürekli çalıştığını belirten Gültekin, “Beyin, maruz kaldığı gürültüyü filtrelemek için ekstra efor harcar. Bu durum zamanla dikkat problemleri, odaklanma güçlüğü ve kronik zihinsel yorgunluğa neden olabilir. Sürekli devam eden buzdolabı uğultusu, klima sesi ya da trafik gürültüsü, beyin için bitmeyen bir mesai anlamına gelir” dedi.
Dijital ortamlar da risk oluşturuyor
Modern yaşamda yalnızca çevresel değil, dijital seslerin de önemli bir gürültü kaynağı haline geldiğini ifade eden Gültekin, özellikle şehir hayatında bu maruziyetin kaçınılmaz olduğunu vurguladı.
Trafik, toplu taşıma, ofis ortamındaki cihaz sesleri, sosyal alanlardaki müzik ve konuşmaların yanı sıra ev içindeki elektronik cihazların da “sessiz gürültü” oluşturduğunu belirten Gültekin, uzun süreli maruziyetin hem işitme hem de genel sağlık üzerinde olumsuz etkiler yarattığını söyledi.
85 desibel kritik eşik
Gürültünün etkisinin, sesin şiddeti ve maruz kalma süresine bağlı olarak değiştiğini dile getiren Gültekin, Dünya Sağlık Örgütü’nün 85 desibel üzerini işitme kaybı açısından riskli kabul ettiğini hatırlattı.
Ancak daha düşük seviyelerdeki seslere uzun süre maruz kalmanın da zamanla işitme sağlığını tehdit edebileceğini belirtti.
Gürültü tüm vücudu etkiliyor
Gürültünün yalnızca kulakları değil, tüm vücudu etkileyen bir stres kaynağı olduğunu ifade eden Gültekin, düşük seviyeli seslerin bile vücutta biyolojik stres tepkisini tetikleyebileceğini söyledi.
Bu durumun kalp atış hızında artış, kan basıncında yükselme ve hormon seviyelerinde değişimlere yol açabileceğini belirten Gültekin, uzun vadede kalp hastalıkları, sindirim sorunları ve nörolojik etkilerin ortaya çıkabileceğine dikkat çekti.
Açıklanamayan yorgunluğun nedeni olabilir
Sürekli gürültüye maruz kalmanın beyinde düşük seviyeli ancak kronik bir stres oluşturduğunu belirten Gültekin, “Kişi bunu doğrudan gürültü olarak fark etmeyebilir. Daha çok gün sonunda hissedilen yorgunluk, sinirlilik ve odaklanma sorunları şeklinde ortaya çıkar” dedi.
Kortizol gibi stres hormonlarında sürekli artış yaşanabileceğini ifade eden Gültekin, bu durumun uyku kalitesini bozabileceğini ve kaygıyı artırabileceğini söyledi.
Etkiler birikerek artıyor
Gürültünün etkisinin çoğu zaman anlık değil, kümülatif olarak ortaya çıktığını vurgulayan Gültekin, riskin yalnızca yüksek seslerde değil, uzun süreli maruziyetle birlikte arttığını belirtti.
Özellikle gürültülü ortamlarda çalışan bireylerin daha büyük risk altında olduğunu ifade eden Gültekin, kulak koruyucu ekipmanların kullanımının önemine dikkat çekti.
“Sessizlik lüks değil, ihtiyaç”
Modern şehir yaşamında sessizliğe erişimin giderek zorlaştığını söyleyen Gültekin, teknolojik cihazların ve sürekli açık ekranların da bu durumu pekiştirdiğini belirtti.
Gürültüden tamamen kaçınmanın mümkün olmayabileceğini ancak maruziyetin azaltılmasının büyük önem taşıdığını vurgulayan Gültekin, “Sessizlik bir lüks değil, biyolojik bir ihtiyaçtır. Bu ihtiyaca yönelik atılacak her adım hem işitme sağlığını hem de zihinsel performansı korur” ifadelerini kullandı.





