Çok sayıda akademisyen ve sanatçının katkı sağlayacağı çalıştayda, "Sanat ve Kutsal", "Sanat ve Temsil", "Sanat ve Ta'lim" ile "Sanat ve Hayat" başlıkları ele alınacak.
Açılışta konuşan İstanbul İlim ve Kültür Vakfı Başkanı Said Yüce, çalıştayın amacına dair, "Mimaride, hat sanatında, resimde, musikide, edebiyatta sanatın her dalının icra edildiği günümüz dünyasında biz de 'Sanattan Tevhide' diye bir başlığı sanat dünyamızın gündemine taşımak istedik. 'Sanattan Tevhide' derken aslında en büyük sanat ve en büyük sanatkarı konuşmanın her şeyden daha elzem olduğunu düşündük." dedi.
Yüce, gerçek ilmin marifetullah ilmi olduğunu vurgulayarak, "Hiçbir sanatçının, hiçbir faninin asla taklit dahi edemeyeceği ilahi sanatın harikaları olan hayvanları, ağaçları, çiçekleri yerde ve semada bulunan bütün güzellikleri kudret kaleminin yazdığı kelimeler ve mektuplar olarak okuyabilmek en büyük ve en lazım olan, faydalı okuryazarlıktır. En büyük cehalet de kainatın sahibini tanımamak, onun bizlere gönderdiği mektupları ayetleri okuyamamaktır." değerlendirmesini yaptı.

"İnsanların faydasına olan her türlü sanat, her türlü ilim Müslümanın yitik malıdır"
Çalıştay Başkanı Doç. Dr. Rasim Soylu, sanatı üretmek kadar okumanın da önemli olduğunun altını çizerek, "Sanatı okumak için de bir ilim var. Sanatın okunmasında rehberlere, muallimlere ihtiyaç var. İnsanların faydasına olan her türlü sanat, her türlü ilim Müslümanın yitik malıdır. Dolayısıyla bu malımıza sahip çıkmak için bir araya geldik." ifadelerini kullandı.
Çalıştay Sekreteri Mehmet Arif Vural, programın çıkış hikayesine dair şunları anlattı:
"Biz birkaç sanat gönüllüsü arkadaşla birlikte bir araya gelirdik. Sanatı nasıl tevhitle, inançla bütünleştirir ve bununla alakalı bu işin felsefesini, altyapısını nasıl inşa edebileceğimizi, yani tefekkürünü nasıl yapabilirizi ciddi ciddi aylarca konuştuk. Kolay bir süreç olmadı ama çok tatlı ve güzel bir süreç oldu ve şimdi sizinle beraber olmak muazzam bir duygu. O muhabbetten, sohbetlerden sonra 'Sanattan Tevhide' mottosu ortaya çıktı. Bu programın bu kadar büyüyeceğini biz de tahmin etmiyorduk."

"Bu çalıştay yeni bir iz açacak ve sanatçılar da bu izi takip edecek"
Rami Kütüphanesi Müdürü Ali Çelik ise böyle bir etkinliğe ev sahipliği yapmaktan dolayı memnuniyet duyduklarını dile getirerek, "İçinde bulunduğumuz çağ, birçok kavramın, kurumun içeriğini dönüştürdüğü, değiştirdiği bir çağ. Kütüphaneler de bu durumdan nasiplendi. Kütüphaneler artık sadece bir bilgi deposu, raflarında kitapların muhafaza edildiği yerlerden öte, artık bilginin paylaşıldığı mekanlara dönüştü. Biz de burada her hafta düzenlediğimiz seminerler, söyleşiler ve çeşitli çalıştaylarla, toplumla kültürü buluşturmak için gayret sarf ediyoruz." dedi.
Çelik, çalıştayın başlığı "Sanattan Tevhid"in insanın binlerce yıllık arayışının özeti olduğuna dikkati çekerek, "Günümüzde sanat deyince sanat gayesi hep tartışılmıştır. Sanat, insan için mi, toplum için mi gibi. Belki bu çalıştay yeni bir arayışa, yeni bir izleğe sahip olacak. Eminim ki bu çalıştay yeni bir iz açacak ve sanatçılar da bu izi takip edecek." görüşlerini paylaştı.

Prof. Dr. Mahmut Erol Kılıç ile Ahmet Özhan, "Sanattan Tevhide Çalıştayı"na konuk oldu
İstanbul İlim ve Kültür Vakfı ve İstanbul Medeniyet Enstitüsü işbirliğiyle Rami Kütüphanesi'nde düzenlenen "Sanattan Tevhide" çalıştayı devam ediyor.
Çalıştaya konuk olan İslam Tarih, Sanat ve Kültür Araştırma Merkezi (IRCICA) Genel Direktörü Prof. Dr. Mahmut Erol Kılıç, maddi ve manevi sanat arasında bir ayrımın olmadığını söyledi.
Kılıç, hat ve musikinin görünürde maddi malzemelerle icra edildiğini ancak asıl sanatın bu maddi unsurların ötesinde anlam kazandığını belirterek, şunları kaydetti:
"İsterseniz bir hat yazın, isterseniz musiki icra edin… Hat için kalem, kağıt ve mürekkep, musiki için vurmalı ya da üflemeli sazlar gerekir. Bunların hepsi maddi nesnelerdir. Fakat bir kamışa nefes üflediğinizde ancak o zaman bir ses çıkar, hat sanatında da durum böyledir. Hattın maddi oluşumunun ardında, 'Ben o kimselerim ki, o kimselerin yürüyen ayağı, gören gözü, tutan eli oldum' sözüyle ifade edilen manayı kavradığınızda, ortaya çıkan levhayı zahiren bir insan yapıyor gibi görünse de gerçekte o sanatın ardında o yüce sanatkarın kudretini görmemiz gerekir."
"Her ne şey ki tezahürdedir, perdelerden bir perdedir"
Maddi bir sanat eserinin, arkasında yüce sanatkarı da göstermesi gerektiğine dikkati çeken Kılıç, Sivas Divriği Ulu Camii'ni buna örnek gösterdi.
Kılıç, caminin mimari tasarımının Taçkapı'yı ön plana çıkaracak şekilde yapıldığını dile getirerek, "Binanın etrafında dolaşın, etraf, duvarlar sade. Hiçbir sanat eseri yok, düz duvar ve sadece kapı muhteşem. Acaba sadece kapı ustası mıydı orada çalışan? Duvar ustası sanatçı değil miydi? Hayır, orada bir felsefe var, giriş çok önemli. Maneviyat erbabı derler ki, 'kapıyı bul' sadece." dedi.
Yola çıkmanın önemli olduğunu ifade eden Kılıç, "Yine bir benzetmeyle, lokomotifi rayın üstüne oturtmak. Bu vagonu rayın üstüne oturtmak. Bu vagon rayın üstünde değilse, itsen de gitmez, hızlı tren de desen gitmez. Ama rayın üstüne oturtursan o elbet bir gün yerini bulur." açıklamasında bulundu.
Kılıç, ibadetin insanı bir anlama ulaştırması gerektiğini belirterek, "Her ne şey ki alemde zuhura geldi, perdelerden bir perdedir. Her ne şey ki tezahürdedir, perdelerden bir perdedir. Kıldığın namaz, tuttuğun oruç, elinde tuttuğun mushaf, bunların hepsi eğer manaya seni çıkarmazsa perdelerden bir perde olur." ifadelerini kullandı.

"Her şey izafidir, geçicidir, dönüşmeye mahkumdur"
Türk Tasavvuf Musikisi ve Folklorunu Araştırma ve Yaşatma Vakfı Başkanı Ahmet Özhan ise sanatın ilahi isimlerin tezahüründen ibaret olduğunun altını çizerek, "Sanatkar yoktur, zanaatkar vardır. Çünkü sanat bediidir, evveli olmayan bir şeydir. O ancak Cenabı Hakk'a ait bir özelliktir." diye konuştu.
Özhan, yegane sanatkarın Allah olduğunu vurgulayarak, "'Ezel de benim, ahir de benim, zahir de benim, batın da benim' diyen odur. Ondan başka bir varlık yoktur. Her şey izafidir, geçicidir, dönüşmeye mahkumdur. Artık böyle görmemiz lazım. Bunu hayata geçirmemiz lazım. İlişkilerimizi bunun üzerinden kurmamız lazım." tespitini paylaştı.
Müziğin de mimarinin de özünde Allah'ın ilminden izler taşıdığına işaret eden Özhan, "Bir sanatkarı Allah'a nispet ederken şirk çağrıştıran bir yaklaşım değil, o kulda tecelli eden, o tecelligahta ortaya çıkan ilahi yansımayı kavrayarak sanata bakmamız gerekir." dedi.



