10 santimetreden 100 metreye kadar farklı ölçeklerde heykeller üreten Karakılıç, eserlerini yalnızca heykelle sınırlı tutmuyor. Resim, enstalasyon ve canlı performans gibi farklı disiplinlerde de üretim yapan sanatçı, mitoloji, biyomorfik nesneler ve gerçek dünyaya ait imgelerden beslenerek fantastik karakterler oluşturuyor.

"FANTASTİK DÜNYANIN BİRER İMGESİ"
Heykeltıraş Doğan Karakılıç, Gazi ve Hacettepe Üniversitesi'ndeki eğitiminin yanında 2008 yılından bu yana resim, heykel, enstalasyon ve canlı performans gibi farklı disiplinlerde üretimlerini sürdürüyor.
Karakılıç, "Gazi ve Hacettepe'deki eğitimimin ardından 2008'den beri resim ve heykelin yanı sıra enstalasyon ve canlı performans gibi farklı disiplinlerle uğraşıyorum. Bestekâr Sokak’taki atölyemin yanı sıra, 10 santimetreden 100 metreye kadar heykeller üretebildiğim, sanayide de ortak atölyemizde çalışıyorum. Tezimi de üzerine yazdığım fantastik sanat, imge, kurgu ve fantastik karakter mottosuyla işlerimi üretiyorum. İşlerimde figürler bu dünyadan besleniyor ama bittiğinde artık 'fantastik dünyanın birer imgesi' haline geliyorlar” dedi.
“SANATÇI, KENDİ HAZ DUYDUĞU ŞEYİ YAPMAYA ÇALIŞIYOR"
Heykeltıraş Doğan Karakılıç, sanatın ticari beklentilerden ziyade bireysel bir haz süreci olması gerektiğini savunarak, kendi üretim felsefesini şöyle özetliyor:
"Diğer sanatçılardan aslında hor görmek istemiyorum, böyle biraz sivri dilimle tanınırım. Çiçek böcek de yapabilirim, deliler gibi satabilirim. Ama bir sanatçı olarak, bir birey olarak, sonra bir sanatçı olarak; bu bana dokunuyor mu? Hayır. Beni mutlu ediyor mu? Hayır. Haz veriyor mu? Hayır. Doğal olarak bir sanatçı, kim olursa olsun, aslında sevdiği şeyi yapmaya çalışıyor. Diğer insanlar da o çiçek böcek derken küçümsemek için söylemiyorum aslında, onu yaparken tabii ki ondan zevk alarak yapıyor. Ama hem bireysel olarak senin kendi bilinç birikiminin, arzularını, hazlarını bir yere koyduğunda; sanatçı olarak beni buraya yönlendiriyor, çünkü ben bunlardan haz duyuyorum.”
"BİLMEDİĞİ ŞEYDEN İNSAN KORKAR"
Karakılıç, eserlerinde tekinsizliği bir ifade biçimi olarak kullandığını belirtiyor. İzleyicide tedirginlik uyandırmayı amaçlayan sanatçı, üretim süreçlerini ise şu sözlerle anlatıyor:
"Fantastik olandan, tekinsiz olandan, ürkünç olandan haz duyuyorum. Aslında korkunç ya da garip dediğin şey, insanın bilmediği şeydir. İnsan bilmediği şeyden korkar. Benim bazı işlerim insanlara tekinsiz, korkunç, alışılmadık gelebiliyor; zaten amaçladığım da bu. Bir dev heykel yapmıştım, amacı izleyicinin ondan korkmasıydı. Alt metni şuydu: Bu heykel canlı olsaydı, insan gibi konuşup düşünebilseydi ne yapardı? Belki insan ona saygı duyardı, önünde eğilirdi, ona tapınırdı. Ben fantastik imge, fantastik kurgu, distopik dünya üzerinden işler oluşturuyorum. Bunu yaparken birçok malzemeyi kullanabiliyorum; resim, heykel... Şu koltuğu da kullanabilirim, bir süre sonra o benim için fantastik bir koltuk olmaya başlar.”

"77. DEVLET RESİM VE HEYKEL YARIŞMASI’NDA BÜYÜK ÖDÜL"
Bu yıl 77. Devlet Resim ve Heykel Yarışması’nda büyük ödülün sahibi olan Karakılıç, son iki yıldır üzerinde çalıştığı "ahtapot formlu yaratıklar" serisiyle bu başarıyı elde ettiğini belirtiyor. Karakılıç, yarışmanın anonimlik sürecinin adaleti konusunda ise şunları söyledi:
"Son bir-iki yıldır ahtapot formlu ama ahtapota tam benzemeyen, gördüğünde 'aa ahtapot' dediğin farklı yaratıklar üzerine bir seriye başladım; ödülü de bu seriden bir eserle aldım. Devlet Resim ve Heykel, Türkiye'nin en büyük ödülü. Yarışmaya katılırken isminizi veya sizi tanıtacak hiçbir bilgiyi sunmuyorsunuz; işin üzerinde isim yazmıyor, jüri eserin kime ait olduğunu bilmiyor. Video çekerken de sesi veya sizi anlatan herhangi bir detayı eklemiyorsunuz. Ödül töreninde, beni dışarıdan tanıyan jüri üyelerinden biri ödülü verirken, 'Hadi ya, bu eser senin mi?' dedi. Sanat camiasında tanıdık üzerinden ödül verildiği dair haberler çıksa da Türkiye'nin en büyük yarışmasında süreç tamamen şeffaf ve adaletli işledi. Benim için en onur verici olan da buydu.”

"HERKES İÇİNDEN GELENİ YAPMALI"
Karakılıç, 2020 yılında ArtAnkara'da büyük ses getiren dev heykelinin zorlu üretim sürecini ve sanat camiasının "yapma" uyarılarına rağmen kendi vizyonunda ısrar etmesini şu sözlerle aktarıyor:
"2020'de üç metreye iki metre boyutlarında dev bir heykel yapmıştım. O dönem hiç param yoktu; modellikten kazandığım parayla 200-300 liralık demirler alarak aylarca kaynak yaptım. ArtAnkara'nın sahibi eseri görünce fuara mutlaka getirmemi istedi ancak nakliye için kamyon ve vinç gerekiyordu, belediyenin desteğiyle fuara ulaştırdık. Fuarın en çok konuşulan işi oldu; hatta paylaşım trafiğiyle yurt dışında bile tanınan bir eser haline geldi. Şu an İncek'te bir mekânın bahçesinde sergileniyor. Beni bu camiada popüler yapan eser, naçizane o heykeldir. Heykele başladığımdan beri herkes bana 'bu kadar büyük heykel yapma' dedi. Ancak bugün bana 'yaratıcı, sıra dışı' diyorsa, hepsi o 'yapma' dediklerini yaparak oldu. Genç sanatçılara tavsiyem; teknik anlamda ustaları dinlemek gerekse de sanatsal imge ve buluş noktasında kimseyi dinlememeleri, içlerinden geleni yapmalarıdır.”

"MÜZİĞİN VE NESNENİN İNSANSIZLAŞAN FORMU"
Karakılıç, atık müzik aletlerinden dönüştürdüğü figürlerle, nesnelerin kendi başına var olabildiği "insansız" bir fantastik dünya kurguladığını şu sözlerle anlatıyor:
"Gövdesi atık bir kemandan oluşan bu figürler, artık insan müdahalesine ihtiyaç duymuyor. Kemanı normalde insan çalar, ancak burada keman artık yeni bir karakter haline geliyor; uçuyor, kendi kendini çalıyor. Fantastik dünyamda bu eserlerin insana, bu dünyanın kurallarına veya sınırlamalarına ihtiyacı yok; onların kendi kuralları veya kuralsızlıkları var. Ud çalan bir figür var, aslında Ud çalmıyor; gövdesi Ud olan figür kendi kafasını çalıyor. Müzik aletlerinin parçalarından kişileşmiş, karınca gibi hayvana benzeyen yaratıklar da yapıyorum. Bu seride müzik aletleri sadece bir enstrüman değil, kendi başına karakterli birer özneye dönüşüyor.”

"TÜRKİYE'DE SANAT PARA EDİYOR MU?"
Karakılıç, Türkiye'de sanat icra etmenin "Müslüman mahallesinde salyangoz satmak" gibi zorlu bir süreç olduğunu belirterek, sanatçıların geçim kaygısıyla "dekoratif" işlere yönelip özgünlüklerini yitirmelerini eleştiriyor. Sanatçı dünyayı algılayış biçimini ve "sanatsal direncin" önemini ise şöyle vurguladı:
"Türkiye'de sanatla hayata tutunmak, deyim yerindeyse Müslüman mahallesinde salyangoz satmak gibidir. Bir sanatçı, konfor alanını terk etmeyip Devrim Erbil örneklerinde olduğu gibi birbirinin aynısı, dekoratif işler üretmeye başladığında o 'biricikliği' kaybediyor. Oysa sanatçı, kahvaltıdaki yumurta kabuğunda bile bir fikir arayan farklı bir kafa yapısına sahiptir. Çoğu sanatçı satılma kaygısıyla özgünlüğünü feda ediyor ama ben buna inanmıyorum. Eğer sanatçı, sanatsal vizyonunda direnirse bir süre sonra mutlaka para da kazanıyor. Başarının anahtarı, o zorlu süreci atlatabilmekte.”

"SANATÇI SANATINI ANLATAMIYORSA, BİLGİ BİRİKİMİ EKSİKTİR"
Karakılıç, günümüzde sanatçıların "izleyici ne anlarsa o" diyerek eserleri hakkında konuşmaktan kaçınmalarını sert bir dille eleştiriyor. Sanatçının kendi emeğini ve düşünsel altyapısını açıklama yükümlülüğü olduğunu belirten Karakılıç, bu durumu bir "kaçış" ve "eziklik" olarak nitelendiriyor. Karakılıç, şunları aktardı:
"Günümüzde sanat disiplinler arası bir alana dönüştü; dolayısıyla bir sanatçının eseri üzerine konuşabilmesi, kavramsal altyapısını anlatabilmesi son derece doğaldır. Bazı sanatçıların 'asla anlatmayız, kim ne anlarsa odur' demesini büyük bir kaçış olarak görüyorum. Bu tutumu, kişinin kendi sanatına dair söyleyecek sözünün olmamasına ve bilgi birikiminin eksikliğine bağlıyorum. 'İzleyici bulsun' diyerek eserinin arkasına saklanmak çok ezikçe bir tavır. Eğitim almış veya kendini geliştirmiş her sanatçı, okuduğu binlerce kaynakla eserinin kavramsal bağlamını özümseyip anlatabilmelidir. Kendi sanatıyla ilgili on dakika konuşamayan sanatçı, aslında ortaya koyduğu işin derinliğini kendisi de bilmiyordur. “

NEDEN İNSAN FİGÜRÜ DEĞİL DE BAŞKALAŞMIŞ FANTASTİK VARLIKLAR?
Karakılıç, eserlerinde neden doğrudan insan figürü yerine başkalaşmış fantastik karakterler kullandığını ve malzeme tercihinin ardındaki felsefeyi şöyle açıklıyor:
"Eserlerimde doğrudan birebir insan figürü kullanmıyorum; çünkü yarattığım o fantastik dünyada zaten insana dair özellikler taşıyan yeni karakterler var. Örneğin, keman gövdeli figürler veya beş elementi simgeleyen boynuzlarıyla 'Dünyanın Yükü'nü taşıyan mitolojik öküz... Oradaki 5 boynuz, 5 kuyruk ve 5 bacak; 4 elementi ve 5. unsur olan aklı simgeliyor. Bu karakterler, bu dünyaya ait değil; başkalaşıp o distopik evrene ait yeni birer özneye dönüştüler. Malzeme olarak iskeleti metalden kurup üzerini betonla kapladığım 'metal üzeri beton' tekniğini uyguluyorum; bu adeta bir bina inşa etmek gibi, heykelin mantığıyla örtüşen bir yapı sürecidir."
Heykeltıraş Doğan Karakılıç, zorlayıcı malzemelerle çalışmayı bir "sanatçı yükümlülüğü" olarak tanımlayarak tercihini şöyle detaylandırıyor:

"Ağır malzemelerle çalışmak beni yoruyor ama bu bilinçli bir tercih. Kolay malzemenin de, tuvalin de sanat eseri olarak değeri ayrıdır; bu kişinin sanatını yükseltip alçaltmaz. İlk başlarda 5 ay süren dev heykeller, pratik kazandıkça 2 haftaya inebiliyor; asıl olan o süreci anlamak. Fakat sanatçının yükümlülüğü; 'hoşuma gitti yaptım' deyip konfor alanında kalmak değil, disiplinle üretmektir. Aksi halde yapılan şey sanat değil, dekoratif bir zanaattır. Renk olarak yeşil ve ultramarin maviyi, ışıkla buluştuğunda 'neon etkisi' yaratan bir derinlik katmak için kullanıyorum. Medusa soyutlaması gibi formları bile anatomik yapının ötesine taşıyarak izleyiciyi, kendi kurallarımın geçerli olduğu o fantastik dünyaya davet ediyorum.” diyerek sözlerini noktaladı.





