Ramazan ayıyla birlikte değişen günlük rutinler, bedenden önce zihni bir uyum sürecine sokuyor. Sürecin psikolojik yansımalarını değerlendiren Uzman Terapist Merve Kartal Tanyeli, orucun sadece fiziksel bir kısıtlama değil, zihinsel bir farkındalık alanı olduğunu vurguladı.

ORUÇ SÜRECİ BÜTÜNCÜL BİR FARKINDALIK ALANI AÇIYOR

Orucun zihni ve duyguları da kapsayan bir süreç olduğunu ifade eden Merve Kartal Tanyeli, bu deneyimin ruh hali üzerindeki temel etkisini şu sözlerle özetledi:

"Ramazan’da tutulan oruç, yalnızca bedensel bir deneyim değil; aynı zamanda zihni ve duyguları da içine alan bütüncül bir süreçtir. Gün içinde yeme ve içmenin ertelenmesi, bedende bazı fizyolojik değişimlere yol açarken, bu değişimler zaman zaman ruh haline de yansıyabilir. Kimi insanlar kendini biraz daha yorgun, biraz daha hassas ya da daha içe dönük hissedebilir. Bu, bedenin yeni ritme uyum sağlama çabasının doğal bir parçasıdır. Psikolojik açıdan baktığımızda, oruç süreci kişiye aynı zamanda durma, yavaşlama ve kendini gözlemleme alanı açar. Günlük koşturmanın içinde çoğu zaman fark edemediğimiz duygular, bu dönemde daha görünür hale gelebilir. Bu da bazen daha kırılgan, bazen daha düşünceli, bazen de daha sabırlı bir ruh haline zemin hazırlayabilir. Öte yandan Ramazan, niyet, anlam ve maneviyatla birlikte yaşandığında, kişinin kendini düzenleme ve duygularını yönetme becerilerini de güçlendirebilir. Yani oruç, bazı günler zorlayıcı hissettirse bile, birçok insan için içsel dengeyi, farkındalığı ve ruhsal toparlanmayı destekleyen bir deneyime dönüşebilir."

"BEDEN YORULDUĞUNDA ZİHNİN TAHAMMÜL ALANI DARALIR"

Birçok insanın Ramazan’da neden daha hassas hissedebildiğine açıklık getiren Tanyeli, "tahammül alanı" kavramına dikkat çekerek şunları söyledi:

"Evet, bu oldukça yaygın ve anlaşılır bir durumdur. Günlük yeme, içme ve uyku düzeninin değişmesi, bedenle birlikte zihnin de uyum sürecine girmesine neden olur. Bu uyum sürecinde kişinin duygularını düzenleme kapasitesi zaman zaman zorlanabilir ve bu da daha çabuk gerilme ya da sabırsızlık olarak kendini gösterebilir. Psikolojik olarak bakıldığında, beden yorulduğunda zihnin de “tahammül alanı” daralır. Yani kişi, normalde daha kolay tolere edebildiği durumlara karşı bu dönemde daha hassas tepki verebilir. Buna iş, aile ve günlük hayatın sorumlulukları da eklendiğinde, gerginlik duygusu daha belirgin hissedilebilir. Burada önemli olan, bu durumu kişisel bir yetersizlik gibi görmek yerine, insan olmanın ve beden-zihin bütünlüğünün doğal bir sonucu olarak değerlendirmektir. Kendine ve başkalarına karşı biraz daha anlayışlı olmak, Ramazan’ı hem bireysel hem ilişkisel olarak daha yumuşak ve onarıcı bir iklimde geçirmeye yardımcı olur."

RUHSAL DENGEYİ KORUMAK İÇİN BEDENLE İŞ BİRLİĞİ

Açlığın ruh hali üzerindeki etkilerini yönetmek için pratik önerilerde bulunan uzman, dengeli bir yaklaşımın önemini şu sözlerle aktardı:

"Bu dönemde bedenle iş birliği içinde olmak, ruhsal dengeyi korumanın en önemli adımlarından biridir. Sahur ve iftarda daha dengeli, uzun süre tok tutan besinleri tercih etmek; yeterli su tüketmek ve mümkün olduğunca uyku düzenini korumak, gün içindeki duygusal dalgalanmaları da azaltır. Beden yorulduğunda, zihnin de daha çabuk zorlandığını unutmamak gerekir. Psikolojik açıdan ise, kişinin kendine karşı daha anlayışlı ve şefkatli olması çok kıymetlidir. Ramazan’da her zamankinden biraz daha hassas, biraz daha yavaş hissetmek oldukça insani bir durumdur. Bu nedenle beklentileri gerçekçi tutmak, mümkün olduğunca tempoyu yumuşatmak ve kendine küçük molalar tanımak ruhsal olarak koruyucu olur. Ayrıca Ramazan’ı yalnızca bir “dayanma” süreci değil, aynı zamanda içe dönme, sadeleşme ve ruhsal olarak toparlanma fırsatı olarak görmek, bu dönemin psikolojik yükünü hafifletir ve daha anlamlı bir deneyime dönüştürür."

Muhabir: Melahat TAŞ