Sabah dolabımızı açtığımızda polyesterle karşılaşmamak neredeyse mümkün değil. Tişörtler, spor kıyafetleri, montlar, elbiseler, iç çamaşırları… Ucuz, dayanıklı, hafif ve çabuk kuruyan polyester, modern tekstil sektörünün temel malzemelerinden biri haline geldi. Fakat bu kumaşın sağladığı kullanım kolaylığının, çevre açısından ciddi bir karşılığı var.
Ölçeği anlamak için tek bir rakam yeterli: Textile Exchange’in 2026 tarihli verilerine göre 2025 yılında dünya genelinde yaklaşık 82,5 milyon ton polyester lifi üretildi. Bu, küresel lif üretiminin %59’una denk geliyor. Üstelik bunun yaklaşık 72,8 milyon tonu, yani %88’i, fosil yakıtlardan elde edilen yeni polyesterdi. Başka bir deyişle üzerimize giydiğimiz polyesterin çok büyük bölümü hâlâ petrol ve doğal gaz temelli bir üretim sistemine dayanıyor.
Bu tablo, polyesterin çevresel sorununu yalnızca “plastik atık” meselesi olmaktan çıkarıyor. Hammadde çıkarılması, polyester üretimi, iplik ve kumaş haline getirilmesi ve ardından giysinin taşınması gibi aşamaların tamamında enerji ve kaynak kullanılıyor. Avrupa Çevre Ajansı’na göre tekstil tüketimi Avrupa Birliği’nde 2020 yılında kişi başına yaklaşık 391 kilogram hammadde kullanımı ve yaklaşık 270 kilogram karbon ayak izi ile ilişkilendirildi. Tekstil tüketimi aynı zamanda AB’de su ve arazi kullanımı açısından en yüksek baskı oluşturan tüketim kategorilerinden biri.
Fakat polyesterin hikâyesi mağazada ya da çöp kutusunda bitmiyor.
Çamaşır makinesini her çalıştırdığımızda sentetik kumaşlardan lifler kopabiliyor. Bilimsel çalışmalar, tekstillerden kaynaklanan mikro liflerin çevreye üretim, kullanım ve bertaraf aşamalarında salınabildiğini gösteriyor. Bir derleme, sentetik tekstillerden kaynaklanan mikroplastiklerin denizlerdeki birincil mikroplastiklerin %35’ine kadarını oluşturabileceğine ilişkin tahminleri aktarıyor. Ancak bu oranın farklı çalışmalara ve tanımlara göre değiştiğini de özellikle belirtmek gerekiyor.
Daha çarpıcı bir başka veri ise yıkama sırasında ortaya çıkan liflerle ilgili. 2024 tarihli bir derlemede, yüzde 100 polyester bir tişörtün tek bir yıkamada kilogram başına yaklaşık 401–437 miligram mikro lif salabildiğini ve bunun yaklaşık 4 milyon mikro lif anlamına gelebileceğini bildiren araştırmalar aktarılıyor. Bu rakam giysinin yapısına, yıkama koşullarına ve kullanılan ölçüm yöntemine göre değişebilir; dolayısıyla her polyester tişört için sabit bir miktar gibi düşünülmemeli.
Peki bedenimiz açısından durum ne?
Burada dikkatli olmak gerekiyor. “Polyester giymek insan sağlığına kesin olarak zarar verir” demek mevcut bilimsel kanıtların ötesine geçer. Polyesterin kendisinin herkes için doğrudan toksik olduğu gösterilmiş değil. Bununla birlikte sentetik kumaşlar ter ve nem yönetimi açısından bazı kişilerde rahatsızlık yaratabilir. Ayrıca tekstil üretiminde kullanılan bazı kimyasalların ciltle temas yoluyla maruziyet ve alerjik reaksiyon açısından araştırıldığı biliniyor. İnsan sağlığı üzerindeki uzun vadeli etkiler konusunda ise hâlâ araştırılması gereken önemli noktalar var.
Üstelik polyesterin “geri dönüştürülebilir” olması da sorunu tek başına çözmüyor. 2025 yılında geri dönüştürülmüş polyester üretimi yaklaşık 9,7 milyon ton seviyesine ulaşmış olsa da bunun yaklaşık %97’si plastik şişelerden elde edildi. Tekstilden tekrar tekstile geri dönüşüm ise hâlâ çok küçük bir ölçekte; tüm liflerde tekstil-atıktan-tekstil üretiminin payı 2025’te yaklaşık %0,76 seviyesindeydi.
Öyleyse mesele “polyesteri hemen hayatımızdan çıkaralım” demekten daha karmaşık. Asıl soru, neden bu kadar çok ve bu kadar kısa ömürlü kıyafet ürettiğimiz. Bir giysiyi daha uzun süre kullanmak, gereksiz alışverişten kaçınmak, düşük kaliteli hızlı moda ürünleri yerine dayanıklı ürünlere yönelmek ve giysileri ihtiyaca göre yıkamak, malzeme tercihi kadar önemli.
Çünkü polyester yalnızca bir kumaş değil; petrol kuyusundan fabrikaya, fabrikadan gardıroba, gardıroptan çamaşır makinesine ve nihayet atık sistemine uzanan büyük bir üretim zincirinin parçası.