Yazmıştım…
Yineleyeceğim…
Olsun!
Bazı şeyleri yineleyip durmak gerek.
***
İnsanların 'milenyum… milenyum!' diye çığlıklar attığı bir yılın, 2000 yılının başlarında bir şiir yazmıştım. Uzun bir adı vardı:
'Bana Bir Kuş Adı Söyle / Atatürk ve Bozkır Şarkısı'.
Üç bölümden oluşuyordu şiir. Henüz hiçbir kitabımda yer almayan şiirin ilk bölümü şöyle:
'Gazi, tavla oynuyor bir fotoğrafta / Sağ elinde salladığı zar mı / güneş mi, vuran karlı çatılara? // Kimdir bakan ellerinden fırlayan zara? // Bana bir kuş adı söyle / İşte o! // Sabah kaçta uyandın? / Kimdi saatleri kuran? / İşte o!'
***
Anlatmaya gerek var mı?
Kimdir saati kuran?
Ve hangi zamana?
'Bana bir kuş adı söyle / İşte o!'
Güvercin deseniz güvercin, serçe deseniz serçe.
Hangi kuş adı söyleseniz o!
Bütün kuşlar ve onların özgürce uçabildikleri mavi gökler…
Saatleri alın teriyle, emekle dokunacak güzellikler için yola çıkılacak sabahlara kuran o kuşlardır, o mavi gökyüzü.
***
Şiirin ikinci bölümüne bakalım şimdi de…
'Burada bir iğde vardı // Bozkırın çıplak boynunda bir kolye / Nice atlı içine çekti kokusunu / Gölgesinde bir cigara içimi / Sallandılar düşlerin beşiğinde // Burada bir iğde / Fotoğrafı bile yok / Anısı uyuyor kalbimde'.
***
İşte saatleri kuranlardan birisi de o iğde…
Ya da iğdede simgeleşen tüm ağaçlar.
'Anısı uyuyor kalbimde'.
Kalbimizde…
Bundandır ki, kesilen ağaçların hüznünü, acısını duymak, göz yaşı dökmektir aynı zamanda saatleri kuran…
***
Şiirin üçüncü ve son bölümüne gelelim:
'Gazi, kahve içiyor bir iskemlede // Anısı bir iğdenin, şarkı söylüyor / dans ediyor söğütler / Kimdi sulayan bozkırı / göğe kuşları salan // Bana bir aşk masalı anlat / Bana bir tutku fırtınası / İşte o! // İşte bir bahar ikindisi / Turuncu bir ufuk / Gel birlikte bakalım / Ne görüyorsun? / İşte o!'
***
O iskemlenin ayaklarının bastığı toprak Atatürk Orman Çiftliği'nin (AOÇ) toprağı. Bozkırın bağrında, Yunus Nadi'nin yazdığı gibi 'fesleğen ve kadife çiçeğinin bile nadir' yetiştiği Ankara'da yaratılan tüm Türkiye'ye örnek olan bir çiftliğin toprağı.
Bir bahar ikindisinde oradan bakınca ufukta görülendir saatleri kuran.
Kaz Dağı'dır…
Murat Dağı…
Toroslar…
Artvin…
Türkiye'mizin bütün dağları, ovaları, nehirleri…
***
Dün 10 Kasım'dı.
Atatük'ün ölüm yıldönümü…
Ben bu şiirimi anımsadım.
Her gün selam verdiği iğdenin kesildiğini görünce hüzünlenen, gözyaşı döken bir insandı o!
O öyküydü beni bu şiiri yazmaya kışkırtan.
Bugünse toplu ağaç katliamları yaşanıyor gözümüzün önünde.
Vicdan nöbetine duranlara ise 'terörist muamelesi' yapılıyor.
Ama o saat kurulu…
Hala
Tik-taklarını duyuyorum…