Ankara'yı 'Başkent'' kimliğine yakışır bir noktaya taşımak, ışıltılı görünümü, doğası, tarihi ve kültürel zenginlikleri ile bir cazibe merkezi haline getirmek için neler yapılmalıdır?
Kentin işlek noktalarından birinde, örneğin Kızılay'ın bir köşesinde konuşlanıp, gelip geçen yüz kişiye yöneltseniz bu soruyu, ''mini anketinize'' verilecek yanıtlar aşağı yukarı bellidir.
İşte size, tahminleri yanıltmayacak birkaç yanıt:
-Estetik yönü olmalı.
-Eyfel Kulesi, Taç Mahal, Pisa Kulesi gibi simgesel bir zenginliği bulunmalı
- Gürültüden arınmış bir kent olmalı.
-Ulaşım sorunu çözülmüş olmalı.
-Görüntü kirliliği olmamalı.
-Çarpık kentleşme son bulmalı. İnsanlar mantar gibi biten çok katlı binalar yüzünden gökyüzünün maviliğine hasret kalmamalı.
-Işıkları, gece yarısı olmadan sönen bir kent hüviyetinden kurtulmalı.
Bu ve buna benzer birçok yanıt alırsınız.
Ancak, 'gri'' yaftası yakıştırılmış bir kentin, bunu hak edecek görünümden kurtulması, cazibe merkezi kimliği kazanabilmesi için yeterli olmuyor bir çırpıda sıralanan söz konusu ''klişe'' istekler.
Şimdilerde umut termal turizmde.
Kızılcahamam, Haymana, Ayaş, Beypazarı, Çubuk, Güdül gibi ilçeler sahip olduğu termal kaynaklarla Başkentin turizm konusundaki eksiğinin bir kısmını karşılayabilir.
Ancak, termal turizmin, kısa vadede olmasa bile yabancı turist akımını sağlayacak duruma gelebilmesi için yeterli miktarda modern konaklama tesisleri gerekir. Yöresel tatlar ve el sanatlarının tanıtımına ilişkin çalışmalar da termal turizmin cazibesini artırabilir.
Ankara ve bazı çevre ilçelerde doğa turizmini cazip hale getirecek adımlar da Başkentin yıldızını parlatabilir. Bu çerçevede Elmadağ, kış turizmi için cazip bir seçenek haline getirilebilir.
Başkentin arzulanan görünüme kavuşmasını sağlayacak adımların atılması yönünde hem ilgili bakanlıklarda hem de Büyükşehir ve ilçe belediyelerinde bir dizi çalışmalar yapıldığı belirtiliyor.
Umalım da çalışmalar olumlu sonuçlar getirsin.
Ankara, ''turist fakiri'' yaftasından kurtulsun.