Her toplum siyasal düşünceler, inançlar, toplumsal statüler temelinde kümeleşmiş farklı topluluklardan oluşur...

Bu farklılıklar toplum kesimleri arasında bir takım çelişkiler yaratır...

Bu çelişkiler son derece doğaldır ve her toplum bir şekilde bu farklılıkları uzlaştırmaya çalışır.

***

Uzlaştırmaya çalışır... Çünkü aksi takdirde bu çelişkiler 'uzlaşmaz çelişkiler'e dönüşür ve o toplum 'toplum' olmaktan çıkar...

Birbirine düşman kesilmiş, birbirini ortadan kaldırmak isteyen cephelere dönüşür...

Ve sonunda toplumsal doku dağılır, gider.

***

Bunu önlemenin en akıllıca yolu 'diyalog'dur...

O ünlü özdeyişin ifadesiyle, 'hayvanlar koklaşa koklaşa, insanlar konuşa konuşa anlaşır'...

'Kutuplaşma' denilen şey ise konuşma ve anlaşma ortamının ortadan kalkması, kaldırılmasıdır.

***

Kural olarak kimse açıkça kutuplaşma istemez... Çünkü 'toplumsal düşmanlıkları körükleyen' bir kişi olmak uzun vadede kimseye yarar sağlamaz...

Ancak yine de konuşma ve anlaşma ortamını yok edecek işler yapılırsa o istenmeyen kutuplaşma ortaya çıkıverir...

Bu istenmeyen durumun doğmaması için 'hak, hukuk, adalet' gibi kavramların toplumda yerleşmiş olması gerekir.

***

Demokrasilerin genellikle istikrarlı rejimler olmasının nedeni, o tür toplumlarda bu kavramların ve onların maddi ifadesi olan kurumların genel bir kabul görmesidir...

İster bireyler, isterse toplumsal grup ve kesimler olsun, aralarında konuşup anlaşamıyorlarsa bu kavram ve kurumlar onları bir takım genel kurallar çerçevesinde uzlaştırır...

Kısacası, bu tür kavramlar ve kurumlar bir tür toplumsal hakem görevi görür ve her türlü hakemlik olayında olduğu gibi en azından toplum tarafından 'tarafsız' olarak kabul edilmeleri gerekir.

***

Hukukun güvenilirliğini kaybettiği, yargının yürütmenin aracı haline geldiği koşullarda, konuşarak anlaşma ve ortak çıkarlarda uzlaşma gibi herkesin çok beğendiğini söylediği anlayışlar adeta buharlaşıverir...

Kutuplaşmaya karşı çıkmak da anlamını yitirir...

Çünkü insanlar 'Benden olmayan bana karşıdır' diye düşünmeye başlar.

***

Bir kere böyle bir ortam oluştu mu, bir süre sonra 'toplumsal akıl' da yok olup gider...

Çünkü aklın temsilcisi olan aydınlar, bilim insanları, siyasal kurumlar, böylesi ortamlarda siner ya da sindirilir...

Nasıl bir insan korkuya ya da hırsa kapıldığında akli yeteneklerini kullanmak yerine içgüdüleriyle hareket ederse, toplumsal gruplar da aynı şekilde davranır ve 'ortak akıl' yerini içgüdüsel, başka bir deyişle 'ilkel' davranışlara bırakır.

***

O zaman kutuplaşmaya karşı çıkma kavramı da kılık değiştirir ve anlamını yitirir...

Artık akıl değil güç konuşur ve gücü elinde tutana karşı çıkmak 'kutuplaşma istemek' anlamına gelir...

Bir kez iş bu hale geldi mi, artık 'çok seslilik', 'eleştiri yoluyla yanlışları düzeltmek' ve 'akıl yoluyla uzlaşmak' gibi anlayışlar yerini 'itaat ve tek sesliliğe' bırakır.

***

Bu söylediklerimiz genel saptamalardır...

Öyle olunca bu saptamalara herkes katılabilir...

Çünkü genellikle herkes kendisinin doğruları savunduğunu, buna karşılık karşı tarafın yanıldığını ve bu doğruları ihlal ettiğini düşünür.

***

Hasılı kelam, kutuplaşmayı önlemenin yolu 'toplum' olarak demokrasiyi içimize sindirmek ve aileden başlayarak tüm toplumsal ortamlarda uygarca tartışmayı öğrenmekten geçer...

Herkesin kendine demokrat olduğu bir ortamın yarattığı aldatmacadan kurtulmak, demokrasiyi kendi çevremiz de dahil toplumun her kesimine egemen kılmak, toplum olarak bazı konularda ortak tutumlar takınmak, en önemlisi acıları ve sevinçleri paylaşmayı öğrenmek gerekir...

Çünkü 'ortak akıl' ve 'toplumsal vicdan' dediğimiz şey, ancak öyle bir ortamda hayat bulabilir.

***

Aksi takdirde, ne olur?..

Yüzyıldan fazla bir zaman önce 'Barika-i hakikat müsademe-i efkardan doğar' (Gerçeğin şimşeği fikirlerin çatışmasından doğar) diyen şairin sözlerini tekrarlar dururuz; ancak yine de 'tek ses, tek fikir' saplantısıyla kutuplaşmanın yarattığı boğucu ortamdan kurtulamayız...

Ve bu ortamdan yararlanmak isteyen 'dış güçler' karşısında dik duramayız!

NOT: CHP Genel Başkanı Sayın Kemal Kılıçdaroğlu'na uğradığı saldırıdan ötürü kendisine geçmiş olsun diyor, bu tür olayların artık yaşanmaması için tüm yetkili kişi ve kurumların üzerlerine düşeni yapmasını diliyoruz.