Yerel yönetim seçimleri hayat pahalılığından bunalanlara, keçileri kaçırma noktasından uzaklaşabilmeleri için ilaç gibi geldi.

Nasıl mı?

Dün bir, bugün iki mi?

Hele biraz zaman mı geçsin?

Anlatalım, siz de hak vereceksiniz bu sözlerimize.

Üst üste gelen zamlardan sonra seyrek aralıklarla da olsa yapılan restoran kaçamakları sonlanıp, nicedir lüks bir eğlence durumuna gelen sinemalara gitmeler de nostaljik bir aktiviteye dönüşünce dar ve sabit gelirliler için zorunlu hapis günleri başladı.

İnsanlar evlerine kapanır oldu.

Tiyatro, konser zaten programdan çıkmıştı.

Komşu ziyaretleri bile unutuldu.

O gidip-gelmeler de sorun olmaya başlamıştı.

Ne kadar samimi olursan ol, eli boş gitmek olmuyordu.

Dolu gitmeye de cüzdanlar izin vermiyordu.

Hal böyle olunca, bin bir sorunun cirit attığı bulanık kafalarla yapılan park, bahçe gezmeleri de pek keyif vermez olmuştu nicedir.

Neyse ki yerel seçimler Hızır gibi yetişti imdada…

Şimdi yerel seçimlerle, bu sorunlardan uzaklaşmanın ne alakası var diye içten içe söylenmeye başlayanlar olacaktır.

Var…

Hem de çok.

Geçin televizyonların karşısına…

İstanbul Büyükşehir Belediye'siyle ilgili yenileme kararından sonra yapılan açıklamalara kulak kabartın.

Başlı başına komedi

Kimileri hala ''neden yenileme''sorusuna kılıf bulma çabasında,

Kimileri de alışık olmadığı yer sofrasında sıkışan göbeğini rahatlatma uğraşında.

Her biri gülmeyi anımsatan kareler.

Tabii başkan adaylarının basın mensuplarının karşısına çıktığı programları unutmamak gerek.

Ne dert bırakıyor, ne tasa…

Soru sorma yöntemiyle komedi sanatını icra etme teknikleri.

Konuğu bırakın, soru sahiplerine bakın.

Gülme krizine girmeniz an meselesi.

Şimdi ''ne var bunda gülecek'' diye çıkıntı yapan tuzu kuru ''tek yönlüler'' olacaktır.

Sözüm de size değil zaten.

Gülmeyi unutanlara.