Bugün 31 Aralık...
2018 yılının da sonuna geldik!..
Zaman aslında kesintisiz bir akış...
Biz, olan biten her şeyin çetelesini tutabilmek için onu asırlara, yıllara, günlere bölüyoruz...
O akış içinde 'şimdi' dediğimiz her an, aradan bir saniye bile geçmeden 'geçmiş' oluyor ve bir süre sonra bu geçmiş 'tarih' haline geliyor.
***
Şurası bir gerçek...
Geçmişe baktığımızda pek iyimser olamıyoruz...
Ancak sonuçta daha iyi ve güzel bir gelecek olabileceğine inandığımız sürece bu işi yapabiliyoruz.
***
Bu inanca 'umut' adını veriyoruz...
Dolayısıyla hayata bir şekilde katılacak ve onu daha iyi bir şey haline getireceksek kendimizi umutlu olmak zorunda hissediyoruz...
Eğer insan olmak, bir umut taşımak ve onu gerçekleştirmeye çalışmaksa umutların gerçek olup olmaması o kadar da önem taşımıyor.
***
Çoğu zaman 'iyimserlik' ile umut arasında bir bağlantı kuruyoruz...
İyimserliği bir bardağın dolu tarafını görmek olarak tanımlıyoruz...
Bunu yaparken çoğu zaman büyük bir çelişki içine giriyoruz... Çünkü içinde bulunduğu durumdan hep hoşnut olan bir kişinin umut taşıması için bir neden kalmıyor.
***
Bazen mutlu anlarımız da oluyor ve umutlarımızın gerçekleştiğini zannediyoruz...
Ama bir süre sonra o mutlu anlar geçip gidince aslında kendimizi aldattığımızı görüyoruz...
Sanırız bunun için Pandora'nın kutusu açıldığında içindeki her türlü kötülüğün kaçtığı, kutu kapatıldığındaysa içinde bir tek umudun hapis kaldığı söyleniyor.
***
Yazımızın başlığını Terry Eagleton'un bu konuyla ilgili bir kitabının başlığından ödünç aldık!..
Şimdi bir adım daha atalım ve o kitaptan bir bölüm aktaralım:
'İyimserlikte bütün nesneler bir tür ruhsal mübadele içinde birbiriyle sorunsuz yer değiştirebilir hale gelir. Müzmin iyimser, aynı katı şekilde programlanmış tarzda karşılık verir her şeye; bu bakımdan da rastlantı ve olumsallığı saf dışı bırakır. İyimserin belirlenimci dünyasında şeyler olağandışı bir kestirilebilirlik çerçevesinde, ortada herhangi bir geçerli neden olmaksızın iyi gider.'
***
Gerçek dünyayı anlayabilmek için rastlantıların ve değişimin geleceğin yönünü belirleyebildiği 'olasılıkçı bir determinizm'e ihtiyacımız var...
Her an değişik olasılıkların gündeme geldiği bir dünyada iyimser olamasak da umutlu olmaya devam etmenin tek geçerli yolu bu...
Çünkü insanı harekete geçiren ve farklı olasılıkları gerçeklik haline getiren şeyin adıdır umut.
***
Sözünü ettiğimiz yazar, kitabın bir başka bölümünde şunları söylüyor:
'Umut diye bir şey olmayabilir ama o varmış gibi davranmadığımız takdirde, bu olasılığın gerçekleşme ihtimali kesindir.'
En kötüsü de bu değil mi?
***
Yeni bir yıla başlarken 'Kiliseler savaşı ve Türkiye' başlığı altında yazmakta olduğumuz yazılara bir günlüğüne ara vererek biraz 'felsefe' yaptığımız için kusura bakmayın!..
Çünkü geçmişin yarattığı duygu ister iyimserlik olsun isterse kötümserlik, 'felsefe' ve 'umut' olmadan yaşadığımız ana, bundan da öte hayatımıza bir anlam katamıyoruz...
Sanırız, o ünlü 'carpe diem' ('an'ı yakala') sözü ile ifade edilmek istenen şey de budur.
***
Mutlu ve umutlu yıllar dileğiyle...