Son yazımızda HDP eski eş başkanı Selahattin Demirtaş'ın, Altılı İttifakın Cumhurbaşkanı adayı Kemal Kılıçdaroğlu ile partisinin yapacağı görüşmeye ilişkin olarak 'HDP yönetimi kendisi için bir şey istemeyecek; kimseyi ayırmadan, 85 milyonun huzurunu, refahını, barışını sağlamak için hazır olduğunu belirtecek' ifadesini kullandığını hatırlatmış...

'Ancak gelişmeler HDP yönetiminin bu anlayışa katılmadığını ve pazarlık etmeden kimseye destek vermeyeceğini gösteriyor.' diyerek devam etmiştik...

Yazımızı, 'Unutmayalım, en sıkı pazarlıkçılar, söze 'Ben pazarlık etmem!' diye başlayanlar arasından çıkar.' sözleriyle noktalamıştık.

***

Nitekim, öyle oldu...

HDP, TBMM çatısı altında yapılmasını istediği görüşmede milletvekili ya da cumhurbaşkanı yardımcılığı gibi 'küçük' sorunları değil 'açılım' sorununu masaya koydu...

Ve Kılıçdaroğlu ile HDP eş başkanları seçimden sonra 'Kürt Sorunu'nun Meclis'e getirilmesi konusunda anlaştıklarını açıkladılar.

***

Bu noktada, 'Türkiye'de her topluluğun sorunları var; Kürtlerin de şikayetçi oldukları konular var. Bunların TBMM'de tartışılmasından daha doğal ne olabilir?' sorusu sorulabilir...

Doğrudur...

Ancak bu sorunların hiçbirinin arkasında, ABD tarafından silahlandırılmış ve donatılmış bir askeri gücün olmadığı gerçeği unutulmamalı, bu sorun başka sorunlarla karıştırılmamalıdır.

***

Ülkemizde kırk yılı aşkın bir süredir bu sorundan kaynaklanan çatışmaların yaşandığı, ABD'nin NATO toplantılarında bile Türkiye'nin güneydoğusunu ülke sınırları dışında gösteren haritalar açtığı ve güney sınırımızdaki komşularımızın topraklarında sözde 'özgür' ama gerçekte kendisine bağımlı 'garnizon devletçikler' oluşturduğu koşullarda TBMM'de yapılacak görüşmeler acaba bu gelişmelerden bağımsız bir biçimde yürütülebilecek mi?..

Daha da önemlisi, bu gelişmelerden büyük ölçüde etkilendiği bilinen HDP, ABD güdümündeki Kandil ve Kobani'den gelen ve Türkiye'de de bu tür yönetimler oluşturmayı hedefleyen baskılar karşısında direnebilecek mi?..

***

Samimi olarak bağımsız ve demokratik bir toplumda yaşamak isteyen insanlar açısından bu sorular büyük önem taşıyor...

Biz de bu sorulara ön yargılarla hemen cevap vermek yerine 'Umarız, öyle olur' diyelim...

Ve böyle durumlarda başvurulması gereken en iyi öğretmen olan tarihe bir göz atalım.

***

II. Meşrutiyet dönemi, bu açıdan derslerle dolu bir dönemdir...

2018 Ocak ayında birinci baskısı YKY tarafından yapılan 'II. Meşrutiyet'in İlk Yılı' başlıklı kitapta II. Meşrutiyet'in ilan edildiği günlerde yaşanan bayram havası şöyle anlatılmaktadır:

'O akşam Saray'dan gönderilen bir telgrafla padişahın Kanun-ı Esasiyi yürürlüğe koyduğu bildirilmiş, bu haber şehrin her tarafına yayılmıştı. Herkes artık özgür olmanın mutluluğunu yaşıyordu. Türk, Arnavut, Bulgar, Sırp, Rum, Ulah, Müslüman ve Hıristiyan bütün Rumeli halkı bu sevince katılıyordu. 'Hürriyet, Müsavat. Uhuvvet, Adalet' yazılarıyla süslenmiş meydanlarda Meşrutiyetin millete neler getireceğini anlatan söylevler veriliyor, insanlar birbiriyle kucaklaşıyordu. Bu sevinç nedeniyle bütün Resne köylüleri şehre dolmuştu. Kalabalık sabırsızlıkla Arnavut Toska çetesi reisi Çerçis'in gelmesini bekliyordu. Çerçis Bey ile yine Arnavut çete reisi Adem Bey, yanlarında otuz kadar adamlarıyla geldiler. Resneli Niyazi Bey (Hürriyet Kahramanı) ve adamları Çerçis ve Adem Bey'i karşıladılar ve iki taraf birbirlerini tebrik etti.'

Resneli Niyazi Bey, o zamana kadar sözü edilen çetelerle mücadele eden birliklerde görev yapmış ancak daha sonra Saray'a isyan etmiş ünlü bir subay, Adem Bey ise bağımsız bir Arnavutluk için Osmanlı güçlerine karşı savaşan bir 'komitacı' idi.

***

Bu kucaklaşmadan kısa bir süre sonra olanlara gelince...

Kısa bir süre sonra Avrupa'nın büyük güçleri tarafından planlanan Balkan Savaşı patlak verdi...

Ve Arnavutluk 'bağımsızlığını' ilan etti.

(Devam edecek)