Önceki yazımızda Millet İttifakı içinde CHP, DEVA, Gelecek Partisi, Demokrat Parti ve Saadet Partisi'nin oluşturduğu blok karşısında yalnızlaşan ve masadan kalkan, ancak ayrılma girişimi sonrası ortaya çıkan tepkiler nedeniyle ittifaka geri dönmek zorunda kalan İYİ Parti saflarında seçim sonrası için bir takım hazırlıklar yapıldığını...
Kılıçdaroğlu'nun cumhurbaşkanı seçilmesi durumunda Muharrem İnce'ye Cumhurbaşkanı yardımcılığı verilerek Memleket Partisi'nin de ittifakın içine alınması önerisinin bu hazırlıkların bir parçasını oluşturduğunu, İYİ Parti ile iyi ilişkiler içinde olan İstanbul ve Ankara Büyükşehir belediye başkanlarının da cumhurbaşkanı yardımcılığı yapabilmeleri olasılığı düşünüldüğünde, İYİ Parti, Memleket Partisi ve iki belediye başkanından oluşan dört cumhurbaşkanı yardımcısının, DEVA, Gelecek Partisi, Demokrat Parti ve Saadet Partisi'nin oluşturduğu dörtlü grubu dengeleyebileceğini...
Bu durumda Kılıçdaroğlu'nun da cumhurbaşkanı sıfatıyla bu yeni güç dengesini hesaba katarak hareket etmek zorunda kalacağını yazmıştık.
***
Aslında bu durum, Kılıçdaroğlu'nun da işine yarayabilir...
Çünkü seçimlerden sonra İYİ Parti'nin ittifaktan ayrılması durumunda, Kılıçdaroğlu, Cumhurbaşkanı olsa bile kendisini CHP tabanının kabul etmekte zorlanacağı 'İslamcı ve muhafazakar' partilerle çevrelenmiş durumda bulacaktır...
İmamoğlu ve Yavaş'ın da desteğini alacak olan 'Milliyetçi ve Cumhuriyetçi' İYİ Parti- Memleket Partisi blokunun oluşması durumunda ise iki blok arasında bir denge kurulacak, bu durumda Kılıçdaroğlu'nun hareket alanı genişleyecektir.
***
Tek başına kalması durumunda cumhurbaşkanlığına seçilme ya da barajı geçebilme şansına sahip olmayan, ancak böyle bir bileşim içinde siyaset alanında mevcudiyetini sürdürdüğü gibi kendi gücünün ötesine geçen bir avantaj sağlayabilecek olan Muharrem İnce de bu durumun yaratacağı avantajları görmektedir...
İYİ Parti'nin ortaya attığı öneriyi desteklemesi ve Kılıçdaroğlu'nun partisini ziyaret edeceğine ilişkin haberleri başlangıçta sıcak sözlerle karşılamış olmasının nedeni budur...
Ancak bu haberlerin gerçeği yansıtmadığı anlaşılınca İnce bekle-gör tavrına girmiş, 'Benimle iletişim kuran olmadı. Görüşme talebi olmadı. Nokta.' diyerek kampanyasına devam edeceğinin işaretini vermiştir.
***
Yine de İnce'nin 100 bin imza sınırını oldukça rahat geçebilmiş olması da kendisine seçim sürecinde geniş bir manevra alanı sağlamış bulunmaktadır...
Kılıçdaroğlu tavrını değiştirirse İnce, seçim öncesinde Cumhurbaşkanlığı yardımcılığı ve belirli bir milletvekili kontenjanı karşılığında birinci turda Kılıçdaroğlu'na desteğini sunabilir...
Bu konuda bir anlaşma sağlanamaz ve Cumhurbaşkanlığı seçimi ikinci tura kalırsa başka pazarlıklara girebilir.
***
HDP'nin Kılıçdaroğlu'na destek verme kararı da bu tablo çerçevesi içinde değerlendirilmelidir...
HDP dışarıdan göründüğünün aksine bu süreçte herhangi bir fedakarlık yapmış değildir...
Tam aksine Kılıçdaroğlu'nun cumhurbaşkanı olması durumunda verdiği destek sayesinde 'Kürt sorunu'nu TBMM'ye getirme imkanına kavuşmuş, yanı sıra sümen altında tuttuğu bir çok konuyu pazarlık konusu haline getirmiştir.
***
Bu konuların neler olabileceğinin işaretlerini Ahmet Türk Nevruz'da yaptığı konuşmada Öcalan'ın serbest bırakılma talebini dillendirerek vermişti...
HDP'nin önde gelen isimlerinden Sırrı Sakık da, partisini eleştiren İYİ Parti İstanbul Milletvekili Yavuz Ağıralioğlu'na cevap verirken sarf ettiği şu sözlerle gerçek niyetlerini dile getirmiştir:
'HDP'nin, Emek ve Özgürlük Bloku'nun oyları ile gelip cumhurbaşkanı, cumhurbaşkanı yardımcısı, bakan olacaksınız. Size oy vereceğiz, (Sonra da) 'Aman şunu yapmayın, etmeyin' herkes haddini bilecek... Bizim küçük hesaplarımız yok. Biz, yüz yıllık cumhuriyeti değiştireceğiz.'
***
Bu arada Emek ve Özgürlük Bloku içinde yer alan ya da bu bloktan bağımsız olarak Kılıçdaroğlu'na destek vermeyi kararlaştıran sol partilerin Kılıçdaroğlu'nun cumhurbaşkanlığı seçimini kazanması sonrasında nasıl bir yol izleyecekleri de merak konusudur...
Blok içinde yer alan EMEP ve İşçi Partisi gibi partiler, genelde HDP'nin politikalarına destek verseler de Sol Parti ve TKP gibi partiler bugüne kadar HDP'nin etki alanının dışında kalmış ve ulusal değerleri savunan bir yol izlemişlerdir...
Bu partiler, cumhuriyetin kuruluş yıllarını da HDP'nin tersine anti-emperyalist bir bakış açısıyla değerlendirmektedir; dolayısıyla 'yüz yıllık cumhuriyeti değiştirme' projesine destek olmaları beklenemez.
(Devam edecek)