Türkiye'nin iç politikasında dış dinamiklerin rolünü ele aldığımız son yazımızda AKP'nin kurulduğu ve iktidara geldiği dönemde ABD'nin 'Büyük Ortadoğu Projesi' olarak adlandırılan, İslamcı siyasi güçleri kullanarak Ortadoğu'ya müdahale planını hayata geçirdiğini...

Aynı dönemde, DSP ve merkez sağ partilerin çöktüğünü, CHP'nin Kemal Derviş'i 'transfer etmesi', MHP'nin de Kemal Derviş'li koalisyon hükümetinde yer alması nedeniyle büyük oy kaybına uğradığını...

Böylece iç ve dış dinamiklerin birbirini destekleyerek oluşturdukları ivme ile AKP'nin kurulduktan hemen sonra katıldığı ilk seçimde tek başına iktidara gelme imkanına kavuştuğunu söylemiştik.

***

O dönemde AKP'nin şansı, bu kadarla da kalmadı...

2000'li yıllardan itibaren ABD'nin izlediği parasal genişleme politikası nedeniyle, kısa vadeli hareketlerle spekülatif karlar elde etmeyi amaçlayan sıcak para miktarında önemli bir artış oldu... Öyle ki, ABD'nin 2008 finans krizinden sonraki dört yıl içinde bastığı para miktarı 200 küsur yılda bastığının dört katına, yaklaşık 3.3 trilyon dolara ulaştı... Avrupa Merkez Bankası ve Japon Merkez Bankası da krizi aşmak için ABD'nin para basma modelini izlediler.

AKP iktidarı, yüksek faizle borçlanma pahasına bu sıcak para hareketlerinden kaynak sorununu çözmek için bol bol yararlandı.

***

2010 yılında Büyük Ortadoğu Projesi'nin nihai aşaması olacağı düşünülen 'Arap Baharı' harekatı başladığında, AKP'nin itibarı hem Batı dünyasında hem de Ortadoğu'daki İslamcı akımlar nezdinde doruk noktasındaydı...

O yılın Eylül ayında AKP, '12 Eylül askeri diktatörlüğünün getirdiği anayasayı değiştirmek' sloganıyla bir referandum yapmış ve 'yetmez ama evet'çi liberallerin de katkılarıyla referandumdan başarıyla çıkmıştı...

Tunus'tan Afganistan'a kadar uzanan ve esas gövdesini Müslüman Kardeşler örgütünün oluşturduğu İslamcı akımlar, Türkiye gibi 'ulusalcı ve laik' bir ülkede kazandığı başarılar nedeniyle AKP'yi bir 'rol modeli' olarak görüyorlardı.

***

Arap Baharı'nın başlamasından yaklaşık bir yıl önce ABD'de başkanlık seçimleri yapılmış ve başkanlık koltuğuna Obama oturmuştu...

O zamana kadar ABD siyaset dünyasında fazla tanınmayan Obama'nın başkanlık yarışını kazanması farklı yorumlara yol açmıştı... Bu yorumlardan birine göre, Obama'nın seçilmesi, ABD'nin 'etkili ve yetkili çevreleri tarafından yapılmış bir operasyondu... Operasyonun amacı, Irak'ın işgalini 'Haçlı Seferi' olarak tanımlayan Bush'un yerine, yarı-siyahi ve Müslüman kökenli bir hukukçuyu başkanlık koltuğuna oturtmak, böylece, Irak'ın işgali nedeniyle Arap halklarında ABD'ye karşı gelişen tepkiyi yumuşatmaktı...

2009 yılında başkan seçilen Obama'nın, ilk yurtdışı ziyaretini Ankara'ya yapması bu yorumu destekler mahiyetteydi... Obama, Arap ülkeleri tarafından da ilgiyle izlenen bu ziyaret sırasında yaptığı konuşmalarda AKP hükümetinin politikalarını överken, kendi ailesinde de Müslümanlar bulunduğunu özellikle vurguladı... Oysa başkanlık seçimleri için yarışırken bu iddiaları yalanlamıştı.

***

ABD ve NATO tarafından Arap Baharı operasyonları başlatıldığında, AKP iktidarının planları ile ABD yönetiminin planları örtüşmekteydi...

O yıllarda Başbakan olan Ahmet Davutoğlu, daha 2001 yılında bir akademisyen sıfatıyla yazdığı 'Stratejik Derinlik' adlı kitabında ABD ile birlikte hareket ederek Türkiye'nin Ortadoğu'da Osmanlı devletinin mirasını devralabileceğini ve bölgesel bir güç haline gelebileceğini savunmuştu...

Dikkat çekici olan nokta, Davutoğlu'nun savunduğu görüşün ABD'li stratejist Samuel Huntington'un 'Medeniyetler Çatışması' tezinden yola çıkarak oluşturulmuş olmasıydı. Bu tez, ilk olarak 1993 yılında ABD dış siyasetine yön veren CFR (Council on Foreign Relations) adlı kuruluşun çıkardığı Foreign Affairs dergisinde makale olarak yayınlanmış, daha sonra geliştirilerek 1996 yılında kitap olarak basılmış ve 'Büyük Ortadoğu Projesi'nin ilham kaynağı olmuştu.

***

Arap Baharı operasyonu, başlangıçta Tunus, Libya ve Mısır'da kolayca başarıya ulaştı...

Bu ülkelerde ABD'nin başını çektiği koalisyonun askeri operasyonları ve siyasi desteğiyle 'eski rejimler' yıkılarak Müslüman Kardeşlerin ana gövdesini oluşturduğu hükümetler kuruldu...

Ancak sıra Suriye'ye geldiğinde işler 'çatallaştı' ve Türkiye ile ABD arasındaki ilişkilerde günümüze kadar hala giderilemeyen bir takım çatlaklar oluştu.

(Devam edecek)