Türkiye'nin iç politikasında dış dinamiklerin etkisi ile ilgili yazımızın sonunda yakın tarihimizden bazı örnekler vermiş...
1960'da ABD ile anlaşmazlığa düşen Menderes Hükümeti'nin düşürülmesi, 1971 ve 1980'de askeri yönetimlerin işbaşına gelmesi, 12 Eylül sonrasında ANAP'ın iktidar olması ve son olarak AKP'nin kurulma sürecinde ABD'nin izlediği uluslararası politikaların etkisine değinmiştik...
Bu etki doğrudan ya da dolaylı gerçekleşmiş olabilir, ancak Türkiye'nin İkinci Dünya Savaşı sonrasında ABD önderliğindeki 'Batı kampına' katılması, bu kampın askeri örgütü NATO'nun bir üyesi olması, ekonominin yıllar içinde ABD ve AB'nin uzantısı haline gelmesi gibi olguların siyaset üzerindeki etkisi inkar edilmesi mümkün olmayan bir gerçektir.
***
ABD'nin 'ılımlı İslamcı' akımlardan yararlanarak gerçekleştirmeye çalıştığı 'Büyük Ortadoğu Projesi'ne destek veren AKP'nin iktidara gelme sürecinde bu etki, iç politika sahnesine açık bir biçimde yansımıştır...
Hatırlanacağı üzere, 1990'lı yılların ortalarında TSK içinde ABD'ye tek yanlı bağımlılığın sona erdirilmesini ve 'çok yanlı' bir dış politika izlenmesini savunan 'ulusalcı subaylar' güçlenmiş, bu gücün etkisiyle 28 Şubat süreci yaşanmıştı...
Bu süreç sonunda Batı karşıtı 'Milli Görüş' çizgisindeki Erbakan'ın Refah Partisi ile Çiller'in başında bulunduğu DYP'nin kurduğu koalisyon dağılmış, ardından Ecevit'in kurduğu bir azınlık hükümeti yönetime gelmişti...
ABD, 2003 yılında Irak'a yapacağı nihai müdahale öncesinde Başbakan Ecevit'ten askeri ve siyasi destek istemiş, ancak Ecevit, Saddam'ın devrilmesinin Ortadoğu'da neden olacağı kargaşaya dikkat çekerek bu desteği vermekten kaçınmıştı...
Bunun üzerine 2001 yılında yaşanan ekonomik krize çare bulması için ABD ve Dünya Bankası tarafından gönderilerek kabineye 'ekonomiden sorumlu bakan' olarak atanmış Kemal Derviş aracılığıyla DSP liderliğindeki hükümet çökertilmişti.
***
AKP, o dönemde 'Milli Görüş' gömleğini çıkardığını iddia eden Refah Partili bir kadro tarafından kuruldu ve 'merkez sağ'da doğan boşluğu da dolduracak 'ılımlı İslam' yanlısı bir çizgi izleyeceği vaadiyle güçlendi...
Sözü edilen dönemde hem iç hem de dış koşullar, AKP'nin güçlenmesi açısından son derece elverişliydi...
Ekonomide finans krizi özelleştirmeler ve tarımsal fonların bankaların kurtarılması operasyonunda kullanılması yoluyla atlatılmış, ancak Ecevit'in DSP'si ve merkez sağ kesimdeki partiler köylüden aldığı tüm desteği yitirmişti.
***
İslami-muhafazakar bir tabana dayanan AKP, koalisyonun dağılmasının ardından merkez sağ kesimin kaybettiği 'liberal' ve yönünü ABD'ye dönmüş 'solcuların' neoliberal oylarını kendine çekmekle kalmadı, Kemal Derviş'in tümüyle kaldırdığı tarımsal destekleri geri getireceği vaadiyle kırsal kesimin boşlukta kalan oylarını da topladı...
ABD ve NATO'nun yönlendirdiği 'Batı dünyası' da, Büyük Ortadoğu Projesine destek veren 'ılımlı İslam' çizgisindeki bu partiyi, siyaset, medya, devlet ve cemaatler içindeki etkisini kullanarak destekledi...
AKP, bu koşullardan yararlanarak, yeni kurulmuş bir parti olmasına rağmen, girdiği ilk seçimde tek başına iktidara gelebildi.
***
ABD, AKP'nin tek başına iktidara gelmesinin ardından Irak'ı işgal planının gerçekleşmesinin önünde bir engel kalmadığını düşündü...
Ancak 1 Mart tezkeresi olarak adlandırılan , 'Türk Silahlı Kuvvetleri'nin yabancı ülkelere gönderilmesi ve yabancı silahlı kuvvetlerin Türkiye'de bulunması için Hükûmet'e yetki verilmesine ilişkin tezkere', Hükümet tarafından 25 Şubat 2003'te TBMM'ye sunulduğunda yeterli çoğunluğu sağlayamadığı için reddedildi...
ABD, bu olayın faturasını yeni iktidara gelmiş olan AKP yönetimine değil, bir süreden beri 'dış politikada ABD'ye tek yanlı bağımlılık' konusunu eleştiren 'ulusalcı subaylara' kesti...
Ardından, 'ulusalcı subayların 'solcu aydınların' da katkısıyla kurduğu etkinliğinin kırılması amacıyla doğrudan ABD etkisi altında olan FETÖ kullanılarak Ergenekon ve Balyoz yargılamalarının düğmesine basıldı...
Bu olay, Türkiye'nin siyaset sahnesindeki güçler dengesini tamamen değiştirmekle kalmayacak, Irak'ın işgalinin sonrasında 'Arap Baharı' adı altında yeni bir işgal dalgasının başlatılmasında da önemli rol oynayacaktı.
(Devam edecek)