Son zamanlarda 'laiklik' meselesi üzerinde yoğunlaşan ve giderek yoğunlaşan bir tartışmanın içine girmiş bulunuyoruz...
Bu tartışma, Türkiye'nin geleceği açısından büyük önem taşıyor...
Ancak, tartışmada meselenin dış dinamiklerle ilgili yönünü genellikle ihmal ediyoruz.
***
Dış dinamikler Osmanlı devletinin son dönemlerinden günümüze gelinceye kadar hem ülkenin geleceği, hem de toplumsal güçlerin mevzilenmesinde önemli bir oynadı...
Konunun derinliklerine girmeden bir kaç önemli tarihsel dönüm noktasına gönderme yapmakla yetinecek olursak...
'Türkiye'nin modernleşmesi' yolunda atılan ilk adım sayılabilecek Islahat Fermanı ve Tanzimat, Batılı kapitalist ülkelerin sağladığı ekonomik ve toplumsal üstünlük karşısında tavizler vermek zorunda kalan Osmanlı devletinin atmak zorunda kaldığı bir adımdı.
***
Saltanatın anayasal bir kurumla dengelenmesini amaçlayan Birinci Meşrutiyet'in ve ilk anayasanın mimarı Mithat Paşa'ydı... Ancak Mithat Paşa, dönemin en güçlü 'Batılı' devleti olan İngiltere tarafından desteklenmeseydi padişahı değiştiremez ve meşrutiyeti ilan edemezdi...
Nitekim, II. Abdülhamid'in iktidarını güçlendirmesinin ardından 1876 Anayasası'nı yürürlükten kaldırmasıyla Birinci Meşrutiyet sona erdi... II. Abdülhamid, Osmanlı ülkesini paylaşma konusunda bir türlü anlaşamayan İngiltere ve Rusya arasında bir 'denge politikası' yürüterek kişisel iktidarını devam ettirebildi... Sonunda bu iki ülkenin Osmanlı ülkesini paylaşma konusunda anlaşmaya varması üzerine 'denge politikası'nın koşulları ortadan kalktı... Hemen ardından Rumeli'de çıkan ayaklanma sonucunda Anayasa yeniden yürürlüğe konuldu...
II. Meşrutiyet'in ilan edilmesi ve Anayasa'nın tekrar yürürlüğe girmesinde İttihat Terakki'ye destek olan Almanya'nın ülkede İngiltere ve Rusya'ya karşı duyulan tepkiyi kendi çıkarına yönlendirmesi önemli bir faktördü.
***
Dış dinamiğin iç politika üzerindeki etkisi modern Türkiye'nin tarihini de etkiledi...
Ulusal Kurtuluş Savaşı sırasında Ankara Hükümeti, Türkiye'yi paylaşma konusunda anlaşan ancak Rusya'da iktidara gelen Bolşevik hükümetin bu anlaşmayı bozması nedeniyle aralarında anlaşmazlığa düşen Batılı emperyalistlere karşı, Rusya'daki devrimci yönetimin desteğinden geniş ölçüde yararlandı... Daha sonra bağımsızlığını korumak için Sovyetler Birliği ile dostluk politikasını dış politikasının temeli yaptı...
1925 yılında yaşanan Şeyh Sait İsyanı, İngiltere'nin Türkiye'de artan Sovyet etkisine karşı 'Kürt kartı'nı oynamasının ilk örneğiydi... Dinsel yönetimin tekrar kurulmasını savunan Şeyh Sait aynı zamanda Cumhuriyeti parçalamak isteyen bir Kürt milliyetçisiydi... İsyandan sonra ülkede 'cumhuriyet reformlarının' yapılması ve üniter devletin güçlendirilmesi yolunda yürütülen çabalar, Sovyetler Birliği'nin bu politikaya verdiği ekonomik ve siyasi destekten güç alarak başarıya ulaştı.
***
Dış dinamikler, İkinci Dünya savaşı sonrasında ülkedeki 'tek şef, tek parti' yönetiminin sona ermesinde de etkili oldu...
O dönemde, 'Batı dünyası'nın lideri haline gelen ABD, Sovyet dostluğunu reddederek kendisine yönelen CHP'nin ulusçu politikalarına karşı bir alternatif yaratabilmek için çok partili sisteme geçilmesini dayattı...
Demokrat Parti'nin kurulması ve iktidara gelmesi bu sayede kolaylaştı.
***
1960'da ABD ile anlaşmazlığa düşen Menderes Hükümeti'nin düşürülmesi, daha sonra 1971 ve 1980'de askeri yönetimlerin işbaşına gelmesi ABD ve NATO'nun 'yeşil ışık' yakması sayesinde mümkün oldu...
12 Eylül sonrasında yaşanan 'sivilleşme süreci' ve ANAP'ın iktidara gelmesi de ABD'nin bölgesel egemenlik planlarıyla yakından ilgiliydi... Özal, 1979 yılından bu yana ABD yanlısı tutumuyla öne çıkmış, askeri yönetimin ekonomik politikalarını yönetmiş ve ABD'nin Sovyetlere karşı yürüttüğü 'demokratik mücadele'nin bir parçası olarak iktidara getirilmişti...
AKP'nin oluşma ve iktidar olma süreci ise, ABD'nin 'ılımlı İslamcı' akımlardan yararlanarak gerçekleştirmeye çalıştığı 'Büyük Ortadoğu Projesi' ve onun bir parçası olan 'Arap Baharı' süreciyle ilişkiliydi.
(Devam edecek)