Önceki yazımızda Belgrad'da gerçekleştirilen 'Bağlantısızlar Toplantısı'na katılan Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu'nun 'diğer katılımcı bakanlarla ayaküstü sohbet ettiği sırada' Suriye Dışişleri Bakanı ile yaptığı 'sohbet'ten söz etmiş...

Türkiye - Suriye arasındaki uzun yıllar sonra ilk üst düzey temas olarak kayıtlara geçen bu 'sohbet' sonrasında Çavuşoğlu'nun Suriye'nin toprak bütünlüğü konusunda söylediği olumlu sözlerin iki ülke arasındaki ilişkilerin 'normalleşmesini' savunan herkesi umutlandırdığını sözlerimize eklemiştik...

Bu sözler üzerine Moskova'daki Erdoğan-Putin görüşmesinin ana konularından birinin Türkiye-Suriye ve Türkiye'nin Suriye'de yapmayı planladığı operasyon olduğunu bilenlerin aklına ister istemez, 'acaba Moskova zirvesi' ile bu görüşme ve bu açıklama arasında bir bağlantı var mı' sorusu geldi...

Eğer öyleyse, bu gelişmenin etkileri Türkiye-Suriye ilişkilerinin çok ötesine uzanabilir, son dönemde Türkiye'nin Rusya, Çin ve İran gibi ülkelerle ilişkileri geliştirme çabalarının önü bugüne kadar hiç olmadığı kadar açılabilirdi.

***

İktidar cephesinden bu yöndeki mesajların ardı ardına ve daha güçlü ifadelerle gelmesi, bu umutları güçlendirdi...

Örneğin Çavuşoğlu'nun sözlerinin ardından bir açıklama yapan AKP Genel Başkan Yardımcısı Hayati Yazıcı da 'Şam ile ilişkiler direkt hale gelebilir, seviyesi de yükselebilir' dedi...

Bu gelişmenin hemen ardından AKP MKYK üyesi Metin Külünk, Rusya merkezli Sputnik ajansına bir demeç vererek. 'Batı'nın hedefinin küçültülmüş paramparça olmuş bir coğrafya kurmak' olduğunu belirtti ve 'Bu bir büyük adım. Temenni ederiz ki Türkiye ve Suriye ilişkileri 2011 Haziran'ından öncesine dönsün' ifadesini kullandı...

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın 'kadim dostu' olan ve halen AKP içinde etkili bir konuma sahip olan Külünk'ün konuşmasının devamında söylediği şu sözler ise 'Suriye açılımı'nın iktidarın en üst noktasından da destek gördüğünün bir göstergesiydi:

'Sayın Cumhurbaşkanımız zamanı iyi okuyan bir liderdir. Zaten Soçi zirvesi bu noktadaki bütün ipuçlarını verdi ve süreç çok hızlı işlemeye başladı. Burada dikkatli olunması gereken nokta şu; Suriye'nin içinde de bu denklemi bozmak isteyen sızıntı unsurların olacağını, beraberinde Atlantik ötesine müzahir terör örgütlerinin bu süreci sabote etmek için ciddi provokatif eylemlerin içinde olacaklarını görmeliyiz. (...) Bu bir büyük adım. Türkiye ve Suriye ilişkileri temenni ederiz ki 2011 Haziran'ından öncesine dönsün.'

***

Bu yöndeki mesajların bir diğeri, Hükümetin medyadaki en güçlü destekçisi olan Sabah gazetesinin başyazarı Mehmet Barlas'tan geldi...

Barlas'ın yazısında yer alan şu ifadeler adeta planlanmış bir programın özetlenmesi gibiydi:

'Eğer Türkiye'nin Suriye ile ilişkileri normalleşirse, Suriye topraklarında Amerika tarafından silahlandırılıp üslendirilen PKK'lıları tasfiye etmek de mümkün olur. Dahası Suriye'nin meşru rejimi ile işbirliği yaparak Halep şehrini yeniden yaşanılır hale getirebiliriz. Bilindiği gibi Halep, Suriye'nin İstanbul'udur. 6 milyon nüfuslu Halep eski haline kavuşturulduğu takdirde Türkiye'deki mülteci Suriyelilerin çoğu bu kente geri döner. (...) Sonuçta Amerika'nın altüst ettiği Ortadoğu'nun kurban ülkelerinden birinin Suriye, diğerinin de Irak olduğunu biliyoruz. Eğer Türkiye kendine güvenmeseydi, 15 Temmuz sonrasında Türkiye de Suriye gibi olur ve iç savaş ülkeyi bölebilirdi. Şimdi artık Türkiye, bölgesinin barış ve istikrar kaynağı. Hillary Clinton ve oradaki odaklara çok yakın olan eski Başbakan Ahmet Davutoğlu'nun Türkiye'yi soktuğu yanlış Suriye yolundan çıkma vakti geldi de geçiyor.'

***

Bu açıklamalar, böylesi önemli bir rota değişikliğinin iktidar partisinde herhangi bir reaksiyon yaratmayacağını aksine coşkuyla karşılanacağını gösteriyordu...

Peki, iktidarın ortağı MHP bu konuda ne düşünüyordu?..

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, bu sorunun cevabını fazla bekletmeden vererek, 'Atılan adımlar değerli ve isabetlidir' dedi ve şöyle devam etti: '2023'e kadar her alanda ve her komşumuzla normalleşme atmosferinin hakim olması samimi arzumuz ve umudumuzdur'.

***

Bu arada merak edilen bir konu da Suriye Hükümeti'nin bu yaklaşım konusunda takınacağı tavırdı...

Suriye Hükümeti halen bu konuda sessizliğini korumaya devam ediyor...

Ancak bazı işaretler, bu yaklaşımın karşılıksız kalmayacağını gösteriyor.

(Devam edecek)